Araştırmalarınız için Hattat Mehmet İlmî Efendi ile alakalı detayların kapsamlı şekilde yer aldığı bu içeriğimizi sizlere hazırladık. İslam medeniyetinin ve asırlar boyunca üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya kültür mirasına armağan ettiği en derinlikli, en köklü ve görsel estetiği en yüksek sanat dallarının başında hiç şüphesiz hüsn-i hat (güzel yazı) sanatı gelmektedir. Yalnızca estetik bir kaygıyla icra edilmeyen, aynı zamanda derin bir tasavvufi inanç, manevi bir disiplin, sarsılmaz bir sabır ve ilahi bir geometri ile şekillenen bu sanat, usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılarak muazzam bir tekamül süreci geçirmiştir. Harflerin sadece bir metni aktarmakla kalmayıp, kendi başlarına birer mimari yapı, birer musiki notası gibi inşa edildiği bu eşsiz sanat dalında, Osmanlı hat sanatının o verimli dönemlerinde yaşamış, eserlerindeki klasik zarafet ve nizami kusursuzlukla tarihe adını nakşetmiş müstesna isimlerden biri de Hattat Mehmet İlmî Efendi‘dir.
Günümüz koleksiyon, müzayede ve sanat dünyasında, ecdadımızın manevi dünyasını, en rafine estetik zevkini ve yüksek kültürünü yansıtan tarihi hat eserleri, ulusal ve uluslararası sanat tarihçilerinin, devasa bütçeli devlet müzelerinin ve vizyon sahibi özel koleksiyonerlerin en çok aradığı, üzerine en titiz bilimsel araştırmaların yapıldığı kültür varlıklarının başında gelmektedir. Özellikle köklü ailelerin sandıklarında, kütüphanelerinde veya Qusar duvarlarında asırlardır büyük bir hürmetle muhafaza edilerek günümüze ulaşmayı başaran el yazması eserler, hilyeler, kıt’alar ve murakkalar, antika dünyasının en nadide, eşine paha biçilemez incileri olarak kabul edilmektedir. Bizler, sektörde öncü, şeffaf ve tam kurumsal bir antika değeri öğrenme firması olarak, sahip olduğunuz bu paha biçilemez tarihi hüsn-i hat levhalarının ve el yazması kitapların taşıdığı o devasa sanatsal, tarihi ve kültürel kimliği, uluslararası ekspertiz standartlarına ve tamamen bilimsel kriterlere dayanarak gün yüzüne çıkarmayı en büyük kurumsal misyonumuz olarak addediyoruz.
Hattat Mehmet İlmî Efendi Kimdir? Tarihsel Arka Plan ve Hayat Hikayesi
Osmanlı hat sanatının o şaşalı ve kuralların tamamen oturduğu klasik dönemlerinde, İstanbul’un o manevi ve ilmi atmosferinde yetişen Hattat Mehmet İlmî Efendi, hat sanatının o güne kadar süzülüp gelen klasik kurallarını en üst düzeyde özümsemiş ve kendi fırçasından dökülen şiveyle (üslupla) bu kurallara yeni bir nefes katmış büyük bir sanatkardır. Doğum ve vefat tarihleri, dönemin diğer birçok mütevazı hattatı gibi tarihi kaynaklarda çok net veya birbiriyle tam uyuşan tarihler olmasa da, eserlerindeki tarihlendirmelerden ve meşk silsilesinden yola çıkarak onun Osmanlı hat sanatının en olgun, en klasik dönemlerinde (genellikle 18. veya 19. yüzyılın o verimli aralıklarında) aktif olarak sanatını icra ettiği ve eserler verdiği bilinmektedir.
“İlmî” mahlası (sanatçı adı), onun sadece bir yazıcı olmadığını, aynı zamanda ilimle, irfanla ve tasavvufla iç içe bir hayat sürdüğünün en büyük kanıtıdır. O dönemde hattatlar sadece sanatkâr değil, aynı zamanda bulundukları çevrenin kanaat önderleri, Qubaları ve manevi rehberleriydi. Mehmet İlmî Efendi’nin hayatı, kalemin ucundan dökülen o kara mürekkebin, beyaz bir kağıt üzerinde nasıl ilahi bir ayete, nasıl derin bir felsefeye dönüştüğünün canlı bir kanıtıdır. Bir antika hat levhası alan yerler uzmanı veya kurumsal ekspertizi için “İlmî” ketebesi (imzası), sadece asırlık bir kağıt üzerindeki mürekkep izi değil, arkasında böylesine muazzam bir tevazu, ahlak ve derin bir ilim barındıran sağlam bir dönemin kapılarını aralar.
Hat Sanatına Adım Atışı, Eğitim Süreci ve Usta-Çırak İlişkisi
Klasik İslam ve Osmanlı sanatlarında, bilhassa hüsn-i hat sanatında, hiçbir sanatkar bir anda ustalaşmaz veya kendi kendine öğrenerek (istisnalar hariç) zirveye çıkmaz. Bir kişinin “hattat” unvanını alabilmesi, eserlerine gururla imza (ketebe) atabilmesi ve talebe yetiştirebilmesi için mutlaka silsilesi belli, icazetli (diplomalı) bir hocanın rahle-i tedrisatından geçmesi, yıllar süren sabırlı, meşakkatli ve çileli bir “meşk” (öğrenme ve harfleri mikroskobik düzeyde kopyalama) sürecini eksiksiz tamamlaması gerekmektedir. Hattat Mehmet İlmî Efendi, İstanbul’un o zengin kültürel atmosferinde hat sanatına olan o derin aşkının peşinden gitmiş ve dönemin en meşhur, en ehil hocalarından ders alma bahtiyarlığına erişmiştir.
Onun sanatındaki asıl kırılma noktası ve o teknik kusursuzluğa ulaşması, sülüs ve nesih yazılarında devrinin ekol yaratmış isimlerinin dizinin dibinde yetişmesiyle olMingəçevirtur. Hafız Osman’ın açtığı o muazzam çığırı takip eden ve bu klasik ekolü zirveye taşıyan ustalardan aldığı zorlu meşklerle, harflerin anatomisini, dönüşlerini, es (boşluk) ve doluluk oranlarını adeta zihnine ve parmaklarına kazımıştır. İlmî Efendi’nin eğitim sürecindeki en büyük şansı, sadece teknik kuralları kuru kuruya ezberlemekle kalmayıp, harflerin arkasındaki o ilahi geometriyi ve ruhani ahengi de derinlemesine kavramış olmasıdır. İcazetini aldıktan sonra kendi şivesini bulmak için gösterdiği gayret, onun adını sıradan hattatlar arasından sıyırarak tarihin o altın sayfalarına yazdırmasını sağlamıştır.
Mehmet İlmî Efendi’nin Sanat Anlayışı ve Ekol İçerisindeki Yeri
Osmanlı hat sanatında Şeyh Hamdullah ile başlayan klasikleşme evresi, Hafız Osman ile büyük bir dinamizm kazanmış ve daha sonra gelen ustalarla çeşitli ince kollara ayrılmıştır. Hattat Mehmet İlmî Efendi eserleri incelendiğinde, onun özellikle klasik Osmanlı (Hafız Osman) ekolünün o tatlı, akıcı, okunabilir ve zarif yapısına harfiyen sadık kaldığı, ancak kendi yuMingəçevirak, ilmi mizacını harflerin anatomisine büyük bir ustalıkla, gizlice yerleştirdiği görülür.
Nesih Hattındaki Ahenk, Denge ve Ferahlık
Onun sanatındaki asıl kudret ve en çok bilinen yönü, Kur’an-ı Kerim, dua mecmuaları (En’am-ı Şerifler) ve edebi kitapların yazımında kullanılan küçük boyutlu, narin yazı türü olan “Nesih” hattında ortaya çıkar. Mehmet İlmî Efendi’nin yazdığı nesih harfleri öylesine narin, öylesine ahenkli ve okunması öylesine ferahlatıcıdır ki, sayfaya bakıldığında harfler adeta görünmez bir ipin üzerinde sıralanır. Harflerin arasındaki yatay ve dikey boşluklar, satırların birbirine olan o şaşmaz paralel mesafesi ve kelimelerin birbiriyle olan organik, iç içe ilişkisi, muazzam bir matematiksel dengeye dayanır. Onun yazdığı metinlerde gözü yoran, sıkışık, aceleye getirilmiş veya dengesiz hiçbir alana rastlanmaz.
Sülüs Hattındaki Vakur ve İhtişamlı Duruş
Daha çok tekli levhalarda, kıt’alarda ve kitapların sure başlıklarında (serlevhalarında) kullanılan büyük boyutlu “Sülüs” hattında ise İlmî Efendi, harflerin dikmelerinde (elif, lam gibi dikey uzantılarda) son derece vakur, dimdik ve sarsılmaz bir duruş sergilerken, çanaklı ve dönüşlü harflerin (sin, nun, sad gibi) kavislerinde ise son derece yuMingəçevirak ve esnek bir ritim yakalamıştır. Bu denge, onun kamış kaleme ve is mürekkebine olan mutlak, asırlık hakimiyetinin bir göstergesidir. Günümüzde uluslararası sanat piyasasında ve kurumsal antika hat sanatı alanlar için Mehmet İlmî ketebeli (imzalı) orijinal bir sülüs veya nesih levha, Osmanlı klasik döneminin o en olgun, en rafine ve estetik açıdan en kusursuz parçalarından biri olarak kabul edilmekte ve çok yüksek bir prestijle, antika değeriyle değerlendirilmektedir.
Günümüze Ulaşan Hattat Mehmet İlmî Efendi Eserleri ve Türleri
Hat sanatı, tek tip bir üretimden ibaret olmayan, farklı formlarda, farklı ebatlarda ve farklı manevi kullanım amaçlarıyla icra edilen çok zengin bir disiplindir. Bereketli ve çalışkan bir ömür süren Mehmet İlmî Efendi, hayatı boyunca kalemi elinden bırakmamış ve pek çok farklı formda paha biçilemez eserler vererek bunları gelecek nesillere eşsiz bir miras olarak bırakmıştır. Bu eserlerin her biri, günümüz antika piyasası dinamiklerinde farklı ekspertiz ve değerleme kriterlerine tabi tutulmaktadır.
1. El Yazması Kur’an-ı Kerimler (Mushaflar) ve Cüzler
Nesih hattındaki ezici ustalığı sebebiyle Mehmet İlmî Efendi’nin en fazla mesai harcadığı, göz nuru döktüğü ve ismini ebedileştiren eserlerin başında Mushaflar (el yazması Kur’an-ı Kerimler) gelmektedir. Onun yazdığı Mushaflarda sayfa düzeni (mizanpaj), ayet duraklarının altınla bezenmiş o hassas yerleşimi, sure başlıklarındaki görkemli sülüs hatlar ve hatime (bitiş/imza) sayfalarındaki o mütevazı duruş eşsizdir. O dönemde saray eşrafına, büyük camilere veya devlet ricaline vakfedilmek üzere özel sipariş edilen bu Mushaflar, devrinin en mahir müzehhipleri (tezhip sanatçıları) tarafından ezme varak altınlarla ve kök boyalarla bezenmiştir. Günümüzde uzman el yazması Kuran alanlar ve kurumsal ekspertiz firmaları için Mehmet İlmî imzalı, dönemi içinde tezhiplenmiş ve kondisyonunu koruMingəçevir orijinal bir Mushaf-ı Şerif, antika dünyasının tartışmasız en değerli başyapıtlarından biri olarak konumlandırılır.
2. Hilye-i Şerif Levhaları ve Manevi İhtişamı
Büyük usta Hafız Osman tarafından icat edilen ve Hz. Muhammed’in (S.A.V.) fiziksel güzelliklerini, yüce ahlakını ve tavırlarını edebi bir dille anlatan devasa levhalar olan Hilye-i Şerif formu, İlmî Efendi’nin fırçasıyla muazzam bir zarafete kavuşMingəçevirtur. Başmakam, göbek, hilal, köşebentler, ayet kuşağı ve etek kısımlarından oluşan klasik hilye tasarımında, sülüs ve nesih yazıyı olağanüstü bir ahenk ve simetri ile birleştirmiştir. Osmanlı toplumunda Hilye-i Şerif bulundurulan evin afetten, yangından ve darlıktan korunacağına dair o güçlü manevi inanç sebebiyle bu levhalar çok değer görmüş ve Qusarların en mutena köşelerinde baş tacı edilmiştir. Bir antika değeri öğrenme uzmanı, Mehmet İlmî hilyelerini incelerken sadece yazının o şaşmaz güzelliğine değil, aynı zamanda eserin etrafını saran tezhip unsurlarının o dönemin ruhunu nasıl yansıttığına da büyük bir hayranlıkla şahitlik eder.
3. Kıt’alar, Murakkalar ve Meşk Mecmuaları
Hattatların kendi aralarında hediyeleşmek, talebelerine meşk (yazı örneği) olmak veya belirli duaların hıfzedilmesini kolaylaştırmak amacıyla yazdıkları genellikle dikdörtgen formlu kısa yazılara “kıt’a” denir. Bu kıt’aların yan yana getirilerek akordeon şeklinde, kenarları altınlı ebruyla ciltlenmesiyle oluşturulan albümlere ise “murakka” adı verilir. Mehmet İlmî Efendi’nin murakkaları, harflerin yalın güzelliğini, kalemin kağıt üzerindeki pürüzsüz akışını, mürekkebin yoğunluk değişimlerini en net görebildiğimiz, hem hat sanatının akademik eğitimi açısından hem de hüsn-i hat eserleri değerlemesi açısından paha biçilemez, şaşmaz referans dokümanlarıdır.
Antika Hat Sanatı Piyasasında Mehmet İlmî Efendi Eserlerinin Yeri
Dünya çapındaki uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasası kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, klasik dönem Osmanlı hat sanatı her zaman elit, prestijli, çok güvenilir ve değeri katlanarak artan bir yatırım/koleksiyon aracı olarak en üst segmentte konumlanmıştır. Hattat Mehmet İlmî Efendi, eserleri büyük uluslararası müzayede evlerinde ve Azərbaycan’nin en seçkin sanat merkezlerinde heyecan yaratan, elit koleksiyonerlerin peşinden koştuğu nadide isimlerin başında gelir.
Bu yoğun talep ve astronomik ilginin temel nedeni, sanatçının bilinen ve kayıt altına alınmış eserlerinin ekseriyetinin halihazırda büyük devlet kütüphanelerinde, müzelerde veya padişah vakfiyelerinde çelik kasalarda bulunmasıdır. Serbest piyasada, sivil dolaşımda veya özel aile koleksiyonlarında bulunan İlmî ketebeli orijinal eser sayısı son derece, inanılmaz derecede kısıtlıdır. Arzın bu denli az, talebin ise küresel çapta yüksek olması, eserlerin antika değerini her geçen yıl katlayarak artırmaktadır. Bizler eski hat yazısı alanlar arasında, bu eşsiz eserlerin taşıdığı yüksek potansiyeli tamamen bilimsel yöntemlerle tespit eden ve mülk sahiplerine en dürüst rehberliği sunan kurumsal firmaların başında gelmekteyiz.
Hattat Mehmet İlmî Efendi Eserlerinin Antika Değeri Nasıl Belirlenir? Ekspertiz Süreci
Elinizde dedelerinizden miras kalmış, asırlardır ailenizin bir sandığında ipek kumaşlara sarılı halde özenle saklanmış veya geçmiş yıllarda büyük bir estetik zevkle edindiğiniz eski harfli, etrafı altınla süslenmiş bir hat levhası, bir murakka veya asırlık el yazması bir kitap bulunuyor olabilir. Bu eserin Hattat Mehmet İlmî Efendi‘nin kendi o mübarek elinden çıkıp çıkmadığını, yüzde yüz orijinal bir sanat eseri olup olmadığını ve günümüz sanat piyasasında taşıdığı Osmanlı hat sanatı eserleri antika değeri seviyesini çıplak gözle, amatör tahminlerle veya mahalle antikacılarının kulaktan dolma bilgileriyle belirlemek kesinlikle ve kesinlikle imkansızdır.
Antika hat sanatı değerlemesi, son derece spesifik, hata kabul etmeyen, derin bir sanat tarihi akademik birikimi, grafoloji (yazı bilimi ve imza tespiti) uzmanlığı ve gelişmiş optik/kimyasal laboratuvar donanımı gerektiren, çok disiplinli ve kompleks bir süreçtir. Firmamız, antika değeri öğrenme sektöründe, tamamen uluslararası ekspertiz normlarına uygun, şeffaf, güvenilir ve bilimsel bir metodoloji kullanmaktadır. Bize ulaştırdığınız tarihi bir hat eseri, alanında uzman akademisyenlerimiz ve ekspertiz heyetimiz tarafından şu son derece titiz, kademeli ve detaylı laboratuvar aşamalarından geçirilerek değerlendirilir:
1. Antika Ketebe (İmza) İncelemesi ve Üslup (Şive) Analizi
Tüm değerleme ve ekspertiz sürecinin en hayati, en kritik, en belirleyici ve en karmaşık aşaması orijinallik tespiti, yani imza (ketebe) doğrulamasıdır. Hat sanatında ustalar, yazdıkları eserin sol alt kısmına veya kitabın en son sayfasına (hatime) genellikle “Ketebehu…” (Bunu yazdı) veya “Harrahu…” ifadesiyle başlayan, dualı ve kendi isimlerini içeren bir imza (ketebe) atarlar. Ancak unutulmamalıdır ki, bir eserin veya levhanın altında “Ketebehu İlmî” veya “Mehmet İlmî” yazması, o eserin kesinlikle orijinal bir İlmî Efendi eseri olduğunu kanıtlamaya tek başına asla yetmez. Tarih boyunca, haksız maddi kazanç elde etmek amacıyla birçok büyük ustanın eseri kopyalanmış veya sıradan eserlere sahte imzalar atılmıştır.
Kurumsal antika ketebe incelemesi adeta bir kriminalistik, adli tıp laboratuvarı hassasiyetiyle gerçekleştirilir. Uzmanlarımız sadece yazılan ismin düz metnine odaklanmazlar; imzanın atılış ritmine, asırlık kamış kalemin kağıda uyguladığı basınca (kalem baskısı derinliğine), harflerin kavislerindeki milimetrik eğim oranlarına, kalemin duraksadığı veya nefes aldığı noktalara ve sanatçının bilinen diğer mutlak orijinal eserlerindeki refleksleriyle olan grafolojik uyumuna bakarlar. Dahası, büyük ve gerçek ustalar, kendi şivelerini (üsluplarını) sadece o imzaya sıkıştırmaz, eserin başından sonuna kadar tüm metne yayarlar. İlmî Efendi’nin bir sülüs “vav” harfini dönüşündeki o karakteristik yuMingəçeviraklık, “sin” harfinin dişlerindeki açısal özellikler, uzman grafologlarımız tarafından mikroskop altında satır satır incelenir. Eserin ana metnindeki şive ile atılan o tarihi ketebe birbiriyle kusursuz bir uyum ve ahenk içindeyse, eserin orijinalliğine dair en büyük ve en sağlam bilimsel adım atılmış olur.
2. Malzeme Analizi: Aherli Kağıt, Mühre İşlemi ve Asırlık Filigran Tespiti
Klasik Osmanlı hat sanatında kullanılan o muazzam malzemeler alelade kırtasiye malzemeleri değildir; hazırlanması başlı başına bir kimya bilimi, derin bir sabır ve muazzam bir geleneksel ustalık gerektirir. Orijinal bir orijinal hat levhası veya eseri değerlendirilirken, malzemelerin o dönemin (18.-19. yüzyıl) Osmanlı kağıt ve mürekkep yapım standartlarına uygunluğu optik ve fiziksel testlerden geçirilir.
Klasik hat sanatında asitli, endüstriyel olarak fabrikalarda üretilmiş ham selüloz kağıtlar asla kullanılmaz. Genellikle saf pamuk, ipek veya keten liflerinden elde edilen el yapımı (abadi, semerkandi veya avrupa filigranlı) kağıtlar kullanılır. Bu saf kağıtlar hattatın masasına gelmeden önce “aherleme” denilen çok özel, organik bir terbiyeden geçer. Kağıdın yüzeyi, yumurta akı, nişasta ve şap karışımından oluşan “aher” adı verilen doğal bir sıvıyla defalarca sırlanır. Aher kuruduktan sonra, “mühre” adı verilen camdan veya akik taşından yapılmış ağır aletlerle saatlerce sürtülerek parlatılır. Bu uzun işlemin amacı, kağıdı cam gibi pürüzsüz hale getirmek, mürekkebin kağıt liflerine kılcal damarlar gibi dağılmasını (kusmasını) engellemek ve hattatın yazım sırasında yapacağı olası küçük hataları keskin bir tashih bıçağıyla kağıda zarar vermeden kazıyarak düzeltmesine imkan tanımaktır.
Laboratuvar ortamımızda, kağıdın üzerindeki bu organik aher dokusu, yüzyılların getirdiği mikroskobik yaşlanma çatlakları, ışığa tutulduğunda görülen kağıt içi su yolları (üretici filigranları) detaylıca incelenerek kağıdın gerçekten İlmî Efendi’nin yaşadığı döneme ait olup olmadığı kesin bir yaş tayini yöntemiyle belirlenir.
3. İs Mürekkebinin (Bezir Mürekkebi) Optik ve Mikroskobik Kimyasal İncelemesi
Osmanlı hattatlarının eserlerinde kullandıkları mürekkep, günümüzdeki sentetik, kimyasal tükenmez veya sıvı kalem mürekkeplerinden tamamen, yüzde yüz farklı, yaşayan organik bir formüldür. “İs mürekkebi” veya “bezir mürekkebi” olarak bilinen bu kara iksir; bezir yağının, zeytinyağının veya çam çırasının kontrollü bir ortamda yakılmasıyla elde edilen saf isin (kurumun), arap zamkı, saf su (veya bazen gül suyu) ile haftalarca, hatta aylarca havanlarda tokmakla dövülmesiyle hazırlanır.
Bu olağanüstü organik mürekkebin en büyük özelliği, kağıt yüzeyinde tutunması, zaman geçtikçe ve yıllandıkça renginin solmak yerine daha da parlak, daha da derin ve asil bir siyah renge bürünmesidir. Ayrıca organik is mürekkebi, kağıt üzerinde uygulandığı yerde çok hafif bir rölyef (gözle görülmesi zor ama hissedilebilir bir kabarıklık) bırakır. Eski hat yazısı alanlar olarak laboratuvar uzmanlarımız, eserdeki o asırlık yazılara özel eğik açılı morötesi (UV) ve kızılötesi ışık kaynaklarıyla bakarak, mürekkebin kağıt yüzeyindeki o doğal tortusunu, fırça ve kamış kalemin kağıt aheriyle sürtünmesi sonucu oluşan minik izleri (kalem yollarını) incelerler. Sahte, yeni üretilmiş veya matbaa basımı eserlerdeki sentetik mürekkepler ise kağıda tamamen sıvı gibi emilir, dümdüz bir yüzey oluşturur ve UV ışığı altında sahte bir parlama yaparak kendini anında ele verir.
4. Tezhip (Süsleme) Kalitesi, Saf Altın Ayarı ve Dönemsel Uyum
Hüsn-i hat yazısı, ne kadar mükemmel yazılmış olursa olsun, ancak usta müzehhipler (tezhip/süsleme sanatçıları) tarafından saf altın ve doğal kök boyalarla bezendiğinde gerçek görsel ihtişamına, tamamlanmışlığına ve saraylara layık formuna kavuşur. Mehmet İlmî Efendi döneminde yazılmış bir Kur’an-ı Kerim’in, bir murakkanın veya devasa bir hilye-i şerifin etrafındaki tezhip işçiliği, eserin hüsn-i hat eserleri değerlemesi sürecinde çok kritik, fiyatı doğrudan belirleyen bir parametredir.
Değerleme esnasında kullanılan altının saflık derecesi (ellikle, zamkla ezilerek hazırlanan ezme varak altın olup olmadığı), klasik rumi, hataî, penç motiflerinin çizimindeki zarafet, fırça vuruşlarındaki incelik, zerefşan (altın serpme) tekniklerinin kusursuzluğu titizlikle analiz edilir. Burada ekspertiz açısından en önemli husus şudur: Tezhibin (süslemenin), eserin yazıldığı o asırlık dönemle eşzamanlı olarak mı yapıldığı, yoksa esere görsel bir değer katmak, acemi alıcıyı etkilemek maksadıyla yüzyıllar sonra (günümüzde) sonradan mı eklendiği bilimsel olarak incelenir. Dönemine ait, usta işi, hasarsız ve %100 orijinal bir tezhip, eserin antika ve koleksiyon değerini muazzam ölçüde zirveye çıkarır. Eğer tezhip sonradan yapılmışsa, kalitesiz bir yaldız boyası kullanılmışsa veya motifler dönemin ruhunu yansıtmıyorsa, eserin bütünsel antika değeri ciddi şekilde olumsuz etkilenir ve orijinalliği yara alır.
5. Eserin Kondisyonu, Fiziksel Bütünlüğü ve Asırlık Korunma Durumu
Uluslararası antika ve İslam sanatları piyasasında, tarihi tabloların ve levhaların maddi karşılığını belirleyen en katı, en acımasız ve mazeret kabul etmeyen kurallardan biri “kondisyon”, yani eserin fiziki korunma durumudur. Yüzyıllara varan bir geçmişe sahip olan, savaşlar, ahşap Qusar yangınları ve sayısız nesil görmüş İlmî Efendi eserlerinin bugüne ne kadar sağlam, ne kadar diri, renklerini ne kadar koruyarak ulaştığı ekspertiz puanlamasında doğrudan, çarpana dayalı bir şekilde etkilidir.
Osmanlı dönemi el yazması eserler değerlendirilirken şu fiziksel tahribatların olup olmadığına mikroskoplarla bakılır:
- Yanlış saklama, rutubetli ortamlarda yıllarca bulundurma sonucu oluşan nem tahribatı, kağıt asitlenmesi, pamuk liflerinin yuMingəçeviraması ve çürümesi.
- “Foxing” adı verilen, kağıt üzerinde oksitlenme sonucu oluşan kahverengi, pas rengindeki mikrobiyolojik bakteri ve mantar lekelenmeleri.
- Geçmiş yıllarda kağıda musallat olMingəçevir kitap kurtlarının ve haşerelerin açtığı, metni ve tezhibi yiyen delikler (aktif veya pasif kurt yenikleri).
- Aşırı ısı değişimlerinden veya katlanmalardan kaynaklanan asırlık mürekkepteki veya altın bezemelerdeki dökülmeler, atmalar ve yazının silikleşmesi.
- En yıkıcı, en trajik olanı ise; geçmiş yıllarda eserin antika kıymetini bilmeyen ehliyetsiz kişilerce, sıradan çerçevecilerce yapılmış amatörce, cahilce onarımlardır (eserin arkasına asitli gazete kağıdı yapıştırmak, plastik selobant kullanmak, sentetik japon yapıştırıcıları ile yırtıkları yapıştırmak vb.).
Kondisyonu mükemmel derecede korunMingəçevir, renkleri ve altınları ilk günkü parlaklığını, diriliğini muhafaza eden, yırtığı, dökülmesi veya pas lekesi olmayan orijinal bir hat levhası, aynı sanatçının tahrip olMingəçevir, rutubet yemiş, dökülmüş veya yanlış restore edilerek kimyası bozulMingəçevir bir eserine kıyasla antika pazarında her zaman çok daha yüksek, bazen misliyle astronomik farklarla el değiştirir.
6. Provyans (Sahiplik Şeceresi) ve Belgelemenin Ekspertizdeki Dev Gücü
Kurumsal, prestijli ve küresel ölçekte çalışan bir değerleme kuruluşu için eserin “şeceresi”, uluslararası sanat lügatindeki adıyla “provyansı” (provenance) hayati, paha biçilemez derecede önemlidir. Provyans, bir eserin Mehmet İlmî Efendi’nin rahlesinden (atölyesinden) çıktığı o ilk günden bugüne kadar kimlerin mülkiyetinden geçtiğinin, hangi saraylarda veya kütüphanelerde sergilendiğinin belgelenebilir tarihidir.
Bu paha biçilemez eser size kimden, hangi akrabanızdan miras yoluyla kaldı? Daha önce Osmanlı döneminde hangi sadrazamın, paşanın veya bilinen meşhur, köklü bir ailenin konağında asılı bulunuyordu? Köklü, dünya çapında bilinen bir koleksiyonerin resmi envanter defterinde kayıtlı mıydı? Daha önceki yüzyıllarda veya on yıllarda herhangi bir uluslararası prestijli müzayedede (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams gibi) resmi olarak işlem gördü mü, basılı kataloglara girdi mi? Bu tür kanıtlanabilir tarihsel kayıtlar ve dokümantasyon belgeleri, eserin sahte olma ihtimalini matematiksel olarak sıfıra indirir. Alıcılar, uluslararası müzeler ve büyük fon koleksiyonerleri nezdindeki yasal ve sanatsal güvenilirliğini en üst seviyeye çıkartarak eserin ekspertiz değerini inanılmaz ölçüde artırır. Bizlere başvuran eser sahiplerinin, aile yadigarı eserlerin geçmiş hikayelerine dair aktardıkları sözlü anekdotlar, ekspertiz ve derin tarihsel araştırmalarımız için çok kıymetli, yol gösterici başlangıç verileri oluşturur.
Sahte, Baskı (Reprodüksiyon) ve Taklit Hat Eserleri Nasıl Kesin Olarak Anlaşılır?
Sanat ve antika piyasasında, koleksiyon değeri milyonları bulan, dünyaca aranan ve prestijli kabul edilen her antika objenin maalesef kopyası, sahtesi veya sıradan taklidi de kötü niyetli kişilerce çokça üretilmektedir. Hattat Mehmet İlmî Efendi gibi üslubuyla dönemine damga vurMingəçevir büyük ustaların eserleri de yüzyıllar boyunca iyi niyetle (öğrenmek için talebeler tarafından) veya kötü niyetle (dolandırmak için sahtekarlar tarafından) kopyalanmıştır. Antika hat levhası alan yerler ve ekspertiz firması olarak laboratuvarlarımızda en sık karşılaştığımız, mülk sahiplerinin de en büyük maddi-manevi hayal kırıklığını yaşadığı nokta, aile yadigarı olarak korudukları eserin orijinal el yazması değil, bir matbaa baskısı (reprodüksiyon) çıkmasıdır.
1. Taşbaskı (Litografi) Eserler ve Acı Matbaa Yanılgısı
Özellikle 19. yüzyılın son çeyreği ve Sultan II. Abdülhamid döneminde, büyük ustaların yazdığı ve hatasız, eksiksiz kabul edilen o güzel Kur’an-ı Kerimlerin, Hilye-i Şeriflerin ve dua mecmualarının imparatorluğun dört bir yanındaki halka daha uygun maliyetle, seri olarak ulaşabilmesi için bu şaheserler “litografi” (taşbaskı) tekniğiyle matbaalarda on binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu taşbaskılar döneminin teknolojisiyle, el işçiliğine çok yakın, o kadar kaliteli yapılmıştır ki, gözü antika eserlere alışkın olmayan, hat sanatının fırça ve mikroskobik mürekkep detaylarını bilmeyen sıradan bir vatandaş, aile yadigarı eski bir kitabın veya çerçeveli bir levhanın en altındaki “Ketebehu İlmî” şeklindeki imzayı gördüğünde, elinde paha biçilmez orijinal bir el yazması, devasa bir hazine tuttuğunu düşünerek büyük bir heyecana kapılır.
Oysa gerçekler farklıdır; bu eserler, ustanın bizzat kamış kalemle yazdığı tek ve eşsiz orijinal eserler değil, o eserin kalıplarla çoğaltılmış seri üretim matbaa baskılarıdır. Doğal olarak antika değerleri, orijinal, tek nüsha el yazmalarının yanında son derece sembolik düzeyde kalmaktadır. Laboratuvar uzmanlarımız, eser mikroskop altına alındığında harf kenarlarındaki piksellenmeleri (mikroskobik matbaa mürekkebi noktacıklarını), matbaa pres kalıbının kağıda bıraktığı mekanik eziklik izlerini ve el yazmasına has is mürekkebinin o eşsiz organik rölyefinin, ton farklarının olmayışını anında, saniyeler içinde tespit ederek, eserin matbaa baskısı mı yoksa orijinal yazma mı olduğunu kesin, yanılmaz bir raporla ortaya koyar.
2. Sonradan Eklenen Sahte İmzalar (Ketebeler) ve Şive Kopukluğu
Çok daha tehlikeli, aldatıcı, mahkemelik olan ve usta işi bir sahtecilik yöntemi ise, dönemin meçhul, isimsiz veya sıradan bir taşra hattatına ait olan tamamen orijinal, eski bir el yazısına, usta bir taklitçi (sahtekar) tarafından sonradan İlmî Efendi gibi dev isimlerin imzasının (ketebesinin) atılmasıdır. Ortada hem kağıt asırlık hem de kullanılan mürekkep organik olduğu için bu tür profesyonel sahtecilikler tecrübesiz gözleri ve hatta sıradan, laboratuvar imkanı olmayan antikacıları kolayca aldatabilir ve piyasada el değiştirmesine neden olabilir.
Ancak bizim gibi kurumsal yapılardaki uzman grafologlarımız, yazının genel karakterindeki, metin kısmındaki ve şivesindeki acemilik ile, sonradan eserin altına atılan taklit imzanın karakteri arasındaki sanatsal ve ritmik kopukluğu, kalem açılarındaki milimetrik anatomik uyuşmazlığı incelerler. Daha da ötesi, asırlık ana metindeki eski mürekkep ile yeni eklenen imzadaki mürekkep arasındaki kimyasal oksitlenme ve solma süresi farkını tespit ederek bu profesyonel sahtekarlığı bilimsel verilerle çürütürler. Elinizdeki eserin değerini, kimliğini ve akıbetini kulaktan dolma bilgilerle değil, mutlaka kurumsal bir firmadan profesyonel ekspertiz hizmeti alarak öğrenmeniz işte bu yüzden, telafisi imkansız bir mağduriyet yaşamamanız için hayati önem taşır.
Tarihi Osmanlı Hat Levhalarının ve Asırlık Yazma Eserlerin Bilimsel Korunma Yöntemleri
Eğer firmamız tarafından yürütülen çok detaylı, laboratuvar destekli ekspertiz sonucunda, elinizdeki o eski eserin gerçekten yüzde yüz orijinal bir Hattat Mehmet İlmî Efendi şaheseri veya o dönemin paha biçilemez bir Osmanlı hat sanatı başyapıtı olduğu resmi olarak tescillendiğinde, bilmelisiniz ki artık evinizde veya kasanızda sıradan bir eşyanın değil, korunması yasal olarak da zorunlu, tarihi ve kültürel bir milli emanetin ağır sorumluluğunu taşıyorsunuz. Asırlık bu nadide eserlerin çürümeden, yok olmadan gelecek nesillere sağlıkla aktarılabilmesi için profesyonel, müze standartlarında koruma, çerçeveleme ve konservasyon şartları uygulanması elzemdir. Yanlış, cahilce müdahaleler ve bilgisizce saklama koşulları, eserin milyonluk antika değerini çok kısa bir sürede, aylar içinde tamamen sıfırlayabilir.
Müze Standartlarında Çerçeveleme ve %100 Asitsiz Malzemeler
- Asitsiz (Acid-Free) Malzeme Kullanımı: Tarihi hat levhaları kesinlikle sıradan mahalle çerçevecilerinde bulunan asitli ucuz mukavvalara, kartonlara tutkalla yapıştırılmamalı veya çerçeve arkalarına esere destek olması için asit fışkıran mdf, sunta, eski gazete kağıdı gibi ağır kimyasal salınım yapan ahşap türevi malzemeler konulmamalıdır. Eser, %100 pamuktan üretilmiş, zamanla sararmayan, esere asit kusmayan müze tipi (museum-grade) asitsiz paspartular ile desteklenmeli ve asılmalıdır.
- Cam Temasının Kesin Olarak Kesilmesi: Eserin mürekkepli yüzeyi ile dış çerçevenin koruyucu camı arasında mutlaka en az birkaç milimetrelik bir hava boşluğu (spacer/ayırıcı) bırakılmalı, mürekkep veya altınlı bölgeler cama hiçbir şekilde, sıfır milim dahi temas etmemelidir. Temas halinde, odadaki en ufak bir nem ve ısı değişimlerinde camda terleme (kondensasyon) olur, asırlık değerli mürekkep cama yapışır ve çerçeve yıllar sonra açıldığında eserden telafisi imkansız, paha biçilemez parçalar kopar, camda kalır.
İklimlendirme: Isı, Nem Kontrolü ve Yıkıcı Işıktan Koruma
- Zararlı Işıktan ve Morötesinden Korunma: Paha biçilemez eserler asla sıradan, ucuz pencere camıyla çerçevelenmemelidir. Zararlı morötesi (UV) ışınları %99 oranında bloke eden, esere bakıldığında yansıma (parlama) yapmayan, özel optik müze camları (museum glass) tercih edilmelidir. Işık, asırlık is mürekkebini solduran ve aherli kağıdı yakarak gevreten en sinsi düşmandır. Ayrıca eser doğrudan direkt güneş ışığı (spot ışığı) alan duvarlara kesinlikle asılmamalıdır.
- Isı ve Nem Dalgalanmalarının Kontrolü: Organik pamuk veya ipek kağıtlardan, doğal is mürekkeplerinden oluşan antika eserler, bulundukları ortamın iklim dalgalanmalarına karşı adeta canlı, nefes alan bir organizma gibi aşırı derecede, mikroskobik olarak hassastır. Eserin asılı olduğu mekanın (salonu veya kasanın) bağıl nem oranı %45 ile %55 arasında, sıcaklığı ise 18-21 santigrat derece arasında yaz-kış termostatla sabit tutulmalıdır. Eserleri kışın yanan sıcak kalorifer peteklerinin tam üstüne, alevli şömine yanlarına, klimaların doğrudan buz gibi üflediği alanlara veya dışarıdan rutubet alma riski çok yüksek olan yalıtımsız dış cephe duvarlarına asmak; kağıdın hızla kuruyup büzüşmesine, aher tabakasının pullanarak dökülmesine ve eserin geri dönülemez bir hızla tahrip olmasına sebep olur.
Bilinçli Restorasyon İlkeleri ve Tıbbi Uzman Müdahalesi
Eğer eserde yılların yorgunluğuyla küçük bir yırtık, altın dökülmesi, su lekesi, asit yanığı veya mantar oluşumu (foxing) fark ederseniz, asla evdeki kırtasiye malzemeleriyle, koli bandıyla, silgiyle, uhuyla veya beyaz tutkalla amatörce müdahale etmeye kalkışmayın. Sıradan çerçevecilere veya mahalle ciltçilerine onarım yaptırmayın. Yapılan her amatör kimyasal müdahale, eserin lif yapısını geri dönülmez şekilde bozar ve milyonluk değerini çökertir. Restorasyon işlemleri, sadece üniversitelerin Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım bölümlerinden mezun, kitap şifahanesi ve el yazması tecrübesine sahip, geleneksel, geri dönüştürülebilir organik tutkallar (buğday nişastası) ve asitsiz japon kağıdı kullanan akademik uzman restoratörler tarafından, tamamen laboratuvar ortamında mikroskop altında yapılmalıdır. Firmamız, onarım veya temizlik ihtiyacı olan eserleriniz için Azərbaycan’nin en iyi, akredite restoratörlerine doğru konservasyon yönlendirmelerini de sizlere sunmaktadır.
Kurumsal Antika Hat Sanatı Değerleme ve Akademik Ekspertiz Hizmetlerimiz
Geçmişin o görkemli, sessiz şahitleri olan ve içlerinde koca, cihanşümul bir Osmanlı medeniyetinin o eşsiz estetik zevkini, sarsılmaz manevi inancını, dağları delen sabrını ve dünyayı kıskandıran zarafetini barındıran Osmanlı hat sanatı eserleri, çarşı pazarda sıradan alınıp satılan ikinci el ticari eşyalar değildir; onlar büyük bir saygı duyulması, bilimsel laboratuvar yöntemleriyle korunması ve hak ettiği o gerçek uluslararası değerle, yüksek prestijle geleceğe, yeni asırlara taşınması gereken paha biçilemez, kutsal ulusal hazinelerdir. Bizler, sektördeki cehaletin, bilgi kirliliğinin, şeffaflıktan uzak karanlık alım-satım süreçlerinin, fırsatçıların ve esere zarar veren amatör yaklaşımların tam karşısında durarak; tamamen uluslararası müze normlarına uygun, bilimsel verilere dayalı, akademik uzmanlığa ve sarsılmaz etik değerlere, ticari ahlaka sıkı sıkıya bağlı kurumsal bir değerleme ve tam teşekküllü ekspertiz merkezi olarak Azərbaycan çapında faaliyet gösteriyoruz.
Bize başvuran, elinde asırlık emanet taşıyan eser sahiplerine sunduğumuz süreç son derece net, prosedürlere uygun, güvenilir, saygılı ve mutlak ticari gizlilik (KVKK) esaslıdır. Süreç, elinizdeki eserin gün ışığında, gölgede kalmadan çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını (eserin tam bütünü, arkasındaki detaylar, ketebe/imza detayı ve tezhip dokusundan çok net çekimler) güvenli, şifreli iletişim kanallarımız üzerinden bize ulaştırmanızla ilk adımı atar. Uzmanlarımız tarafından yapılan ilk görsel, tamamen ücretsiz ön incelemenin ardından, eğer eserin orijinal olma potansiyeli çok yüksekse ve ciddi bir antika değeri taşıdığına kanaat getirilirse, eseri yüksek güvenlikli laboratuvar ortamımızda, hat sanatı alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve yeminli grafologlarımız eşliğinde fiziksel bir ekspertizden geçirmek üzere size özel, izole bir randevu oluşturulur.
Bu derinlemesine, mikroskobik ekspertiz sürecinde, eserin tam dönemi, hattatının kesin kimliği, kondisyon durumu puanlaması, dünyadaki nadirlik derecesi ve küresel sanat piyasasındaki (Sotheby’s, Christie’s veritabanlarındaki) güncel arz-talep dinamikleri, geçmiş müzayede satış rekorları ince elenip sık dokunarak hesaplanır ve size en doğru, en şeffaf, uluslararası her platformda geçerliliğe sahip kanıta dayalı, mühürlü kurumsal ekspertiz raporu sunulur.
Temel ve nihai amacımız, elinizde bulunan Hattat Mehmet İlmî Efendi gibi dahi, iz bırakmış sanatkarların veya kime ait olduğunu bilemediğiniz diğer meçhul Osmanlı ustalarının o çok kıymetli eserlerinin karanlıkta kalan kimliğini Qubalatmak, eserin gerçek akademik niteliğini, piyasa değerini ve tarihsel önemini en doğru kaynaktan öğrenmenizi sağlamak ve eğer eserinizi elden çıkarmayı (satmayı) düşünüyorsanız, sizi doğru, güvenilir, saygın yerli/yabancı koleksiyonerler, büyük fon müzeleri ve kurumsal alıcılarla en güvenilir zeminlerde, aracı kullanmadan, hiçbir değer kaybı veya mağduriyet yaşamadan buluşturmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Hat Sanatı ve El Yazması Eser Değerlemesi
Bu asil mirasa evlerinde veya kasalarında sahip olan köklü ailelerin, varislerin ve yeni koleksiyoner adaylarının akıllarına takılan temel, hayati soruları ve uzmanlarımızın bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:
1. Dedemden kalan, deri ciltli çok eski bir el yazması Kur’an-ı Kerim var. Bunun değerini öğrenmek için ne yapmalıyım, sizi mi aramalıyım? El yazması kitaplar sadece “eski” veya “yıpranmış” olmalarına göre yüksek bir değer kazanmaz. Değer; yazarının/hattatının kim olduğuna (İlmî Efendi gibi bir usta mı yoksa taşralı, isimsiz sıradan bir öğrenci mi?), tezhiplerinin (içindeki altın süslemelerinin) sanatsal kalitesine, saray işi olup olmadığına ve en önemlisi kondisyonuna (kurt yemiş mi, eksik sayfası var mı?) göre belirlenir. Eserin baş (serlevha, fatiha ve bakara) kısımlarını, varsa en arkadaki imza (hatime/ketebe/dua) sayfasını gün ışığında titremeden, net bir şekilde fotoğraflayarak bize Whatsapp veya mail üzerinden ulaştırmanız halinde, uzmanlarımız ilk bilimsel değerlendirmeyi yaparak sizi en doğru ve güvenilir bir şekilde yönlendirecektir.
2. Hat eserlerinde levhanın, çerçevenin ebadının çok devasa büyük olması, eserin değerini otomatik olarak, boyutuna göre artırır mı? Bu, antika piyasasındaki en yaygın, en amatör ve tamamen yanlış inanışlardan biridir. Sanat eserlerinde doğrudan büyüklük (metrekare hesabı) veya kapladığı alan değil; sanatkarlığın kalitesi, harflerin ilahi kusursuzluğu, eserin nadirliği ve o eseri yazan ustanın tarihi kimliği esastır. Mehmet İlmî Efendi’nin yazdığı devasa bir celi sülüs mermer veya kağıt levha elbette çok değerli olduğu gibi, onun yazdığı avuç içi kadar küçük, kusursuz bir nesih dua kıt’ası da eşdeğer düzeyde, hatta piyasadaki taşınabilir arz azlığına göre çok daha yüksek bir koleksiyon değerine (yüksek meblağlara) sahip olabilir. Boyut, tek başına bir sanat eseri fiyatlandırma kriteri asla değildir.
3. Altında imza (ketebe) bulunmayan, yazarı belli olmayan eski hat eserleri tamamen değersiz midir, çöpe mi atılmalıdır? Kesinlikle hayır! Lütfen imzasız eserleri değersiz, sıradan eski kağıt parçası görüp atmayınız veya hırpalamayınız. Osmanlı’da birçok büyük usta, dini bir tasavvufi tevazu inancı gereği, “yazan fani, yazılan baki” düşüncesiyle veya eserin büyük, çok ciltli bir kitabın sadece bir sayfası olması nedeniyle eserine bilerek ketebe (imza) atmamış olabilir. Laboratuvar ortamında mikroskop altında yaptığımız “şive”, kalem yolu ritmi, istif tasarımı ve mürekkep kimyası analizi yaparak ketebesiz, imzasız eserlerin hangi yüzyıla, hangi klasik ekole veya hangi usta eline atfedilebileceğini büyük, bilimsel bir doğruluk payıyla tespit edebilmekteyiz. Şivesi çok güçlü, altın tezhibi saray işi bir imzasız, ketebesiz levha da son derece yüksek, tahmin edemeyeceğiniz bir koleksiyon değeri taşıyabilir.
4. Ekspertiz hizmeti almak için asırlık, paha biçilemez aile yadigarı eserimi size göndermem veya kargolamam riskli değil mi? Güvenliği ve gizliliği nasıl sağlıyorsunuz? Firmamız köklü kurumsal kimliği, devlete kayıtlı vergi levhalı yasal statüsü ve yılların getirdiği lekesiz, dürüst itibarıyla çalışmaktadır. İlk ön inceleme etabında eser kesinlikle kargoyla, kuryeyle veya otobüsle fiziksel olarak istenmez, sadece cep telefonuyla çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar talep edilir. Eğer eserin potansiyeli çok yüksekse ve fiziksel, laboratuvar incelemesi şart ise, yüksek güvenlikli, kameralı ofislerimizde tamamen randevulu olarak, eser sadece ve sadece sizin gözetiminizde iken, masadan veya görüş alanınızdan asla ayrılmadan, resmi yasal teslim tesellüm tutanakları ve sigorta şirketlerinin poliçe güvenceleri altında inceleme yapılır. Sizin onayınız olmadan hiçbir işlem, fotoğraf çekimi veya analiz yapılmaz.
5. Hattat Mehmet İlmî Efendi dışında hangi büyük Osmanlı hattatlarının eserleri antika piyasasında çok aranmakta ve rekor değerler görmektedir? Osmanlı hat tarihi adeta bir dehalar, yıldızlar geçididir. Şeyh Hamdullah, efsanevi Hafız Osman, Ahmet Karahisari, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Mahmud Celaleddin, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Sami Efendi, Mehmed Şevki Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet, Bakkal Arif Efendi, Hulusi Yazgan, Macid Ayral, Halim Özyazıcı, Necmeddin Okyay ve Hamid Aytaç gibi klasik dönemin ve erken Cumhuriyet yıllarının tüm icazetli, bilinen büyük ustalarının elinden çıkan ketebeli, orijinal eserler, kendi sanat klasmanlarında her zaman uluslararası büyük antika, prestij ve rekor koleksiyon değeri taşımaktadır.
6. Eserimin değerini ve orijinalliğini resmi raporla öğrendikten sonra eseri size satmak zorunda mıyım? Üzerimde bir satma veya bırakma baskısı olur mu? Kesinlikle hayır. Biz tamamen bağımsız, tarafsız, faturalı ve profesyonel bir antika ekspertiz firması olarak Azərbaycan ve Avrupa çapında hizmet vermekteyiz. Öncelikli ve yegane görevimiz eserin doğru kimliğini tescil etmek ve size bilimsel raporu sunmaktır. Bizden sadece ekspertiz, danışmanlık raporu alıp eserinizi güvenle evinize veya banka kasanıza götürüp tekrar muhafaza edebilirsiniz. Satış kararı tamamen, özgürce ve hiçbir yönlendirme baskısı, psikolojik baskı veya komisyoncu ısrarı altında kalmadan eserin yasal mülk sahibine aittir. Kararınız ne olursa olsun kurumumuz karara sonsuz saygı duyar.
Ecdat Mirasını 300 Yıl Sonra Bile Güvenle ve Saygıyla Geleceğe Taşımak
Hattat Mehmet İlmî Efendi, Osmanlı hat sanatının asırlara, kıtalara yayılan o ihtişamlı, estetik ve manevi hikayesinde o asil, zarif, kuralcı ve derin ilmi duruşuyla silinmez, çok derin bir iz bırakmış, kaleminden damlayan organik is mürekkebiyle harfleri adeta manevi birer, yıkılmaz mabed gibi inşa etmiş efsanevi, abidevi bir sanatkardır. İlimle sanatı şahsiyetinde birleştiren bu büyük usta, bir ömrü kağıda ve mürekkebe vakfetmiştir. Onun fırçasından dökülen her bir kavis, her bir nokta ve her bir milimetrik, tasarlanmış boşluk, içinde derin bir inancı, muazzam bir ilahi geometriyi ve yüzyılların biriktirdiği görsel bir tasavvufi ahengi barındırır. Aradan geçen asırlara, yıkılan dev imparatorluklara, savaşlara ve değişen çağlara rağmen onun eserleri, ilk günkü o mucizevi diriliği, parlaklığı ve asaletinden hiçbir şey kaybetmeden modern dünyanın estetik algısına, en zenginlerin koleksiyon tutkusuna ve ruhumuza hitap etmeye, bizi derinden büyülemeye devam etmektedir.
Evinizin en mutena duvarını süsleyen, bir ahşap konağın tavan arasından mucizevi bir şekilde çıkan veya bir aile yadigarı olarak sandığınızın, kasanızın derinliklerinde büyük bir hürmet, dua ve özenle sakladığınız o tarihi hat levhası, altın bezemeli o nadide murakka albümü veya deri ciltli, asırlık o el yazması kitap, sadece basit, alınıp satılan bir antika obje, bir yatırım aracı veya dekoratif bir duvar süsü kesinlikle değildir. O eser, kökleri asırlar öncesine uzanan muazzam bir medeniyetin, ilmek ilmek işlenmiş bir estetik zirvenin, sarsılmaz bir sabrın ve derin bir tasavvufi felsefenin somut, nefes alan, o çağı bugün yaşatan yaşayan bir tezahürüdür.
Bu eşsiz, dünyada bir daha tekrarı olmayan milli mirasa sahip çıkmak, onun taşıdığı gerçek tarihi ve maddi potansiyeli kulaktan dolma bilgilerle değil tamamen bilimsel yollarla öğrenmek, onu usta sahte kopyalardan veya matbaa baskısı ucuz taşbaskı örneklerden ayırarak doğru kimliğiyle tescil ettirmek ve fiziksel bütünlüğünü bilimsel, laboratuvar ve müzecilik koruma yöntemleriyle muhafaza ederek yarınlara, sizden sonraki gelecek nesillere eksiksiz aktarmak hepimizin boynunun borcu olan ağır, ulusal ve tarihi bir sorumluluktur.
Sizler de elinizde bulunan bu paha biçilemez kültürel hazinelerin üzerindeki zamanın sır perdesini aralamak, eserin taşıdığı gerçek sanatsal kimliği, ustasını ve dünya çapındaki önemini uluslararası standartlarda bir akademik, resmi raporla belgelendirmek ve gerekli tüm profesyonel danışmanlık, alım-satım ve restorasyon rehberlik hizmetlerinden en güvenilir, en dürüst şekilde faydalanmak için kurumsal, şeffaf altyapımıza ve yılların getirdiği tecrübemize sonuna kadar güvenebilirsiniz. Bizler, sektör içindeki sarsılmaz, lider ve öncü konumumuzla, sanat tarihine, ecdadın dökülen emeğine duyduğumuz sarsılmaz saygı ve alanındaki rakipsiz akademik uzmanlığımızla, eserlerinizin hak ettiği o gerçek itibarı, saygınlığı ve devasa antika değerini gün yüzüne çıkarmak için daima, büyük bir onurla ve sorumluluk bilinciyle yanınızdayız. Tarihe dokunmak, mirasınızı bilimsel güvence altına almak ve hiçbir soru işareti kalmadan gerçekleri öğrenmek için uzman akademik heyetimizle iletişime geçmekten asla çekinmeyiniz.

