Hattat Mustafa Râkım Efendi hayatı, eserleri ve hayata kattığı değerler için bu içerik hazırlandı, hemen inceleyebilir bilgi alabilirsiniz. İslam medeniyetinin ve asırlar boyunca üç kıtaya hükmetmiş, dünya tarihine yön vermiş Osmanlı İmparatorluğu’nun küresel kültür mirasına armağan ettiği en derinlikli, en köklü ve görsel estetiği en yüksek sanat dallarının başında hiç şüphesiz hüsn-i hat (güzel yazı) sanatı gelmektedir. Yalnızca estetik, dekoratif bir kaygıyla icra edilmeyen; aynı zamanda derin bir tasavvufi inanç, manevi bir disiplin, sarsılmaz bir sabır ve ilahi bir geometri ile şekillenen bu sanat, usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılarak muazzam, eşsiz bir tekamül süreci geçirmiştir. Harflerin sadece edebi veya dini bir metni aktarmakla kalmayıp, kendi başlarına birer anıtsal mimari yapı, göze hitap eden birer musiki notası gibi inşa edildiği bu kadim sanat dalında, on sekizinci yüzyılın sonu ile on dokuzuncu yüzyılın başlarında Osmanlı hat sanatına tam anlamıyla bir “inkılap” (devrim) getirmiş, harflerin anatomisini yeniden yazmış ve eserlerindeki erişilmez anıtsal kusursuzlukla tarihe adını altın harflerle yazdırmış en büyük dehalardan biri de Hattat Mustafa Râkım Efendi‘dir.
Günümüz koleksiyon, müzayede ve sanat dünyasında, ecdadımızın manevi dünyasını, en rafine estetik zevkini, devlet ciddiyetini ve yüksek kültürünü yansıtan tarihi hat eserleri; ulusal ve uluslararası sanat tarihçilerinin, devasa bütçeli devlet müzelerinin, İslam sanatları fonlarının ve vizyon sahibi özel koleksiyonerlerin en çok aradığı, üzerine en titiz bilimsel araştırmaların yapıldığı kültür varlıklarının başında gelmektedir. Özellikle köklü ailelerin sandıklarında, kütüphanelerinde, saray vakfiyelerinde veya eski Qusarların ahşap duvarlarında asırlardır büyük bir hürmetle, duayla muhafaza edilerek günümüze ulaşmayı başaran el yazması eserler, hilyeler, kıt’alar, murakkalar ve devasa levhalar, antika dünyasının en nadide, eşine paha biçilemez incileri olarak kabul edilmektedir. Bizler, sektörde öncü, şeffaf ve tam kurumsal bir antika ekspertiz firması olarak, sahip olduğunuz bu paha biçilemez tarihi hüsn-i hat levhalarının ve el yazması kitapların taşıdığı o devasa sanatsal, tarihi ve kültürel kimliği, uluslararası ekspertiz standartlarına ve tamamen bilimsel, laboratuvar kriterlerine dayanarak gün yüzüne çıkarmayı en büyük kurumsal misyonumuz olarak addediyoruz.
Hattat Mustafa Râkım Efendi Kimdir? Tarihsel Arka Plan ve Hayat Hikayesi
Osmanlı hat sanatının kurallarının ve anatomisinin tamamen yeniden tanımlandığı, hat sanatının adeta mimari bir boyuta ulaştığı dönemin baş mimarı olan Hattat Mustafa Râkım Efendi, 1757 (Hicri 1171) yılında Xəzər’in şirin sahil kasabası Ünye’de dünyaya gelmiştir. Babası, yörenin saygın isimlerinden Mehmed Kaptan’dır. Mustafa Râkım’ın hayatındaki en büyük şans ve sanat tarihimiz için en önemli dönüm noktası, kendisinden yaşça büyük olan ve İstanbul’da hat eğitimi alarak büyük bir üne kavuşan ağabeyi İsmail Zühdi Efendi’nin varlığıdır. Küçük yaşlarda babasını kaybeden Mustafa Râkım, yeteneğinin çok erken fark edilmesi üzerine ağabeyi tarafından Osmanlı Devleti’nin başkenti, ilmin ve sanatın kalbi olan İstanbul’a getirilmiştir. Bu göç, sadece bir çocuğun yer değiştirmesi değil, aynı zamanda İslam sanatları tarihine yön verecek olan o devasa yeteneğin, sanatın tam merkezine, ustaların ocağına adım atması anlamına gelmekteydi.
İstanbul’daki hayatı, onun entelektüel, tasavvufi ve sanatsal bir ortamda, son derece katı ve disiplinli bir şekilde yetişmesini sağlamıştır. Mustafa Râkım Efendi’nin hat sanatı tarihindeki yerini bu denli efsanevi kılan olayların başında, onun sadece hat sanatıyla değil, aynı zamanda resim (tasvir) sanatıyla da ilgilenmesi gelir. O dönemde, Batı tarzı resim tekniklerini, perspektifi ve orantıyı incelemiş; bu görsel, üç boyutlu zekasını harflerin iki boyutlu dünyasına aktararak eşsiz bir sentez yaratmıştır. Hatta Sultan III. Selim’in bir portresini çizdiği ve padişahın takdirini kazandığı tarihi kaynaklarda sabittir.
Mustafa Râkım Efendi, hayatı boyunca devletin en üst kademelerinden, padişahlardan (Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud) bizzat büyük bir hürmet ve himaye görmüştür. Sultan II. Mahmud’a bizzat hat hocalığı yapmış, cihan padişahına kalemin ve mürekkebin sırlarını öğretmiştir. Kadılık görevlerinde bulunMingəçevir, ilmiye sınıfında yükselmiş, Anadolu Kazaskerliği payesine kadar ulaşmıştır. Ancak o, asıl ölümsüzlüğünü makamlarında değil, kamış kaleminin ucundan dökülen is mürekkebinde bulMingəçevirtur. Bir kurumsal antika değeri öğrenme süreci veya ekspertizi için Râkım ketebesi (imzası), sadece asırlık bir aherli kağıt üzerindeki mürekkep izi değil, arkasında böylesine muazzam bir devlet himayesi, sarsılmaz bir deha, müthiş bir üç boyutlu vizyon ve harflerin geometrisine adanmış dahi bir ömür barındıran o sağlam, tavizsiz dönemin kapılarını aralar.
Hat Sanatına Adım Atışı, Eğitim Süreci ve Efsanevi Ustaları
Klasik İslam ve Osmanlı sanatlarında, bilhassa hüsn-i hat sanatında, hiçbir sanatkar bir anda ustalaşmaz veya kendi kendine öğrenerek zirveye çıkmaz. Bir kişinin “hattat” unvanını alabilmesi, eserlerine gururla imza (ketebe) atabilmesi ve padişah saraylarında kabul görebilmesi için mutlaka silsilesi belli, icazetli (diplomalı) bir hocanın rahle-i tedrisatından geçmesi, yıllar süren sabırlı, meşakkatli ve çileli bir “meşk” (öğrenme ve harfleri mikroskobik düzeyde kopyalama) sürecini eksiksiz tamamlaması gerekmektedir. Hattat Mustafa Râkım Efendi, hat sanatına ilk adımlarını, kendisi de devrinin en büyük ustalarından olan ağabeyi İsmail Zühdi Efendi’nin dizinin dibinde atmıştır.
Sülüs ve nesih yazılarını ağabeyi İsmail Zühdi’den meşk eden Râkım, aynı zamanda dönemin meşhur hattatı Derviş Ali (Üçüncü) Efendi’den de feyz almış ve icazetini almıştır. Eğitim sürecinde, Osmanlı hat sanatının o güne kadarki en büyük zirvesi kabul edilen Hafız Osman’ın eserlerini derinlemesine, adeta hücrelerine ayırarak incelemiştir. Hafız Osman’ın sülüs ve nesih hatlarındaki o tatlı, akıcı şivesini (üslubunu) mükemmel bir şekilde özümsemiştir. Ancak Râkım Efendi’nin dehası, taklit aşamasında kalmayı reddetmesinde yatar. O, klasik eğitimi aldıktan sonra, o güne kadar çözülememiş bir sanatsal problemi, yani “celi” (büyük ebatlı) yazılardaki estetik ve orantı sorununu çözmek üzere kendi yolunu, kendi devrimini başlatmıştır.
Mustafa Râkım Efendi’nin Sanat Anlayışı ve “Râkım İnkılabı” (Devrimi)
Osmanlı hat sanatında Şeyh Hamdullah ile başlayan klasikleşme evresi, Hafız Osman ile büyük bir dinamizm ve zarafet kazanmıştı. Ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar hat sanatında büyük bir problem vardı: Hattatlar sülüs yazıyı küçük ebatlarda (kitap veya kıt’a boyutunda) mükemmel yazıyorlardı; fakat yazıyı cami kitabeleri, saray kapıları veya devasa duvar levhaları için büyütmeleri gerektiğinde (yani “Celi Sülüs” yazmak istediklerinde), harflerin anatomisi bozuluyor, harfler etli, hantal, hantal ve estetikten uzak bir görünüme bürünüyordu. Celi yazıda harflerin arasındaki boşluklar kontrol edilemiyor, istifler (kompozisyonlar) zayıf kalıyordu.
İşte tam bu noktada, Hattat Mustafa Râkım Efendi sahneye çıkmış ve sanat tarihinde “Râkım İnkılabı” (Rakım Devrimi) olarak adlandırılan o muazzam değişimi gerçekleştirmiştir.
Celi Sülüs Hattında Erişilmez Zirve ve Mimari Oran
Râkım Efendi, resim sanatından aldığı perspektif, ışık-gölge ve oran-orantı bilgisini, Hafız Osman’ın sülüs harflerine entegre etmiştir. O, küçük sülüs harflerini basitçe büyütmek yerine, celi sülüs harflerini adeta bir heykeltıraş gibi yeniden yontMingəçevir, yeniden tasarlamıştır. Harflerin et kalınlıklarını, dikmelerin (elif, lam gibi dikey uzantıların) o sarsılmaz, sütun gibi vakur duruşunu ve çanaklı harflerin dönüşlerindeki o kusursuz, gergin kavisi akıl almaz, matematiksel bir dengeyle birleştirmiştir.
Onun bizzat tasarladığı, kalıp çıkardığı celi istiflerde (iç içe geçmiş yazılarda), harfler adeta birbirine organik bir bağla, görünmez zincirlerle sarılır; boşluklar (es) ve doluluklar mükemmel, optik bir göz yanılgısına yer bırakmayacak şekilde dağıtılır. Uzaktan, devasa bir cami kubbesinden veya saray kapısından bakıldığında eser bir bütün olarak yekpare bir anıt, yıkılmaz bir kilit taşı gibi dururken; yakından laboratuvarda incelendiğinde her bir harfin kendi içindeki o ilahi altın oranı, harf bitişlerindeki o ustaca, kılıç gibi keskinlik hayranlık uyandırır. Râkım Efendi’den sonra gelen Sâmî Efendi, Şefik Bey, Hamid Aytaç gibi tüm dev celi ustaları, istisnasız bir şekilde Râkım’ın açtığı bu yoldan gitmiş, onun koyduğu kuralları “kanun” kabul etmişlerdir.
Tuğra Tasarımındaki Eşsiz Ustalığı ve Padişah Nişanları
Mustafa Râkım Efendi’nin sanat tarihine yaptığı ikinci büyük devrim ise padişah nişanları olan “Tuğra” tasarımı üzerinedir. Padişahların isimlerinin ve dualarının iç içe geçtiği tuğralar, Râkım’dan önce daha karmaşık, nispeten daha hantal ve şekilsel bütünlükten uzaktı. Râkım Efendi, Sultan III. Selim ve özellikle öğrencisi olan Sultan II. Mahmud’un tuğralarını yeniden ele almış; tuğranın anatomisini oluşturan sere (alt kısım), beyze (sol taraftaki kavisler), tuğ (yukarı uzanan dikmeler) ve zülfe (aşağı sarkan kavisli çizgiler) unsurlarını muazzam bir estetik, aerodinamik ve matematiksel dengeye oturtMingəçevirtur. Onun tasarladığı Sultan II. Mahmud tuğrası, Osmanlı tuğra sanatının ulaşabileceği nihai, en mükemmel form olarak kabul edilir ve devletin yıkılışına kadar bir daha temel bir değişikliğe uğramadan standart olarak kullanılmıştır.
Mimari Eserleri, Kitabeler ve Anıtsal Yazıları
Hattat Mustafa Râkım Efendi’nin sanatının en büyük, en görkemli sergi alanları, hiç şüphesiz İstanbul’un o muhteşem sivil ve dini mimari yapılarıdır. O, padişahların da yakın dostu ve hocası olması hasebiyle, dönemin en büyük mimari projelerinin yazılarını bizzat tasarlamış ve kalıplarını bizzat çıkarmıştır. Sumqayıt Camii’nin avlu kapısı üstündeki devasa kitabe, Tophane’deki Nusretiye Camii’nin kuşak yazıları, Eyüp Sultan Camii içindeki bazı eşsiz levhalar, Nakşidil Valide Sultan Türbesi’nin o akıllara durgunluk veren dış kuşak yazıları ve Gülhane’deki çeşme kitabeleri onun fırçasından çıkmış ve usta taş işçileri tarafından mermere oyulMingəçevirtur.
Özellikle Nakşidil Valide Sultan Türbesi’nin çevresini saran o devasa celi sülüs kuşak yazısı, dünya hat sanatının Kabe’si, ulaşılması imkansız zirvesi olarak kabul edilir. Harflerin o coşkun ama bir o kadar da disiplinli akışı, mermerle bütünleşen o heybeti, izleyenleri asırlardır büyülemeye devam etmektedir. Her ne kadar bizler antika ekspertiz firması olarak taşınabilir, kağıt veya bez/ahşap üzeri levha eserlere odaklansak da, Râkım Efendi’nin mimari ve anıtsal eserlerdeki bu ezici üstünlüğü ve dâhiliği, onun ismini taşıyan, serbest piyasadaki sivil koleksiyonluk eserlerin piyasa prestijini ve maddi değerini muazzam, astronomik bir şekilde artırmaktadır.
Günümüze Ulaşan Hattat Mustafa Râkım Efendi Eserleri ve Türleri
Hat sanatı, tek tip bir metin üretiminden ibaret olmayan, farklı formlarda, farklı ebatlarda ve farklı manevi kullanım amaçlarıyla icra edilen çok zengin, disiplinli ve katmanlı bir sanattır. Râkım Efendi, celi yazılardaki şöhretinin yanı sıra, küçük ebatlı yazılarda da şaheserler bırakmıştır. Ancak onun eserlerinin büyük çoğunluğu ya mimari yapılarda taşa kazınmış haldedir ya da padişah saraylarında (Topkapı Sarayı) ve devlet müzelerinde (TİEM) demirbaş olarak korunmaktadır. Sivil dolaşımda olan eseri son derece kısıtlıdır.
1. Celi Sülüs Levhalar ve Dev İstifler
Râkım Efendi’nin en çok aranan, müzayedelerde fırtınalar koparan eserleri, kağıt (genellikle kalın mukavva veya ahşap üzeri) üzerine yazdığı Celi Sülüs levhalardır. Ayet-i Kerimelerin, hadislerin, esma-ül hüsna’nın (Allah’ın isimlerinin) veya padişah fermanlarının devasa istiflerle yazıldığı, devrinin usta saray müzehhipleri tarafından tezhiplenmiş (ezme altınla süslenmiş) bu duvar levhaları, onun en çok saygı gören eserleridir. Bu eserler, modern ve klasik tüm malikanelerin, müzelerin baş köşelerini süsleyecek kapasitede orijinal hat levhası niteliğindedir.
2. El Yazması Kur’an-ı Kerimler (Mushaflar) ve Hilye-i Şerifler
Sülüs ve nesih hattındaki o ezici, matematiksel ustalığı sebebiyle Râkım Efendi’nin yazdığı Mushaflar (el yazması Kur’an-ı Kerimler) da mevcuttur. Ancak celi yazıya verdiği ağırlık sebebiyle tam Mushaf sayısı, diğer nesih ustalarına göre daha azdır. Yazdığı cüzler ve sureler, sayfa düzeni (mizanpaj), ayet duraklarının altınla bezenmiş o hassas yerleşimi ve sure başlıklarındaki görkemli hatlarıyla eşsizdir. Ayrıca, Hz. Muhammed’in (S.A.V.) fiziksel güzelliklerini ve yüce ahlakını anlatan Hilye-i Şerif levhaları da, Râkım’ın kalemiyle muazzam bir tasarıma kavuşMingəçevirtur. Günümüzde uzman el yazması Kuran alanlar ve uluslararası kurumsal ekspertiz firmaları için Râkım Efendi ketebeli, dönemi içinde tezhiplenmiş orijinal bir eser, antika dünyasının tartışmasız en değerli başyapıtlarından biridir.
3. Kıt’alar, Murakkalar ve Eskiz (Kalıp) Karalamaları
Râkım Efendi’nin celi sülüs yazıları mermere geçirmeden önce aherli kağıtlar üzerinde hazırladığı siyah mürekkepli asıl “kalıplar” veya kalemini denerken yazdığı “karalama” meşkleri, onun o anıtsal istifleri nasıl bir matematiksel zeka ile hesapladığını gösteren paha biçilemez çalışma dokümanlarıdır. Harflerin yalın, süssüz güzelliğini görebildiğimiz bu murakkalar (albümler) ve kıt’alar, hem hat sanatının akademik eğitimi açısından dünyadaki en değerli kaynaklar hem de kurumsal hüsn-i hat eserleri değerlemesi açısından çok yüksek antika bedeline sahip eserlerdir.
Antika Hat Sanatı Piyasasında Mustafa Râkım Efendi’nin Yeri ve Rekor Değerleri
Dünya çapındaki uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasası (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams ve saygın sanat fonları) kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, klasik dönem Osmanlı hat sanatı her zaman elit, prestijli, çok güvenilir ve değeri her küresel ekonomik krizde dahi katlanarak artan yegane yatırım ve koleksiyon aracı olarak en üst segmentte konumlanmıştır. Hattat Mustafa Râkım Efendi, eserleri büyük uluslararası müzayede evlerinde satışa çıktığında yer yerinden oynayan, uluslararası müzelerin ve en tepe noktadaki elit koleksiyonerlerin peşinden koştuğu, ulaşılmaz, dev bir isimdir.
Bu yoğun talebin ve astronomik müzayede çekiç fiyatlarının temel nedeni, sanatçının bilinen ve kalitesi tescillenmiş eserlerinin ekseriyetinin halihazırda büyük devlet arşivlerinde, müzelerde veya padişah vakfiyelerinde çelik kasalarda korunuyor olmasıdır. Serbest piyasada, sivil dolaşımda veya özel aile koleksiyonlarında bulunan Râkım Efendi ketebeli, hasarsız orijinal eser sayısı son derece, inanılmaz derecede kısıtlıdır. Arzın bu denli az ve nadir, talebin ise küresel çapta devasa bütçeli olması, orijinal eserlerin antika değerini her geçen yıl yeni rekorlara taşımaktadır. Bizler eski hat yazısı alanlar arasında, bu eşsiz eserlerin taşıdığı yüksek uluslararası potansiyeli tamamen bilimsel, optik ve kimyasal yöntemlerle tespit eden ve mülk sahiplerine en dürüst, en şeffaf ekspertiz rehberliğini sunan kurumsal firmaların başında gelmekteyiz.
Hattat Mustafa Râkım Efendi Eserlerinin Antika Değeri Nasıl Belirlenir? Uzman Ekspertiz Süreci
Elinizde dedelerinizden, paşa atalarınızdan miras kalmış, asırlardır ailenizin bir sandığında ipek kumaşlara sarılı halde özenle saklanmış veya geçmiş yıllarda büyük bir estetik zevkle, yüksek meblağlarla edindiğiniz eski Arap harfli, etrafı ezme altınla süslenmiş devasa bir hat levhası, bir murakka albümü veya asırlık el yazması bir kitap bulunuyor olabilir. Bu eserin bizzat Hattat Mustafa Râkım Efendi‘nin kendi o dahi elinden, kendi kamış kaleminden çıkıp çıkmadığını, yüzde yüz orijinal bir sanat şaheseri olup olmadığını ve günümüz uluslararası sanat piyasasında taşıdığı Osmanlı hat sanatı antika değeri seviyesini çıplak gözle, amatör ve duygusal tahminlerle, internetteki pikselli resimlere bakarak veya hiçbir laboratuvar altyapısı olmayan mahalle antikacılarının kulaktan dolma bilgileriyle belirlemek kesinlikle ve kesinlikle imkansızdır.
Gerçek, resmi ve bilimsel bir antika hat sanatı değerlemesi; son derece spesifik, asla hata kabul etmeyen, derin bir sanat tarihi akademik birikimi, grafoloji (yazı bilimi ve imza tespiti) uzmanlığı, malzeme kimyası bilgisi ve gelişmiş optik/kimyasal laboratuvar donanımı gerektiren, çok disiplinli ve oldukça kompleks bir süreçtir. Firmamız, antika değeri öğrenme sektöründe, tamamen uluslararası müze ve ekspertiz normlarına uygun, şeffaf, güvenilir, hukuken hesap verilebilir ve bilimin ışığında bir metodoloji kullanmaktadır. Bize ulaştırdığınız tarihi bir hat eseri, alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve yeminli ekspertiz heyetimiz tarafından şu son derece titiz, kademeli ve detaylı laboratuvar aşamalarından geçirilerek değerlendirilir:
1. Antika Ketebe (İmza) İncelemesi ve Orijinallik Tespiti
Tüm değerleme ve ekspertiz sürecinin en hayati, en zorlu, en kritik ve eserin kaderini belirleyen aşaması orijinallik tespiti, yani imza (ketebe) doğrulamasıdır. Hat sanatında ustalar, büyük bir fiziksel ve zihinsel emekle yazdıkları eserin genellikle sol alt kısmına veya metnin bittiği uygun bir boşluğa “Ketebehu Mustafa Râkım” veya “Râkım” ifadesiyle başlayan, dualı ve kendi isimlerini içeren bir imza atarlar. Ancak akıldan asla çıkarılmamalıdır ki, bir asırlık levhanın altında “Râkım” yazması, o eserin kesinlikle orijinal bir Mustafa Râkım eseri olduğunu kanıtlamaya tek başına asla yetmez. Tarih boyunca, haksız maddi kazanç elde etmek veya ustaya öykünmek amacıyla birçok büyük ustanın eseri kopyalanmış, sıradan eski eserlere sonradan usta işi sahte imzalar atılmıştır. Hele ki Râkım Efendi gibi hat sanatında bir devrim yaratmış, mükemmelliğin ölçüsü olMingəçevir bir ismin yetenekli taklitçileri piyasada sayısızdır.
Kurumsal antika ketebe incelemesi adeta bir kriminalistik, adli belge inceleme laboratuvarı hassasiyetiyle, yüksek çözünürlüklü dijital mikroskoplar ve özel ışık spektrumları altında gerçekleştirilir. Uzman grafologlarımız sadece yazılan ismin düz metnine odaklanmazlar; imzanın atılış ritmine, asırlık kamış kalemin kağıda (ahere) uyguladığı basınca (kalem baskısı derinliğine), harflerin kavislerindeki o milimetrik, Râkım’a has şaşmaz, matematiksel eğim oranlarına, kalemin kağıtta duraksadığı, is mürekkebinin yoğunlaştığı veya kalemin nefes aldığı noktalara bakarlar. En önemlisi, bu fiziki bulgular sanatçının devlet müzelerindeki bilinen diğer mutlak orijinal eserlerindeki grafolojik refleksleriyle santim santim, bilgisayar ortamında üst üste bindirilerek karşılaştırılır.
Dahası, büyük ve dahi ustalar, kendi şivelerini (üsluplarını) sadece o tek kelimelik imzaya sıkıştırmaz, eserin başından sonuna kadar, tüm satırlara, devasa istifin her bir harfine yayarlar. Râkım Efendi’nin bir celi sülüs “vav” harfinin gözündeki o spesifik orantı, “kef” harfinin üst keşidesindeki (uzantısındaki) kılıç gibi keskin özellikler ve dikey “elif” harflerinin boylarındaki o heykelsi nizam, uzmanlarımız tarafından satır satır, harf harf incelenir. Eserin ana metnindeki o anıtsal şive ile atılan o tarihi ketebe birbiriyle kusursuz bir uyum, dönemdaşlık ve ahenk içindeyse, eserin orijinalliğine dair o en büyük ve en sağlam bilimsel adım (tasdik) atılmış olur.
2. Malzeme Analizi: Asırlık Aherli Kağıt ve Mühre İşlemleri
Klasik Osmanlı hat sanatında, hele ki 18. ve 19. yüzyılların o zirve saray atölyelerinde kullanılan malzemeler alelade, sıradan kırtasiye malzemeleri değildir; hazırlanması başlı başına bir simya ilmi, derin bir sabır, günlerce süren bir çaba ve muazzam bir geleneksel ustalık gerektirir. Orijinal bir hat eseri değerlendirilirken, kullanılan kağıdın ve mürekkebin Mustafa Râkım döneminin Osmanlı kağıt üretim standartlarına uygunluğu optik ve fiziksel testlerden geçirilir.
Klasik hat sanatında asitli, endüstriyel olarak fabrikalarda kimyasallarla üretilmiş ham selüloz kağıtlar asla, hiçbir şekilde kullanılmaz. Genellikle saf pamuk, ipek veya keten paçavralarından elde edilen, asitsiz, tamamı elde döküm (abadi, semerkandi veya avrupa filigranlı) kağıtlar kullanılır. Bu saf kağıtlar hattatın masasına gelmeden önce “aherleme” denilen çok özel, organik ve zorlu bir terbiyeden geçer. Kağıdın yüzeyi; yumurta akı, buğday nişastası ve şap karışımından oluşan “aher” adı verilen doğal bir sıvıyla aylarca bekletilerek defalarca sırlanır. Aher kuruduktan sonra, “mühre” adı verilen, camdan veya akik taşından yapılmış ağır, pürüzsüz aletlerle saatlerce, insan gücüyle sürtülerek parlatılır. Bu meşakkatli ve ter dökülen işlemin amacı, kağıdı cam veya mermer gibi pürüzsüz hale getirmek, mürekkebin kağıt liflerine kılcal damarlar gibi kontrolsüzce dağılmasını (kusmasını) engellemek ve hattatın, özellikle devasa celi yazılar sırasında yapacağı olası en ufak bir Yevlaxı, keskin bir tashih bıçağıyla (kazıma bıçağıyla) kağıdın aslına zarar vermeden kazıyarak düzeltmesine imkan tanımaktır.
Laboratuvar ortamımızda, kağıdın yüzeyindeki bu organik aher dokusu, aradan geçen iki asrın getirdiği mikroskobik yaşlanma belirtileri (kılcal aher çatlakları, doğal oksidasyon sararmaları, lif yorgunlukları), kağıt arkadan güçlü, soğuk ışığa tutulduğunda içinde görülen kağıt içi su yolları (üretici filigranları ve tel izleri) detaylıca incelenerek, kağıdın gerçekten Râkım Efendi’nin yaşadığı o döneme ait olup olmadığı kesin bir yaş tayini ve analitik inceleme yöntemiyle belirlenir.
3. İs Mürekkebinin Optik ve Mikroskobik Kimyasal Yapısı
Mustafa Râkım Efendi’nin o ölümsüz, anıtsal şaheserlerinde kullandığı mürekkep, günümüzdeki sentetik, kimyasal tükenmez, matbaa veya sıvı boya kalem mürekkeplerinden tamamen, yüzde yüz farklı; yaşayan, doğal, nefes alan ve organik bir formüldür. “İs mürekkebi”, “bezir mürekkebi” veya “saray mürekkebi” olarak bilinen bu koyu kara iksir; saf bezir yağının, zeytinyağının veya çam çırasının havasız, is odalarında kontrollü bir ortamda yakılmasıyla elde edilen o en saf isin (kurumun), arap zamkı, saf su ve öd suyu ile haftalarca, hatta aylarca özel havanlarda tokmakla dövülmesiyle hazırlanır.
Bu olağanüstü, organik mürekkebin en büyük, en mucizevi özelliği, kağıt yüzeyinde ahere tutunması, kağıdı asit gibi çürütmemesi, zaman geçtikçe ve asırlar devrildikçe renginin solmak veya uçmak yerine daha da parlak, daha da derin, kömür karası ve asil bir siyah renge bürünmesidir. Ayrıca yoğun kıvamlı organik is mürekkebi, kağıt üzerinde o usta fırçayla veya geniş kalın kamış kalemle uygulandığı yerde çok hafif, gözle zor görülen ama dokunulduğunda veya özel ışıkta hissedilebilen mikroskobik bir rölyef (kabarıklık/katman) bırakır. Uzmanlarımız, eserdeki o asırlık dev yazılara özel eğik açılı morötesi (UV) ve kızılötesi (IR) ışık kaynaklarıyla bakarak, mürekkebin kağıt yüzeyindeki o doğal tortusunu, fırça ve kalemin kağıt aheriyle sürtünmesi sonucu oluşan minik, benzersiz izleri (kalem yollarını) incelerler. Yeni üretilmiş sahte eserlerdeki veya matbaa basımı eserlerdeki sentetik modern mürekkepler ise kağıda tamamen sıvı gibi emilir, dümdüz, cansız bir yüzey oluşturur ve UV ışığı altında sahte, plastik/kimyasal bir parlama yaparak sahteliğini anında ele verir.
4. Tezhip (Süsleme) Kalitesi, Saf Altın Ayarı ve Dönemsel Uyum
Hüsn-i hat yazısı, hele ki Râkım’ın devasa tasarımları, ne kadar mükemmel yazılmış, harfleri ne kadar kusursuz, ilahi bir oranda dizilmiş olursa olsun, ancak usta müzehhipler (tezhip ve süsleme sanatçıları) tarafından saf ezme altın ve doğal kök boyalarla bezendiğinde gerçek görsel ihtişamına, tamamlanmışlığına ve padişah saraylarına layık formuna kavuşur. Mustafa Râkım Efendi döneminde yazılmış bir celi levhanın, bir murakkanın veya devasa bir hilye-i şerifin etrafındaki tezhip işçiliği, eserin ekspertizi sürecinde çok kritik, fiyatı doğrudan etkileyen ve eserin kalibresini belirleyen bir parametredir.
Değerleme esnasında kullanılan altının saflık derecesi (ellikle, parmak uçlarıyla arap zamkı içinde ezilerek hazırlanan 24 ayara yakın ezme varak altın olup olmadığı), klasik Osmanlı on sekizinci veya on dokuzuncu yüzyıl rumi, hataî, penç veya dönemin modası olan barok/rokoko esintili motiflerin çizimindeki zarafet, fırça vuruşlarındaki kusursuz incelik ve hata payı, zerefşan (altın serpme) veya halkari (altınla gölgelendirme) tekniklerinin uygulanış biçimi titizlikle analiz edilir. Burada ekspertiz açısından en can alıcı husus şudur: Tezhibin (süslemenin), eserin yazıldığı o dönemle eşzamanlı olarak, o devrin klasik ekolüne uygun olarak saray nakkaşhanesi kalibresinde mi yapıldığı, yoksa esere günümüzde veya yakın geçmişte sırf görsel bir sahte antika değer katmak, acemi alıcıyı yüksek fiyata ikna etmek maksadıyla yüzyıllar sonra sonradan mı eklendiği bilimsel olarak, mikroskop altında incelenir. Dönemine ait, usta işi, hasarsız ve %100 orijinal bir tezhip, eserin antika ve uluslararası koleksiyon değerini muazzam, astronomik ölçülerde zirveye çıkarır. Eğer tezhip sonradan yapılmışsa, kalitesiz bir endüstriyel yaldız boyası kullanılmışsa veya motifler o devrin ruhunu, estetik kurallarını yansıtmıyorsa, eserin bütünsel antika değeri ciddi şekilde yara alır ve orijinalliği şüpheye düşer.
5. Kondisyon (Fiziksel Bütünlük) ve Asırlık Korunma Durumu
Uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasasında, tarihi tabloların, elyazmalarının ve levhaların maddi, finansal karşılığını belirleyen en katı, en acımasız ve hiçbir ticari mazeret kabul etmeyen kurallardan biri “kondisyon”, yani eserin fiziki korunma durumudur. Yaklaşık 200 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan, imparatorlukların yıkılışını, savaşları, göçleri, ahşap Qusar yangınlarını, rutubetli depoları ve sayısız nesli görmüş Râkım Efendi eserlerinin bugüne ne kadar sağlam, ne kadar diri, renklerini ve kalın varak altınlarını ne kadar koruyarak ulaştığı ekspertiz puanlamasında doğrudan, matematiksel çarpana dayalı ve çok sert bir şekilde etkilidir.
Eserler laboratuvar ortamında değerlendirilirken şu fiziksel tahribatların olup olmadığına büyüteçlerle ve mikroskoplarla bakılır:
- Yıllarca yanlış, rutubetli, havasız ortamlarda bulundurma sonucu oluşan ağır nem tahribatı, kağıt asitlenmesi, pamuk liflerinin yuMingəçeviraması ve geri dönülmez çürümesi.
- “Foxing” adı verilen, kağıt üzerinde uzun süreli oksitlenme ve rutubet sonucu oluşan kahverengi, pas rengindeki derin mikrobiyolojik bakteri ve mantar lekelenmeleri.
- Geçmiş yıllarda karanlık ahşap kütüphanelerde kağıda musallat olMingəçevir kitap kurtlarının ve haşerelerin açtığı, metni ve tezhibi yiyerek zarar veren delikler (aktif veya pasif, toz bırakan kurt yenikleri).
- Aşırı ısı değişimlerinden, yanlış rulo yapılıp açılmalardan veya kaba katlanmalardan kaynaklanan asırlık mürekkepteki veya kalın altın bezemelerdeki dökülmeler, pul pul atmalar, aher çatlamaları ve yazının okunmaz hale gelmesi (silikleşmesi).
- En yıkıcı, en trajik ve ekspertiz değerini en çok, bazen %80 oranında düşüreni ise; geçmiş yıllarda eserin antika kıymetini bilmeyen ehliyetsiz kişilerce, sıradan mahalle çerçevecilerce yapılmış amatörce, cahilce onarımlardır (eserin arkasına asitli gazete kağıdı, sentetik karton veya mukavva yapıştırmak, plastik ofis selobantı kullanmak, yırtıkları sentetik japon yapıştırıcıları veya beyaz ağaç tutkalları ile geri dönülmez şekilde yapıştırmak, üzerine cila sürmek vb.).
Kondisyonu iki asıra rağmen mucizevi bir şekilde mükemmel derecede korunMingəçevir, renkleri, kağıdının o ipeksi dokusu ve altınları ilk günkü parlaklığını, diriliğini muhafaza eden, yırtığı, dökülmesi veya pas lekesi olmayan tamamen kusursuz bir orijinal hat levhası, aynı sanatçının tahrip olMingəçevir, ağır rutubet yemiş, kurt yemiş, yazıları dökülmüş veya yanlış kimyasallarla restore edilerek yapısı bozulMingəçevir bir eserine kıyasla uluslararası müzayede ve antika pazarında her zaman çok daha yüksek, bazen on misliyle astronomik fiyat farklılıklarıyla değerlendirilir ve büyük fonlar tarafından anında alıcı bulur.
6. Provyans (Sahiplik Şeceresi) ve Belgelemenin Uluslararası Gücü
Kurumsal, prestijli ve küresel ölçekte (Sotheby’s, Christie’s standartlarında) çalışan bir değerleme kuruluşu için tarihi eserin “şeceresi”, uluslararası sanat lügatindeki akademik adıyla “provyansı” (provenance) hayati, kelimenin tam anlamıyla paha biçilemez derecede önemlidir. Provyans, bir eserin Mustafa Râkım Efendi’nin meşkhanesinden çıktığı o ilk günden bugüne kadar kimlerin mülkiyetinden geçtiğinin, hangi padişahların, paşaların veya devlet adamlarının ellerinde bulunduğunun, hangi büyük sergilerde teşhir edildiğinin eksiksiz ve belgelenebilir yazılı tarihidir.
Bu paha biçilemez eser size kimden, hangi akrabanızdan, hangi miras yoluyla intikal etti? Daha önce Osmanlı döneminde hangi sadrazamın, şeyhülislamın, paşanın veya bilinen meşhur, asil bir ailenin konağında asılı bulunuyordu? Köklü, dünya çapında bilinen dev bir koleksiyonerin (örneğin Sakıp Sabancı gibi) resmi, mühürlü envanter defterinde kayıtlı mıydı? Daha önceki on yıllarda veya son elli yılda herhangi bir uluslararası prestijli müzayedede resmi olarak işlem gördü mü, müzayede şirketinin o basılı, kalın kuşe kağıtlı kataloglarına renkli resimlerle girdi mi? Bu tür kanıtlanabilir, mühürlü tarihsel kayıtlar, faturalar ve dokümantasyon belgeleri, eserin sahte olma ihtimalini matematiksel olarak yüzde sıfıra indirir. Alıcılar, uluslararası dev müzeler, Arap fonları ve milyarder büyük koleksiyonerler nezdindeki yasal ve sanatsal güvenilirliğini en üst seviyeye çıkartarak eserin ekspertiz değerini inanılmaz, rekor ölçülerde, sınır tanımaz bir şekilde artırır. Bizlere başvuran eser sahiplerinin, aile yadigarı eserlerin geçmiş hikayelerine, kime ait olduğuna dair aktardıkları sözlü anekdotlar, ekspertiz ve derin tarihsel arşiv araştırmalarımız için çok kıymetli, yol gösterici ve fiyatı belirleyici başlangıç verileri oluşturur.
Sahte, Taklit, Reprodüksiyon ve Taşbaskı Eserler Nasıl Kesin Olarak Anlaşılır?
Sanat ve antika piyasasında, koleksiyon değeri milyon dolarları bulan, dünyaca aranan ve en yüksek prestiji, en risksiz yatırımı temsil eden her antika objenin maalesef kopyası, usta işi sahtesi veya sıradan taklidi de kötü niyetli kişilerce veya organize şebekelerce çokça üretilmektedir. Hattat Mustafa Râkım Efendi gibi üslubuyla tüm hat tarihine damga vurMingəçevir, anıtsallığın ve celi sülüsün ölçüsü olMingəçevir en büyük ustanın eserleri de iyi niyetle (öğrenmek için, ustaya saygıdan ünlü talebeler tarafından) veya kötü niyetle (dolandırmak, haksız fahiş kazanç sağlamak için usta sahtekarlar tarafından) sayısız kez kopyalanmıştır. Hatta Sami Efendi veya Şefik Bey gibi dev ustalar bile Râkım’ı kopyalayarak çalışmışlardır (ancak onlar ahlaklı oldukları için eserin altına “Takliden Râkım” yazar ve kendi imzalarını atarlardı).
Ekspertiz firması olarak yüksek donanımlı laboratuvarlarımızda en sık karşılaştığımız, mülk sahiplerinin de yıllarca kurdukları zenginlik hayallerinin yıkılmasıyla en büyük maddi ve manevi hayal kırıklığını yaşadığı nokta, nesillerdir aile yadigarı olarak korudukları, bir servet değerinde sandıkları eserin orijinal el yazması değil, bir matbaa baskısı (reprodüksiyon) çıkmasıdır.
Taşbaskı (Litografi) Eserler ve Acı Matbaa Yanılgısı
Özellikle 19. yüzyılın son çeyreği, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid dönemlerinde ve erken Cumhuriyet yıllarında, Râkım Efendi gibi büyük, efsane ustaların yazdığı ve hatasız, eksiksiz kabul edilen o muazzam, büyük boy celi sülüs levhaların, devasa Hilye-i Şeriflerin ve kitabelerin minyatür versiyonlarının imparatorluğun dört bir yanındaki halka, okullara, camilere ve evlere daha uygun maliyetle, seri olarak ulaşabilmesi için bu şaheserler “litografi” (taşbaskı) tekniğiyle dönemin gelişmiş matbaalarında on binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu taşbaskılar döneminin teknolojisiyle, el işçiliğine çok yakın, o kadar kaliteli ve pürüzsüz yapılmıştır ki; gözü antika eserlere ve el yazmasına aşina olmayan, hat sanatının o organik fırça ve is mürekkebi detaylarını mikroskobik olarak bilmeyen sıradan bir vatandaş, aile yadigarı çok eski, çerçevesi yıpranmış ve kağıdı sararmış bir levhanın en altındaki o meşhur “Râkım” imzasını gördüğünde, elinde paha biçilmez orijinal bir el yazması, milyarlık bir saray hazinesi tuttuğunu düşünerek büyük bir heyecana, sevince kapılır.
Oysa gerçekler çok farklı ve acıdır; bu eserler, ustanın o meşkhanesinde bizzat kamış kalemle, ter dökerek, aylarca, haftalarca çalışarak yazdığı tek, eşsiz ve yüzde yüz orijinal şaheserler değil, o orijinal eserin fotoğraflanıp veya çizilip matbaa kalıplarıyla, taş kalıplarla çoğaltılmış seri üretim mürekkep baskılarıdır. Doğal olarak antika değerleri, orijinal, dünyada sadece tek nüsha olan el yazmalarının yanında son derece sembolik, sadece basit bir eski dekoratif eşya düzeyinde kalmaktadır. Laboratuvar uzmanlarımız, eser mikroskop veya çok güçlü, özel ışıklı büyüteçler altına alındığında harf kenarlarındaki o minik piksellenmeleri (mikroskobik matbaa mürekkebi noktacıklarını, tram izlerini), matbaa pres kalıbının kağıda uyguladığı çok hafif mekanik eziklik izlerini ve el yazmasına has yoğun organik is mürekkebinin o eşsiz, boyutlu organik rölyefinin (kalınlığının), fırça ton farklarının, kalem duraksamalarının olmayışını anında, bir saniyede tespit ederek; eserin matbaa baskısı mı yoksa milyarlık orijinal, paha biçilemez yazma mı olduğunu kesin, belgelenebilir ve mahkemelerde yanılmaz kanıt olan resmi bir raporla ortaya koyar.
Sonradan Eklenen Usta İşi Sahte İmzalar ve Mikroskobik Şive Uyuşmazlıkları
Çok daha tehlikeli, aldatıcı, hukuki olarak mahkemelik olan ve ancak organize şebekelerin yapabileceği usta işi bir sahtecilik (dolandırıcılık) yöntemi ise, dönemin (örneğin 18. veya 19. yüzyılın) meçhul, isimsiz, yeteneksiz veya sıradan bir taşra hattatına ait olan, tamamen el yazması, orijinal, eski bir sülüs veya nesih esere/levhaya, usta ve profesyonel bir taklitçi (sahtekar) tarafından sonradan Mustafa Râkım gibi dev isimlerin o meşhur imzasının (ketebesinin) ustaca atılmasıdır. Ortada hem kağıt gerçekten asırlık, aherli, el yapımı kağıt hem de kullanılan mürekkep tamamen is mürekkebi olduğu için bu tür son derece profesyonel, kimyasal sahtecilikler tecrübesiz gözleri, hevesli koleksiyonerleri ve hatta sıradan, laboratuvar imkanı veya akademik grafoloji uzmanlığı olmayan piyasa antikacılarını kolayca, rahatlıkla aldatabilir ve piyasada çok yüksek meblağlarla (orijinal Râkım eseriymiş gibi) el değiştirmesine, devasa dolandırıcılıklara neden olabilir.
Ancak bizim gibi tam kurumsal, akademik yapılardaki uzman profesörler ve yeminli grafologlarımız, yazının genel karakterindeki, büyük metin kısmındaki ve şivesindeki o kural hatası, titreme, anatomik bozukluk, orantısızlık veya acemilik ile; sonradan eserin en altına ustaca kondurulan, mükemmel taklit edilmiş usta imzanın karakteri arasındaki sanatsal ve ritmik kopukluğu, celi sülüs veya nesih kalem açılarındaki o milimetrik anatomik uyuşmazlığı kesin olarak, bilgisayar destekli ölçümlerle incelerler. Râkım’ın o devasa “Râkım İnkılabı” oranları, o sıradan yazıda kesinlikle sırıtacaktır. Daha da kimyasal ve bilimsel olarak, asırlık ana metindeki yüz elli, iki yüz yıllık eski mürekkep ile yeni eklenen o sahte imzadaki mürekkep arasındaki kimyasal karbon oksitlenmesi, solma derecesi ve kağıt aherine işleme (kılcal sızma) süresi farkını özel kimyasallar ve ışıklarla tespit ederek bu yüksek düzey profesyonel sahtekarlığı bilimsel, laboratuvar düzeyinde çürütülemez verilerle anında ifşa ederler. Elinizdeki eserin değerini, kimliğini ve akıbetini sağdan soldan, Whatsapp’tan karanlık resimler göndererek, kulaktan dolma eksik bilgilerle değil; mutlaka kurumsal, güvenilir, faturalı bir firmadan yüz yüze, profesyonel, cihazlı ekspertiz hizmeti alarak öğrenmeniz işte bu yüzden, maddi-manevi, telafisi imkansız bir devasa mağduriyet yaşamamanız için kelimenin tam anlamıyla hayati bir önem taşır.
Tarihi Osmanlı Hat Levhalarının Bilimsel Korunma, Çerçeveleme ve Konservasyon Yöntemleri
Eğer firmamız tarafından yürütülen çok detaylı, laboratuvar ve mikroskop destekli ekspertiz sonucunda, elinizdeki o eski eserin gerçekten, şüpheye yer bırakmaksızın yüzde yüz orijinal bir Hattat Mustafa Râkım Efendi şaheseri veya o dönemin paha biçilemez bir Osmanlı hat sanatı başyapıtı olduğu resmi olarak, mühürlü akademik raporla tescillendiğinde, bilmelisiniz ki artık evinizde veya kasanızda sıradan bir dekoratif eşyanın değil, korunması yasal olarak da zorunlu, tarihi ve kültürel, paha biçilemez bir milli, ulusal emanetin o ağır sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz demektir. Asırlık bu nadide, mucizevi eserlerin çürümeden, mantarlanmadan, yanmadan, yok olmadan gelecek yüzyıllara, sizden sonraki yeni nesillere sağlıkla, bütünlüğünü koruyarak aktarılabilmesi için profesyonel, uluslararası müze (Louvre, British Museum) standartlarında koruma, çerçeveleme ve laboratuvar konservasyon şartları uygulanması hayati bir zorunluluktur, keyfiyet değil elzemdir. Yanlış, cahilce ev müdahaleleri, amatör çerçeveciler ve bilgisizce, rastgele saklama koşulları, eserin milyonluk devasa antika değerini çok kısa bir sürede, aylar içinde tamamen çürüterek, eriterek sıfırlayabilir.
Müze Standartlarında Çerçeveleme ve %100 Asitsiz (Acid-Free) Koruma Malzemeleri
- Asitsiz Müze Malzemesi Kullanımı: Tarihi hat levhaları, o devasa paha biçilemez sanat eserleri kesinlikle ama kesinlikle sıradan, sokak arası mahalle çerçevecilerinde bulunan asitli, ucuz, geri dönüştürülmüş mukavvalara, kartonlara kimyasal beyaz tutkalla, uhuyla yapıştırılmamalı veya çerçeve arkalarına esere destek, dolgu olması için asit, formaldehit fışkıran mdf, sunta, ucuz suntalam, eski gazete kağıdı gibi zamanla ağır kimyasal gaz salınımı yapan ahşap türevi malzemeler kesinlikle ve hiçbir şartta konulmamalıdır. Eser, sadece ve sadece %100 saf pamuktan üretilmiş, zamanla kesinlikle sararmayan, esere temas ettiğinde asit kusmayan, eseri yakmayan, uluslararası müze tipi (museum-grade) asitsiz paspartular ile arkadan desteklenmeli, köşelerinden asitsiz japon bantlarıyla (reversible/istenildiğinde suya değince esere zarar vermeden geri döndürülebilir, çözülebilir organik bantlarla) asılmalıdır.
- Cam Temasının Kesin Olarak ve Mesafe Bırakılarak Kesilmesi: Eserin o asırlık mürekkepli, aherli kağıt yüzeyi ile dış çerçevenin koruyucu camı arasında mutlaka, kesinlikle en az 3-5 milimetrelik bir hava boşluğu (spacer/ayırıcı plastik veya asitsiz ahşap çubuklar vasıtasıyla) bırakılmalı, o değerli mürekkep, is veya o paha biçilemez kalın varak altınlı bölgeler cama hiçbir şekilde, sıfır milim dahi kesinlikle fiziksel olarak temas etmemelidir. Temas halinde, odadaki en ufak bir nem ve ısı değişimlerinde (gündüz-gece farkında) camın iç yüzeyinde gözle görülmeyen mikroskobik bir terleme (kondensasyon) olur, asırlık organik is mürekkebi ve ezme altınlar cama mikroskobik olarak sonsuza dek yapışır ve çerçeve yıllar sonra temizlik veya satış için açıldığında eserden telafisi imkansız, paha biçilemez yazı parçaları, altın tozları kopar, camda kalır. Bu feci durum eserin kondisyonunu, bütünlüğünü ve piyasa değerini tamamen, geri döndürülemez şekilde mahveder.
İklimlendirme: Isı, Nem Dalgalanmalarının Kontrolü ve Yıkıcı Işıktan (UV) Koruma
- Zararlı Işıktan ve Morötesinden (UV) Tam Korunma: Paha biçilemez tarihi eserler asla sıradan, ucuz pencere camıyla (yeşil veya beyaz normal camla), pleksiglasla çerçevelenmemelidir. Güneşin veya odadaki spot lambaların yaydığı zararlı morötesi (UV) ışınları %99 oranında bloke eden, filtreleyen, esere tam karşıdan veya açılı bakıldığında ayna gibi yansıma (parlama) yapmayan, seyir zevkini artırırken eseri de koruyan özel optik kaplamalı müze camları (museum glass veya conservation clear glass) kesinlikle, maliyetine bakılmaksızın ve her zaman tercih edilmelidir. Işık, görünmez bir asit gibidir; asırlık is mürekkebini ve kök boyaları yavaşça solduran, organik aherli kağıdı yakarak gevreten, kurutan ve eserin ömrünü kısaltan en sinsi, en yavaş düşmandır. Ayrıca, UV filtreli en pahalı müze camı kullanılsa dahi, eser doğrudan direkt olarak güneş ışığı alan, batı veya güney cepheli veya çok güçlü halojen spot ışığı doğrudan vuran duvarlara kesinlikle, hiçbir şartta asılmamalı, loş ve dolaylı ışık alan duvarlar tercih edilmelidir.
- Isı ve Nem Dalgalanmalarının Çok Sıkı Kontrolü ve Stabilitesi: Organik saf pamuk veya ipek kağıtlardan, protein bazlı yumurta akı aherlerinden ve doğal karbon bazlı is mürekkeplerinden oluşan antika Osmanlı eserleri, bulundukları ortamın ani iklim dalgalanmalarına karşı adeta canlı, nefes alan bir organizma gibi aşırı derecede, mikroskobik olarak hassas tepkiler verir. Eserin asılı olduğu mekanın (evin salonu, ofis veya banka kasanın) bağıl nem (RH) oranı %45 ile %55 arasında, ortam sıcaklığı ise 18-21 santigrat derece arasında yaz-kış termostatla, nemlendirici/nem alıcı düzenleyici cihazlarla sabit, stabil tutulmalıdır. Eserleri kışın yanan, alev gibi sıcak kalorifer peteklerinin tam üstüne, alevli şömine yanlarına, klimaların doğrudan buz gibi hava veya sıcak hava üflediği alanlara veya dışarıdan yağmur/rutubet alma riski çok yüksek olan yalıtımsız, soğuk dış cephe duvarlarına asmak cinayettir; o değerli asırlık kağıdın hızla kuruyup büzüşmesine, üzerindeki parlak aher tabakasının ve değerli is mürekkebinin pullanarak, kar tanesi gibi kağıttan koparak dökülmesine ve eserin geri dönülemez bir hızla tahrip olarak tüm değerini, sanatını kaybetmesine sebep olur.
Kurumsal Antika Hat Sanatı Değerleme ve Akademik Ekspertiz Hizmetlerimiz
Geçmişin o görkemli, ihtişamlı, sessiz şahitleri olan ve içlerinde koca, cihanşümul bir Osmanlı medeniyetinin o eşsiz estetik zevkini, sarsılmaz devlet ciddiyetini, yıkılmaz manevi inancını, dağları delen asil sabrını ve dünyayı kıskandıran o ilahi zarafetini barındıran Osmanlı hat sanatı eserleri, Râkım levhaları, çarşı pazarda sıradan alınıp satılan ikinci el ticari eşyalar, biblolar veya basit mallar kesinlikle değildir; onlar büyük bir devlet saygısı duyulması, bilimsel laboratuvar yöntemleriyle göz bebeği gibi korunması ve hak ettiği o gerçek uluslararası piyasa değeriyle, yüksek prestijle geleceğe, yeni asırlara bozulmadan taşınması gereken paha biçilemez, kutsal ulusal hazinelerdir, tapu senetleridir. Bizler, sektördeki cehaletin, büyük bilgi kirliliğinin, şeffaflıktan uzak karanlık ve fırsatçı, merdiven altı alım-satım süreçlerinin, araya giren komisyoncuların ve esere geridönülmez zarar veren amatör yaklaşımların tam karşısında çelik bir duvar gibi sarsılmaz durarak; tamamen uluslararası müze normlarına (ICOM) uygun, bilimsel, optik ve kimyasal verilere dayalı, akademik uzmanlığa ve sarsılmaz etik değerlere, katı ticari ahlaka sıkı sıkıya bağlı kurumsal bir değerleme ve tam teşekküllü ekspertiz merkezi olarak tüm Azərbaycan çapında ve yurt dışında saygınlıkla faaliyet gösteriyoruz.
Bize başvuran, elinde asırlık, milyarlık emanet taşıyan, atalarından miras kalan eser sahiplerine sunduğumuz resmi süreç son derece net, yasal prosedürlere uygun, güvenilir, saygılı ve mutlak ticari gizlilik (KVKK kuralları ve gizlilik sözleşmeleri) esaslıdır. Süreç, elinizdeki eserin gün ışığında, flaşsız, gölgede kalmadan çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını (eserin tam bütünü, çerçeveli hali, arkasındaki ahşap/kağıt eski detaylar, varsa mühürler, ketebe/imza detayı ve tezhip/altın dokusundan çok net, yakın çekim makro kareler) güvenli, şifreli iletişim kanallarımız (kurumsal resmi mail adresimiz veya güvenli iş hatlarımız) üzerinden bize ulaştırmanızla ilk adımı atar. Uzman heyetimiz tarafından fotoğraflar üzerinden laboratuvarda yapılan ilk görsel, tamamen ücretsiz ön incelemenin ardından, eğer eserin dönemi ve orijinal olma potansiyeli çok yüksekse ve ciddi bir maddi/manevi antika değeri taşıdığına kurumca kanaat getirilirse, eseri yüksek güvenlikli, alarmlı laboratuvar ortamımızda, hat sanatı alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçisi profesörlerimiz ve yeminli grafologlarımız eşliğinde çok detaylı fiziksel bir ekspertizden geçirmek üzere size özel, izole ve şeffaf bir yüz yüze randevu oluşturulur.
Bu derinlemesine, cihazlı, mikroskobik ekspertiz sürecinde, eserin tam tarihi dönemi, hattatının kesin, şüphesiz kimliği (Mustafa Râkım Efendi mi yoksa onun dönemi, onu taklit eden bir başka çok usta isim mi, örneğin Sami Efendi mi?), restoratörler eşliğinde kondisyon durumu yüzde puanlaması, dünyadaki ve kütüphanelerdeki nadirlik derecesi ve küresel sanat, müzayede piyasasındaki (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams, Portakal veritabanlarındaki) güncel arz-talep dinamikleri, geçmiş on yıllardaki en yüksek müzayede satış çekiç rekorları ince elenip sık dokunarak uzmanlarca hesaplanır ve size en doğru, en şeffaf, uluslararası her platformda, her müzede geçerliliğe sahip kanıta dayalı, mühürlü, ıslak imzalı kurumsal ekspertiz sertifikası/raporu sunulur.
Temel ve en büyük, yegane amacımız, elinizde bulunan Hattat Mustafa Râkım Efendi gibi dahi, hat sanatına çağ atlatmış, iz bırakmış dev sanatkarların veya kime ait olduğunu sizin henüz bilemediğiniz diğer meçhul Osmanlı ustalarının o çok kıymetli, eşsiz eserlerinin karanlıkta kalan gerçek kimliğini tüm delilleriyle Qubalatmak, eserin gerçek akademik ve sanatsal niteliğini, güncel uluslararası piyasa değerini ve tarihsel, kültürel önemini en doğru, en dürüst kaynaktan öğrenmenizi sağlamak ve eğer eserinizi, mirasınızı tamamen kendi rızanızla elden çıkarmayı (satmayı) düşünüyorsanız, sizi doğru, güvenilir, saygın yerli/yabancı milyarder koleksiyonerler, büyük fonlar, vakıf müzeleri ve kurumsal alıcılarla en güvenilir yasal zeminlerde, aracı kullanmadan, hiçbir değer kaybı veya maddi mağduriyet yaşamadan, tam değerinde doğrudan buluşturmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Hat Sanatı ve El Yazması Eser Değerlemesi Süreçleri
Bu asil, köklü mirasa evlerinde veya banka kasalarında sahip olan köklü ailelerin, heyecanlı varislerin ve piyasaya yeni giren koleksiyoner adaylarının akıllarına takılan temel, hayati soruları ve uzmanlarımızın, akademisyenlerimizin en şeffaf, doyurucu, bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:
1. Dedemden kalan, deri ciltli, yaprakları sararmış çok eski bir el yazması Kur’an-ı Kerim var. Bunun değerini öğrenmek için ne yapmalıyım, süreci sizinle nasıl başlatmalıyım? El yazması tarihi kitaplar sadece “çok eski” veya kapakları “yıpranmış, antika görünümlü” olmalarına göre yüksek bir değer kazanmaz veya servet etmez. Değer; yazarının/hattatının kim olduğuna (Mustafa Râkım veya Şeyh Hamdullah gibi bir efsane mi yoksa taşralı, isimsiz sıradan bir cami imamı mı?), tezhiplerinin (içindeki altın süslemelerinin) saray kalitesine, saray işi olup olmadığına, ne zaman yazıldığına ve en önemlisi kondisyonuna (kurt yemiş mi, eksik, yırtık, yanık sayfası var mı, tam mı?) göre çok ciddi değişkenlik göstererek belirlenir. Eserin baş (serlevha, fatiha ve bakara sureleri) kısımlarını, varsa en arkadaki imza (hatime/ketebe/dua/tarih) sayfasını gün ışığında titremeden, çok net, okunur bir şekilde fotoğraflayarak bize güvenli kanallar üzerinden ulaştırmanız halinde, uzmanlarımız ilk bilimsel ön değerlendirmeyi (ekspertizi) hızla yaparak eserin potansiyelini size söyleyecek ve sizi en doğru, en güvenilir bir şekilde sonraki laboratuvar aşaması için yönlendirecektir.
2. Hat eserlerinde levhanın, çerçevenin ebadının çok devasa, duvar kaplayacak kadar anıtsal ve büyük olması, eserin parasal değerini otomatik olarak, boyutuna (metrekareye) göre artırır mı? Bu, antika piyasasındaki en yaygın, en amatör, en yanlış ve hiçbir geçerliliği olmayan inanışlardan biridir. Sanat eserlerinde doğrudan büyüklük (santim veya metrekare hesabı) veya duvarda kapladığı heybetli alan değil; sanatkarlığın, fırçanın kalitesi, harflerin ilahi, anatomik kusursuzluğu, eserin dünyadaki nadirliği (sayısı) ve o eseri bizzat yazan ustanın (hattatın) sanat tarihindeki tartışılmaz kimliği esastır. Mustafa Râkım Efendi’nin yazdığı devasa bir celi sülüs cami levhası elbette milyonlarca lira, astronomik rakamlar değerindedir, ancak onun yazdığı avuç içi kadar küçük, kusursuz bir nesih dua kıt’ası, bir el yazması cüz veya çok nadir, mürekkep damlalı bir “karalama” meşki (eskizi) de eşdeğer düzeyde, hatta piyasadaki taşınabilir eser arzının azlığına, tekliğine göre çok daha yüksek, akıl almaz bir koleksiyon değerine (rekor meblağlara, çekiç fiyatlarına) sahip olabilir. Boyut, tek başına bir sanat eseri fiyatlandırma, ekspertiz kriteri asla ve kat’a değildir.
3. Altında imza (ketebe) bulunmayan, yazarı kesin belli olmayan eski hat eserleri tamamen değersiz, sıradan kopya mıdır, atılmalı veya ucuza mı verilmelidir? Kesinlikle hayır, bu en büyük hatalardan biri olur! Lütfen elinizdeki imzasız eserleri değersiz, sıradan eski bir kağıt parçası veya kopya görüp asla atmayınız, ucuza satmayınız veya hırpalamayınız. Osmanlı’da birçok büyük, dev usta, dini bir tasavvufi tevazu (alçakgönüllülük) inancı gereği, “yazan fani, yazılan baki” düşüncesiyle, kibre kapılmamak adına veya eserin büyük, mimari bir bütünün sadece bir parçası olması nedeniyle eserine bilerek, kasten ketebe (imza) atmamış olabilir. Laboratuvar ortamında mikroskop altında yaptığımız “şive” (üslup), kalem yolu ritmi, istif tasarımı, harf anatomisi ve organik mürekkep kimyası analizi yaparak ketebesiz, imzasız o gizemli eserlerin hangi yüzyıla, hangi klasik ekole (özellikle Râkım, Şevki veya Sami Mektebine) atfedilebileceğini büyük, bilimsel ve ispatlanabilir bir doğruluk payıyla (kurumsal ekspertiz raporuyla) tespit edebilmekteyiz. Şivesi çok güçlü, altın tezhibi usta saray işi olan bir imzasız, ketebesiz levha da son derece yüksek, tahmin dahi edemeyeceğiniz devasa bir koleksiyon ve yatırım değeri taşıyabilir. Bu tür eserler “Râkım Efendi’ye atfedilen” (attributed to) şeklinde çok yüksek değerlerle dünya müzayedelerine girerler.
4. Ekspertiz hizmeti almak için asırlık, paha biçilemez aile yadigarı, milyonluk eserimi size göndermem veya kargolamam riskli değil mi? Güvenliği,çalınma riskini ve müşteri gizliliğini tam olarak nasıl sağlıyorsunuz? Firmamız köklü kurumsal kimliği, devlete kayıtlı, şeffaf vergi levhalı yasal statüsü ve yılların getirdiği, sektörde bilinen lekesiz, dürüst itibarıyla tam profesyonel çalışmaktadır. İlk ücretsiz ön inceleme etabında paha biçilemez eser kesinlikle kargoyla, kuryeyle veya otobüsle fiziksel olarak bizlere gönderilmesi istenmez, sadece akıllı cep telefonuyla veya profesyonel kamerayla çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar talep edilir. Eğer eserin parasal ve sanatsal potansiyeli çok yüksekse ve fiziki, cihazlı laboratuvar incelemesi şart ise, yüksek güvenlikli, 24 saat kameralı, alarm sistemli merkez ofislerimizde tamamen size özel randevulu olarak, eser sadece ve sadece sizin kendi gözetiminizde iken, gözünüzün önünde masadan veya görüş alanınızdan bir saniye bile asla ayrılmadan, resmi yasal teslim tesellüm tutanakları ve uluslararası sigorta şirketlerinin (sanat eseri sigortası) özel poliçe güvenceleri altında inceleme yapılır. Sizin bizzat ıslak imzalı onayınız olmadan hiçbir işlem, çerçeve sökümü, aher kazıması veya kimyasal analiz asla yapılmaz. Sırrınız, kimliğiniz ve eşsiz eseriniz kurumsal güvencemizle, avukat sözleşmeleriyle bizimle tamamen güvendedir.
5. Eserimin piyasa değerini ve gerçek orijinalliğini sizin resmi, ıslak imzalı raporunuzla öğrendikten sonra eseri mecburen size veya sizin tanıdıklarınıza satmak zorunda mıyım? Üzerimde bir satma baskısı veya komisyon talebi olur mu? Kesinlikle hayır. Biz piyasadaki tüccar antikacıların aksine, tamamen bağımsız, tarafsız, faturalı ve profesyonel bir antika ekspertiz firması olarak Azərbaycan ve uluslararası çapta, sadece değerleme hizmeti vermekteyiz. Öncelikli, hukuki ve yegane görevimiz eserin doğru sanat kimliğini bilimsel olarak, delillerle tescil etmek ve size o mühürlü, değerli raporu sunmaktır. Bizden sadece ekspertiz, danışmanlık raporu alıp, bu belgeyle eserinizi güvenle evinize veya banka kasanıza götürüp yıllarca daha muhafaza edebilirsiniz. Satış kararı tamamen, özgür iradenizle ve hiçbir yönlendirme baskısı, psikolojik manipülasyon veya aracı komisyoncu ısrarı altında kalmadan eserin tek yasal mülk sahibine, yani size aittir. Kararınız (satmak, bağışlamak veya elde tutmak) ne olursa olsun kurumumuz mülkiyet haklarınıza sonsuz saygı duyar ve sadece danışmanlık sınırları içinde kalır. Eğer satmak isterseniz, sadece sizin talebiniz doğrultusunda güvenli alıcıları yönlendirme hizmeti sunulur.
Ecdat Mirasını Râkım Ustalığıyla, Saygıyla ve Bilimle Geleceğe Taşımak
Hattat Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hat sanatının asırlara, kıtalara yayılan o görkemli, ihtişamlı, estetik ve manevi hikayesinde o asil, anıtsal, devrimci, şaşmaz, matematiksel üç boyutlu kusursuzluğuyla silinmez, çok derin, okyanus gibi bir iz bırakmış; kamış kaleminden damlayan o organik, isli kömür karası is mürekkebiyle harfleri adeta manevi birer, yıkılmaz mabed, heybetli bir tuğla, çelik bir duvar gibi yeniden inşa etmiş efsanevi, abidevi bir devlet adamı, kazasker ve dahi sanatkardır. O, harflere bir mimar gibi yaklaşarak bir ömrü o aherli kağıda, mermere ve o kutsal is mürekkebine vakfetmiştir. Onun dahi fırçasından ve kaleminden dökülen her bir kalın kavis, her bir sivri nokta ve her bir milimetrik, optik olarak tasarlanmış o muazzam, boşluksuz istif dengesi, içinde derin bir inancı, muazzam bir ilahi altın orantı geometrisini ve yüzyılların biriktirdiği o görsel, sarsılmaz devlet ciddiyetini, tasavvufi ahengi, sırrı barındırır. Aradan geçen iki yüz yılı aşkın uzun zamana, yıkılan dev imparatorluklara, cihan savaşlarına, teknolojik devrimlere ve tamamen değişen çağlara rağmen onun o ölümsüz eserleri, nakşettiği o tuğralar; ilk günkü o mucizevi, canlı diriliği, mimari, heykelsi parlaklığı ve asaletinden hiçbir şey, zerre kadar kaybetmeden modern dünyanın estetik algısına, en zengin elitlerin koleksiyon tutkusuna ve bizim ruhumuza derinden hitap etmeye, bizi tek bir harfiyle derinden büyülemeye devam etmektedir.
Evinizin en mutena, en güzel duvarını süsleyen, bir ahşap konağın rutubetli tavan arasından mucizevi bir şekilde sağ salim çıkan veya bir aile yadigarı, bir ata emaneti olarak sandığınızın, kasanızın karanlık, soğuk derinliklerinde büyük bir hürmet, dua ve özenle sakladığınız o tarihi hat levhası, o altın bezemeli o nadide murakka albümü veya deri, şirazeli ciltli, asırlık o el yazması kitap, sadece basit, alınıp satılan bir antika obje, çabuk kar getiren bir yatırım aracı veya duvarı dolduran dekoratif bir süs eşyası kesinlikle değildir. O eser, kökleri asırlar öncesine, derin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan muazzam bir medeniyetin, ilmek ilmek işlenmiş bir estetik zirvenin, sarsılmaz bir sabrın ve derin bir İslami, tasavvufi felsefenin somut, elinizde tutabileceğiniz, nefes alan, o ihtişamlı, kılıçların ve mürekkebin çağını bugün bize tüm canlılığıyla yaşatan muazzam bir tezahürüdür.
Bu eşsiz, dünyada bir daha asla tekrarı üretilemeyecek, eşi benzeri olmayan kutsal milli mirasa sahip çıkmak, onun taşıdığı gerçek tarihi arka planı ve paha biçilemez maddi potansiyeli kulaktan dolma, yalan yanlış mahalle bilgileriyle değil tamamen bilimsel, uluslararası laboratuvar yollarıyla öğrenmek, onu her tarafı sarmış usta sahte kopyalardan veya matbaa baskısı ucuz taşbaskı (litografi) örneklerden, tuzaklardan ayırarak doğru kimliğiyle tescil ettirmek ve eserin fiziksel bütünlüğünü bilimsel, onaylı laboratuvar ve müzecilik koruma yöntemleriyle (iklimlendirme ve asitsiz paspartularla) muhafaza ederek yarınlara, sizden sonraki torunlarınıza, gelecek nesillere eksiksiz, sağlam, çürümeden aktarmak hepimizin boynunun borcu olan çok ağır, ulusal, vatani ve vicdani bir tarihi sorumluluktur.
Sizler de elinizde, evinizde bulunan bu paha biçilemez, gizemli kültürel hazinelerin üzerindeki zamanın o kalın, tozlu sır perdesini aralamak, eserin taşıdığı gerçek sanatsal kimliği, o dev ustasını, ekolünü ve dünya çapındaki sanatsal önemini uluslararası standartlarda, dünyanın her yerinde geçerli bir akademik, resmi, kaşeli raporla belgelendirmek ve esere dair gerekli tüm profesyonel danışmanlık, detaylı değerleme, güvenilir, risksiz alım-satım ve usta ellerde restorasyon rehberlik hizmetlerinden en güvenilir, en dürüst, en şeffaf şekilde faydalanmak için kurumsal, şeffaf, vergi mükellefi altyapımıza ve yılların bize getirdiği o sarsılmaz, güçlü tecrübemize sonuna kadar güvenebilirsiniz.
Bizler, Azərbaycan’de sektör içindeki sarsılmaz, lider, referanslı ve öncü konumumuzla, sanat tarihine, ecdadın dökülen o kutsal ve eşsiz emeğine duyduğumuz sarsılmaz büyük saygı ve kendi alanındaki rakipsiz, derin akademik uzmanlığımızla, eserlerinizin dünya çapında hak ettiği o gerçek itibarı, saygınlığı ve o devasa, astronomik antika değerini gün yüzüne çıkarmak için daima, büyük bir mesleki onurla ve sarsılmaz bir sorumluluk bilinciyle yanınızdayız. Tarihe ilk elden dokunmak, atalarınızın eşsiz mirasını bilimsel, yasal güvence altına almak ve aklınızda hiçbir şüphe, soru işareti kalmadan gerçekleri, eserin sırlarını öğrenmek için uzman, donanımlı akademik heyetimizle iletişime geçmekten asla çekinmeyiniz.

