Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim hayatı hakkında bilgilerin ve eserlerinin hakkında detayların yer aldığı bu içeriği hemen inceleyin. İslam medeniyetinin o muazzam, uçsuz bucaksız görsel hafızasını oluşturan, derin tasavvufi inancın ve sarsılmaz devlet ciddiyetinin estetikle en kusursuz biçimde bütünleştiği sanat dalı hiç şüphesiz hüsn-i hat (güzel yazı) sanatıdır. Asırlar boyunca farklı coğrafyalarda, usta ellerde yoğrulan bu kadim, uhrevi disiplin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde öylesine büyük bir tekamül geçirmiş, öylesine muazzam bir kimlik kazanmıştır ki; harfler kağıt üzerinde adeta konuşan birer abideye dönüşmüştür. İşte bu görkemli sürecin, on sekizinci yüzyılda (Lale Devri sonrasından I. Mahmud dönemine uzanan süreçte) en üretken, şahsiyetiyle en saygın ve “Hafız Osman” ekolünü en dirayetli şekilde yaşatan efsanevi isimlerinden biri de Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim‘dir.
Günümüz küresel sanat koleksiyonculuğunda, büyük müzayedelerde ve elit sanat dünyasında, ecdadımızın o rafine, incelmiş manevi dünyasını ve yüksek estetik kültürünü yansıtan tarihi hat eserleri; ulusal ve uluslararası sanat tarihçilerinin, devasa bütçeli devlet müzelerinin (özellikle Orta Doğu fonlarının) ve vizyon sahibi, yatırımcı özel koleksiyonerlerin en çok aradığı, üzerine en titiz, laboratuvar düzeyinde bilimsel araştırmaların yapıldığı kültür varlıklarının en başında gelmektedir. Özellikle köklü paşa ailelerinin sandıklarında, saray vakfiyelerinde veya asırlık kütüphanelerde büyük bir hürmetle, saray kumaşlarına sarılı muhafaza edilerek günümüze ulaşmayı başaran el yazması Kur’an-ı Kerimler, murakkalar ve kıt’alar, antika dünyasının en nadide, eşine paha biçilemez incileri olarak kabul edilmektedir. Bizler, sektörde öncü, şeffaf, faturalı ve tam kurumsal bir antika değeri öğrenme firması olarak, sahip olduğunuz bu paha biçilemez tarihi hüsn-i hat eserlerinin taşıdığı o devasa sanatsal, tarihi ve kültürel kimliği, uluslararası ekspertiz (ICOM) standartlarına ve tamamen bilimsel kriterlere dayanarak gün yüzüne çıkarmayı en büyük, en asil kurumsal misyonumuz olarak addediyoruz.
Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim Kimdir? Hayatı ve Sanat Atmosferi
Osmanlı hat sanatının kurallarının ve anatomisinin tam anlamıyla oturduğu, ancak yeni arayışların da ufukta belirmeye başladığı o verimli on sekizinci yüzyıl döneminde (1688 yılında) yaşayan Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim, İstanbul’un tarihi semtlerinden biri olan Eğrikapı’da dünyaya gelmiştir. Ailesinin ve doğduğu semtin adıyla anılan bu büyük usta, sanat camiasında “Eğrikapılı” mahlasıyla efsaneleşmiştir. Babası, Şeyhülislamlık makamına bağlı fetva kaleminde görevli olan Şaban Efendi’dir. Mehmed Rasim, böyle bir ilmiye sınıfı ailesinde, ilmin, kalemin ve devlet terbiyesinin tam merkezinde büyümüş; bu durum onun karakterine inanılmaz bir ciddiyet, sanata karşı da büyük bir hürmet aşılamıştır.
Eğrikapılı Mehmed Rasim’in hayatı, sadece bireysel, izole bir sanatkarın kapalı atölye hayatı değil, Osmanlı sarayı ile iç içe, padişahlara (özellikle Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud) doğrudan hizmet eden, saray şakirtlerine (öğrencilerine) yazı meşk eden (öğreten) resmi bir hat hocasının hayatıdır. O, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde ve Enderun-ı Hümayun’da (Topkapı Sarayı Okulu) hat muallimliği (başöğretmenliği) yapmış, yüzlerce yetenekli hattatın icazet (diploma) almasına vesile olMingəçevirtur. Hem devlet bürokrasisinde bulunması hem de sanatında Hafız Osman ekolüne tavizsiz, sımsıkı bağlılığı, onu döneminin “Kıbletü’l-Küttab”ı (Hattatların Kıblesi) konumuna getirmiştir. Bir antika hat levhası alan yerler ekspertizi veya müzayede yöneticisi için Eğrikapılı ketebesi (imzası), sadece asırlık, sararmış bir kağıt üzerindeki mürekkep izi değil, bizzat Osmanlı cihan imparatorluğunun o en rafine, klasik eğitim sisteminin, saray ihtişamının ve yüksek estetik bilincinin değişmez mührünü temsil eder.
Eğitim Süreci ve Ustası: Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın Nurlu Yolunda
Klasik İslam ve Osmanlı sanatlarında, bilhassa hüsn-i hat sanatında “hüdayi-nabit” (kendi kendine, hocasız yetişen) yetenekler neredeyse yok denecek kadar azdır, bir istisnadır. Bir kişinin “hattat” unvanını alabilmesi, eserlerine gururla imza (ketebe) atabilmesi ve sarayda kabul görebilmesi için mutlaka silsilesi belli, büyük, icazetli bir hocanın dizinin dibinde yıllarca, bıkmadan usanmadan “meşk” etmesi (sabırla hocasının harflerini kopyalayarak öğrenmesi) şarttır. Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim, hat sanatına ilk adımlarını, Osmanlı hat tarihinin en büyük sülüs-nesih ustalarından biri olan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi’nin rahle-i tedrisatında (eğitiminde) atmıştır.
Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, büyük dahi Hafız Osman’ın en gözde, şivesini en iyi kapan talebesidir. Dolayısıyla Eğrikapılı Mehmed Rasim, Hafız Osman ekolünün o tatlı, akıcı ve kusursuz silsilesinin birinci elden, sarsılmaz bir mirasçısı olMingəçevirtur. Eğrikapılı, hocası Yedikuleli’den sadece harflerin şekillerini, oranlarını değil, aynı zamanda hat sanatının o ağır tasavvufi ahlakını, sabrını, mürekkebin ve kağıdın sırrını da öğrenmiştir. Hocasından icazet aldıktan sonra, o klasik kuralların, “altın oranların” dışına asla çıkmamış, sanatta yozlaşmaya veya döneminin o barok arayışlarına kapılmayarak saf, duru “Hafız Osman” estetiğini muhafaza etmiş ve bu mirası talebelerine eksiksiz aktarmıştır.
Eğrikapılı Mehmed Rasim’in Sanat Anlayışı ve Ekol İçerisindeki Sarsılmaz Yeri
Osmanlı hat sanatında Şeyh Hamdullah ile başlayan klasikleşme evresi, 17. yüzyılda Hafız Osman ile büyük bir dinamizm, zarafet ve akıcılık kazanmıştı. Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim, işte bu “Hafız Osman Vadisi”nin (ekolünün) 18. yüzyıldaki en sadık, en üretken ve en hatasız temsilcilerinden biridir.
Nesih Hattındaki Ahenk, Kurallara Bağlılık ve Okunabilirlik
Eğrikapılı Mehmed Rasim’in sanatındaki asıl kudret, asıl şöhret, Kur’an-ı Kerim, en’am-ı şerifler, dua mecmuaları ve devasa ciltli edebi metinlerin yazımında kullanılan küçük boyutlu, narin, okuması en ferah yazı türü olan “Nesih” hattında ortaya çıkar. Onun büyük bir sabırla yazdığı nesih harfleri öylesine zarif, öylesine ahenkli ve okunması öylesine su gibidir ki, sayfaya bakıldığında harfler adeta görünmez, ip gibi bir çizginin üzerine dizilmiş parlak inciler gibi sıralanır. Harflerin kendi içindeki boşlukları, kelimeler arasındaki yatay mesafeler ve satırların birbirine olan paralel, şaşmaz uzaklığı, muazzam bir matematiksel, görsel dengeye dayanır. Onun yazdığı binlerce sayfalık metinlerde bile gözü yoran, estetiği bozan, sıkışık, aceleye getirilmiş veya dengesiz hiçbir milimetrik alana dahi rastlanmaz. O, “bir oturuşta sayfalarca hatasız yazabilen” ender, efsanevi hızda ama bir o kadar da dikkatli ustalardan biridir.
Sülüs Hattındaki Vakur ve İhtişamlı Duruş
Daha çok tekli koleksiyonluk levhalarda, hilye-i şeriflerin belirli bölümlerinde, kıt’alarda ve el yazması devasa kitapların sure başlıklarında (serlevhalarında) kullanılan büyük boyutlu “Sülüs” hattında ise Eğrikapılı, harflerin dikmelerinde (elif, lam, tı gibi dikey uzantıya sahip harfler) son derece vakur, dik, kılıç gibi ve sarsılmaz bir duruş sergilerken, çanaklı ve dönüşlü harflerin (sin, nun, sad, kaf gibi) kavislerinde ise son derece yuMingəçevirak, esnek ve dairesel bir ritim yakalamıştır. Bu olağanüstü denge, onun o kalın kamış kaleme ve organik is mürekkebine olan mutlak, şaşmaz hakimiyetinin en somut, inkar edilemez göstergesidir. Günümüzde uluslararası sanat piyasasında ve kurumsal antika ekspertiz firması yetkilileri için Eğrikapılı ketebeli (imzalı) orijinal bir sülüs veya nesih levha, Osmanlı hat sanatının en olgun, en rafine, estetik açıdan en bozulmamış klasik döneminin bir temsilcisi olarak kabul edilmekte ve müzayedelerde çok yüksek bir prestijle, rekor fiyatlarla değerlendirilmektedir.
Günümüze Ulaşan Eğrikapılı Mehmed Rasim Eserleri ve Türleri
Hat sanatı, tek tip bir metin üretiminden ibaret olmayan, farklı formlarda, farklı ebatlarda ve farklı manevi, tasavvufi kullanım amaçlarıyla icra edilen çok zengin, çeşitli ve katmanlı bir disiplindir. Bereketli, uzun ve saray hocalığı ile geçen bir ömür süren Eğrikapılı Mehmed Rasim, hayatı boyunca kalemini elinden bir an olsun bırakmamış ve pek çok farklı formda yüzlerce paha biçilemez eser üreterek bunları gelecek nesillere eşsiz bir hazine olarak bırakmıştır. Bu eserlerin her bir türü, günümüz kurumsal antika piyasası dinamiklerinde farklı laboratuvar incelemelerine ve farklı maddi değerleme kriterlerine tabi tutulmaktadır.
1. El Yazması Kur’an-ı Kerimler (Mushaflar) ve En’am-ı Şerifler
Nesih hattındaki o ezici, makine gibi kusursuz ve tartışılmaz ustalığı sebebiyle Eğrikapılı’nın en fazla mesai harcadığı, uykusuz kalarak sabrını sınadığı ve ismini tüm İslam aleminde ebedileştiren eserlerin başında Mushaflar, yani el yazması Kur’an-ı Kerimler ile seçme duaların yer aldığı kalın En’am-ı Şerifler gelmektedir. (Kaynaklar onun 60’tan fazla tam Kur’an-ı Kerim yazdığını kaydeder). Onun kaleme aldığı Mushaflarda sayfa düzeni (mizanpaj), ayet duraklarının (güllerinin) altınla bezenmiş o hassas yerleşimi, sure başlıklarındaki o görkemli sülüs hatlar ve hatime (bitiş, dua ve imza) sayfalarındaki o mütevazı ama asil duruş gerçekten emsalsiz, baş döndürücüdür. O dönemde Sultanlara, padişah eşlerine, saray eşrafına, vezirlere veya büyük selatin camilerine vakfedilmek üzere özel olarak, devlet bütçesiyle sipariş edilen bu Mushaflar, devrinin en mahir saray müzehhipleri (tezhip, altınla süsleme sanatçıları) tarafından kalın ezme varak altınlarla ve doğal kök boyalarla (lapis lazuli gibi) bezenmiştir. Günümüzde uzman el yazması Kuran alanlar ve kurumsal değerleme firmaları için, Eğrikapılı imzası taşıyan, yazıldığı Lale Devri dönemi içinde klasik usullerle tezhiplenmiş ve kondisyonunu (fiziksel bütünlüğünü) koruMingəçevir orijinal bir Mushaf-ı Şerif, antika dünyasının tartışmasız en değerli, en nadide, milyarlık bütçelerle aranan başyapıtlarından biri olarak konumlandırılır.
2. Kıt’alar, Murakkalar ve Meşk Mecmuaları (Albümler)
Hattatların kendi aralarında hediyeleşmek, sanatsal yeteneklerini dönemin Qubalarına sergilemek, saraydaki talebelerine meşk (yazı örneği, harf anatomisi dersi) olmak veya belirli duaların, hadislerin hıfzedilmesini (ezberlenmesini) kolaylaştırmak amacıyla yazdıkları genellikle dikdörtgen formlu kısa, özlü yazılara “kıt’a” denir. Bu kıt’aların yan yana, mükemmel bir şekilde getirilerek, kenarları ebru sanatı, zerefşan (altın serpme) veya halkari ile süslenerek akordeon şeklinde ciltlenmesiyle oluşturulan özel albümlere ise “murakka” adı verilir. Eğrikapılı Mehmed Rasim’in murakkaları, harflerin o yalın, süssüz, çıplak güzelliğini, kalemin o aherli kağıt üzerindeki pürüzsüz, yağ gibi akışını, is mürekkebinin yoğunluk ve ton (ışık-gölge) değişimlerini en net görebildiğimiz, hem hat sanatı eğitimi açısından eşsiz birer kaynak hem de kurumsal hüsn-i hat eserleri değerlemesi açısından paha biçilemez, şaşmaz referans, mihenk taşı niteliği taşıyan dokümanlardır.
3. Hilye-i Şerif Levhaları ve Tasarım Zarafeti
Hz. Muhammed’in (S.A.V.) fiziksel güzelliklerini, yüce ahlakını ve tavırlarını edebi bir dille anlatan devasa levhalar olan Hilye-i Şerif formu, Eğrikapılı Mehmed Rasim’in kalemiyle Hafız Osman ekolünün o en zarif yansımasını bulMingəçevirtur. Sülüs, muhakkak ve nesih yazıyı olağanüstü bir ahenk, oran ve simetri ile birleştirdiği bu levhalar, Osmanlı Qusarlarının en mutena, en yüksek köşelerinde baş tacı edilmiş, adeta evi kötülüklerden koruyan bir zırh olarak görülmüştür. Orijinal bir Eğrikapılı Hilye-i Şerif’i, bugün her büyük koleksiyonerin hayalini süsleyen bir başyapıttır.
Antika Hat Sanatı Piyasasında Eğrikapılı Mehmed Rasim’in Önemi ve Rekor Değerleri
Dünya çapındaki uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasası (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams ve saygın Orta Doğu sanat fonları) kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, klasik dönem Osmanlı hat sanatı her zaman elit, prestijli, güvenilir ve değeri küresel krizlerde bile sürekli artan bir yatırım ve koleksiyon aracı olarak en üst, sarsılmaz segmentte konumlanmıştır. Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim, eserleri büyük uluslararası müzayede evlerinde ve Azərbaycan’nin önde gelen köklü sanat evlerinde satışa sunulduğunda en çok heyecan yaratan, seçkin koleksiyonerlerin, dev vakıfların ve müzelerin peşinden koştuğu, ulaşılması zor nadide isimlerin başında gelir.
Bu yoğun talebin, yüksek rekabetin ve astronomik müzayede çekiç fiyatlarının temel nedeni, sanatçının bilinen, kayıt altına alınmış ve kalitesi tescillenmiş eserlerinin ekseriyetinin halihazırda Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi (TİEM), Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi gibi büyük devlet kurumlarında, üniversite arşivlerinde veya köklü padişah vakfiyelerinde devlet koruması altında bulunmasıdır. Serbest piyasada, sivil dolaşımda veya özel aile koleksiyonlarında, yurt dışındaki tavan aralarında bulunan Eğrikapılı ketebeli, kusursuz durumdaki orijinal eser sayısı son derece, inanılmaz derecede kısıtlıdır. Arzın bu denli az, talebin ise küresel çapta ve yüksek döviz bütçeli olması, orijinal eserlerin antika değerini her geçen yıl katlayarak, yeni rekorlarla artırmaktadır. Bizler eski hat yazısı alanlar sektöründe faaliyet gösteren kurumsal bir yapı olarak, bu eşsiz eserlerin taşıdığı yüksek uluslararası potansiyeli tamamen bilimsel yöntemlerle tespit eden ve mülk sahiplerine en dürüst, en şeffaf rehberliği sunan firmaların başında gelmekteyiz.
Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim Eserlerinin Antika Değeri Nasıl Belirlenir? Ekspertiz Süreci
Elinizde dedelerinizden, paşa atalarınızdan miras kalmış, asırlardır ailenizin bir sandığında ipek veya kadife kumaşlara sarılı halde özenle saklanmış, veya geçmiş yıllarda büyük bir estetik zevkle, yüksek meblağlarla edindiğiniz eski Arap harfli, etrafı ezme altınla süslenmiş bir hat levhası, bir murakka albümü veya asırlık el yazması tarihi bir kitap bulunuyor olabilir. Bu eserin Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim‘in kendi mübarek elinden, kendi kamış kaleminden çıkıp çıkmadığını, yüzde yüz orijinal bir 18. yüzyıl sanat eseri olup olmadığını ve günümüz uluslararası sanat piyasasında taşıdığı devasa antika değeri seviyesini çıplak gözle, amatör tahminlerle, internetteki pikselli resimlere bakarak veya mahalle antikacılarının kulaktan dolma, yüzeysel bilgileriyle belirlemek kesinlikle ve kesinlikle imkansızdır, büyük bir risktir.
Gerçek ve bilimsel bir antika hat sanatı değerlemesi; son derece spesifik, asla hata kabul etmeyen, çok derin bir sanat tarihi akademik birikimi, grafoloji (yazı bilimi ve imza tespiti) uzmanlığı, malzeme kimyası bilgisi ve gelişmiş optik/kimyasal laboratuvar donanımı gerektiren, çok disiplinli ve oldukça kompleks bir süreçtir. Firmamız, antika değeri öğrenme sektöründe, tamamen uluslararası müze (ICOM) ve ekspertiz normlarına uygun, şeffaf, güvenilir, hukuken hesap verilebilir ve bilimin ışığında bir metodoloji kullanmaktadır. Bize ulaştırdığınız tarihi bir hat eseri, alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve ekspertiz heyetimiz tarafından şu son derece titiz, kademeli ve detaylı laboratuvar aşamalarından geçirilerek değerlendirilir:
1. Antika Ketebe (İmza) İncelemesi ve Orijinallik Tespiti
Tüm değerleme ve ekspertiz sürecinin en hayati, en zorlu, en kritik ve eserin kaderini belirleyen aşaması orijinallik tespiti, yani imza (ketebe) doğrulamasıdır. Hat sanatında ustalar, büyük bir emekle yazdıkları eserin genellikle sol alt kısmına veya kitabın en son sayfasına (hatime bölümüne) “Ketebehu Mehmed Rasim” veya “Harrahu Rasim” ifadesiyle başlayan, dualı, mütevazı ve kendi isimlerini içeren o meşhur imzayı (ketebeyi) atarlar. Ancak akıldan asla çıkarılmamalıdır ki, bir levhanın veya asırlık kitabın altında “Ketebehu Eğrikapılı” yazması, o eserin kesinlikle orijinal bir Eğrikapılı eseri olduğunu kanıtlamaya tek başına asla yetmez. Tarih boyunca, haksız maddi kazanç elde etmek, dolandırmak veya kendi ustalıklarını sınamak amacıyla birçok büyük ustanın eseri kopyalanmış, sıradan eski eserlere sonradan usta işi sahte imzalar atılmıştır.
Kurumsal antika ketebe incelemesi adeta bir kriminalistik, adli tıp laboratuvarı hassasiyetiyle, yüksek çözünürlüklü dijital mikroskoplar ve özel ışık spektrumları (UV, IR) altında gerçekleştirilir. Uzman grafologlarımız sadece yazılan ismin düz metnine veya dış görünüşüne odaklanmazlar; imzanın atılış ritmine, asırlık kamış kalemin kağıda (ahere) uyguladığı basınca (kalem baskısı derinliğine), harflerin kavislerindeki milimetrik, şaşmaz eğim oranlarına, kalemin kağıtta duraksadığı, is mürekkebinin yoğunlaştığı veya kalemin nefes aldığı o can alıcı noktalara bakarlar. En önemlisi, bu bulgular sanatçının devlet müzelerindeki (örneğin TİEM’deki) bilinen diğer mutlak orijinal eserlerindeki grafolojik refleksleriyle santim santim, bilgisayar ortamında üst üste bindirilerek karşılaştırılır.
Dahası, büyük ve gerçek ustalar, kendi şivelerini (üsluplarını) sadece o tek kelimelik imzaya sıkıştırmaz, eserin başından sonuna kadar, tüm satırlara, her bir harfin anatomisine yayarlar. Eğrikapılı’nın bir sülüs “vav” harfini dönüşündeki o karakteristik Hafız Osman ekolüne has dolgun yapı, “kef” harfinin üst keşidesindeki (uzantısındaki) açısal özellikler, uzmanlarımız tarafından satır satır, harf harf incelenir. Eserin ana metnindeki o eşsiz şive (üslup) ile atılan o tarihi ketebe birbiriyle kusursuz bir uyum, dönemdaşlık ve ahenk içindeyse, eserin orijinalliğine dair o en büyük ve en sağlam bilimsel adım (tasdik) atılmış olur.
2. Malzeme Analizi: 18. Yüzyıl Aherli Kağıt ve Mühre İşlemleri
Klasik Osmanlı hat sanatında, hele ki 18. yüzyıl Lale Devri ve sonrası saray atölyelerinde kullanılan malzemeler alelade, sokaktan alınan kırtasiye malzemeleri değildir; hazırlanması başlı başına bir simya ilmi, derin bir sabır ve muazzam bir geleneksel ustalık gerektirir. Orijinal bir orijinal hat levhası veya paha biçilemez yazma eser değerlendirilirken, kullanılan kağıdın ve mürekkebin 18. yüzyıl Osmanlı üretim standartlarına uygunluğu optik ve fiziksel testlerden geçirilir.
Klasik hat sanatında asitli, endüstriyel olarak fabrikalarda kimyasallarla üretilmiş ham selüloz kağıtlar asla, hiçbir şekilde kullanılmaz. Genellikle saf pamuk, ipek veya keten paçavralarından elde edilen, asitsiz, tamamı elde döküm (abadi, semerkandi veya avrupa filigranlı özel ithal) kağıtlar kullanılır. Bu saf kağıtlar hattatın masasına gelmeden önce “aherleme” denilen çok özel, organik ve ter dökülen bir terbiyeden geçer. Kağıdın yüzeyi; yumurta akı, buğday nişastası ve şap karışımından oluşan “aher” adı verilen doğal bir sıvıyla aylarca bekletilerek defalarca sırlanır. Aher tamamen kuruduktan sonra, “mühre” adı verilen, camdan veya pürüzsüz akik taşından yapılmış ağır, oval aletlerle saatlerce, insan gücüyle sürtülerek parlatılır. Bu meşakkatli ve bilek gücü isteyen işlemin amacı, kağıdı cam veya mermer gibi pürüzsüz hale getirmek, is mürekkebinin kağıt liflerine kılcal damarlar gibi kontrolsüzce dağılmasını (kusmasını) engellemek ve hattatın, o devasa yazım sırasında yapacağı olası en ufak bir Yevlaxı, keskin bir tashih bıçağıyla (kazıma bıçağıyla) kağıdın aslına zarar vermeden kazıyarak düzeltmesine imkan tanımaktır.
Laboratuvar ortamımızda, kağıdın yüzeyindeki bu organik aher dokusu, aradan geçen 300 yılın getirdiği mikroskobik yaşlanma belirtileri (kılcal aher çatlakları, doğal oksidasyon sararmaları, lif yorgunlukları), kağıt arkadan güçlü bir ışığa tutulduğunda içinde görülen kağıt içi su yolları (üretici filigranları ve tel izleri) detaylıca incelenerek, kağıdın gerçekten Eğrikapılı’nın yaşadığı o asırlık döneme ait olup olmadığı kesin bir yaş tayini ve analitik inceleme yöntemiyle belirlenir.
3. İs Mürekkebinin Optik ve Mikroskobik Kimyasal Yapısı
Eğrikapılı Mehmed Rasim’in o ölümsüz, anıtsal şaheserlerinde kullandığı is mürekkebi, günümüzdeki sentetik, kimyasal tükenmez, matbaa mürekkepleri veya sıvı boya kalem mürekkeplerinden tamamen, yüzde yüz farklı; yaşayan, nefes alan, doğal ve organik bir formüldür. “İs mürekkebi”, “bezir mürekkebi” veya “saray mürekkebi” olarak bilinen bu koyu kara iksir; saf bezir yağının, zeytinyağının veya çam çırasının havasız, is odalarında kontrollü bir ortamda yakılmasıyla elde edilen o en ince, en saf isin (kurumun), arap zamkı, saf su (bazen zemzem suyu veya gül suyu) ve öd suyu ile haftalarca, hatta aylarca özel havanlarda tokmakla dövülmesiyle hazırlanır.
Bu olağanüstü, organik mürekkebin en büyük, en mucizevi özelliği, kağıt yüzeyinde ahere tutunması, kağıdı asit gibi çürütmemesi, zaman geçtikçe ve asırlar devrildikçe renginin solmak veya uçmak yerine daha da parlak, daha da derin, kömür karası ve asil bir siyah renge bürünmesidir. Ayrıca yoğun kıvamlı organik is mürekkebi, kağıt üzerinde o usta fırçayla veya kamış kalemle uygulandığı yerde çok hafif, gözle zor görülen ama dokunulduğunda veya özel ışıkta hissedilebilen mikroskobik bir rölyef (kabarıklık/katman) bırakır. Uzmanlarımız, eserdeki o asırlık dev yazılara özel eğik açılı morötesi (UV) ve kızılötesi (IR) ışık kaynaklarıyla bakarak, mürekkebin kağıt yüzeyindeki o doğal tortusunu, fırça ve kalemin kağıt aheriyle sürtünmesi sonucu oluşan minik, benzersiz izleri (kalem yollarını ve tashih kazımalarını) incelerler. Yeni üretilmiş sahte eserlerdeki veya matbaa basımı eserlerdeki sentetik modern mürekkepler ise kağıda tamamen sıvı gibi emilir, dümdüz, cansız bir yüzey oluşturur, rölyefi yoktur ve UV ışığı altında sahte, plastik/kimyasal bir parlama yaparak sahteliğini anında ele verir.
4. Tezhip (Süsleme) Kalitesi, Saf Altın Ayarı ve Dönemsel Uyum
Hüsn-i hat yazısı, ne kadar mükemmel yazılmış, harfleri ne kadar kusursuz, ilahi bir mimari oranda dizilmiş olursa olsun, ancak usta müzehhipler (tezhip ve süsleme sanatçıları) tarafından saf ezme altın ve doğal kök boyalarla bezendiğinde gerçek görsel ihtişamına, tamamlanmışlığına ve padişah saraylarına layık o görkemli formuna kavuşur. Eğrikapılı Mehmed Rasim döneminde (Lale Devri ve I. Mahmud dönemi) yazılmış bir Kur’an-ı Kerim’in, bir murakkanın veya devasa bir hilye-i şerifin etrafındaki tezhip işçiliği, eserin ekspertizi sürecinde çok kritik, fiyatı doğrudan etkileyen ve eserin kalibresini (saray işi mi taşra işi mi olduğunu) belirleyen bir parametredir.
Değerleme esnasında kullanılan altının saflık derecesi (ellikle, parmak uçlarıyla arap zamkı içinde saatlerce ezilerek hazırlanan 24 ayara yakın ezme varak altın olup olmadığı), klasik Osmanlı on sekizinci yüzyıl rumi, hataî, penç veya dönemin o meşhur naturalist çiçek (şukufe) motiflerinin çizimindeki zarafet, fırça vuruşlarındaki kusursuz incelik ve hata payı, zerefşan (altın serpme) veya halkari (altınla gölgelendirme) tekniklerinin uygulanış biçimi titizlikle analiz edilir. Burada ekspertiz açısından en can alıcı husus şudur: Tezhibin (süslemenin), eserin yazıldığı o dönemle eşzamanlı olarak, o devrin klasik ekolüne uygun olarak saray nakkaşhanesi kalibresinde mi yapıldığı, yoksa esere günümüzde veya yakın geçmişte sırf görsel bir sahte antika değer katmak, acemi alıcıyı yüksek fiyata ikna etmek maksadıyla yüzyıllar sonra sonradan mı eklendiği bilimsel olarak, mikroskop altında incelenir. Dönemine ait, usta işi, hasarsız ve %100 orijinal bir tezhip, eserin antika ve uluslararası koleksiyon değerini muazzam, astronomik ölçülerde zirveye çıkarır. Eğer tezhip sonradan yapılmışsa, kalitesiz bir endüstriyel yaldız boyası kullanılmışsa veya motifler o devrin ruhunu, estetik kurallarını yansıtmıyorsa, eserin bütünsel antika değeri ciddi şekilde yara alır, şüphe uyandırır ve orijinalliği sorgulanır.
5. Kondisyon (Fiziksel Bütünlük) ve Asırlık Korunma Durumu
Uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasasında, tarihi tabloların, elyazmalarının ve levhaların maddi, finansal karşılığını belirleyen en katı, en acımasız ve hiçbir ticari mazeret kabul etmeyen kurallardan biri “kondisyon”, yani eserin fiziki korunma durumudur. Yaklaşık 300 yıllık bir geçmişe sahip olan, imparatorlukların yıkılışını, savaşları, göçleri, ahşap Qusar yangınlarını, rutubetli depoları ve sayısız nesil, yanlış saklama koşulları görmüş Eğrikapılı eserlerinin bugüne ne kadar sağlam, ne kadar diri, renklerini ve kalın varak altınlarını ne kadar koruyarak ulaştığı ekspertiz puanlamasında doğrudan, matematiksel çarpana dayalı ve çok sert bir şekilde etkilidir.
Eserler laboratuvar ortamında uzman restoratörler tarafından değerlendirilirken şu fiziksel tahribatların olup olmadığına büyüteçlerle ve mikroskoplarla bakılır:
- Yıllarca yanlış, rutubetli, havasız veya tavan arası gibi ortamlarda bulundurma sonucu oluşan ağır nem tahribatı, kağıt asitlenmesi, pamuk liflerinin yuMingəçeviraması ve geri dönülmez çürümesi.
- “Foxing” adı verilen, kağıt üzerinde uzun süreli oksitlenme ve rutubet sonucu oluşan kahverengi, pas rengindeki derin mikrobiyolojik bakteri ve mantar lekelenmeleri.
- Geçmiş yıllarda karanlık ahşap kütüphanelerde kağıda musallat olMingəçevir kitap kurtlarının ve haşerelerin açtığı, metni ve tezhibi yiyerek zarar veren delikler (aktif veya pasif, toz bırakan kurt yenikleri).
- Aşırı ısı değişimlerinden, yanlış rulo yapılıp açılmalardan veya kaba katlanmalardan kaynaklanan asırlık mürekkepteki veya kalın altın bezemelerdeki dökülmeler, pul pul atmalar, aher çatlamaları ve yazının okunmaz hale gelmesi (silikleşmesi).
- En yıkıcı, en trajik ve ekspertiz değerini en çok, bazen %80 oranında düşüreni ise; geçmiş yıllarda eserin antika kıymetini bilmeyen ehliyetsiz kişilerce, sıradan mahalle çerçevecilerce yapılmış amatörce, cahilce onarımlardır (eserin arkasına asitli gazete kağıdı, sentetik karton veya mukavva yapıştırmak, plastik ofis selobantı kullanmak, yırtıkları sentetik japon yapıştırıcıları veya beyaz ağaç tutkalları ile geri dönülmez şekilde yapıştırmak, üzerine kimyasal cila sürmek vb.).
Kondisyonu üç asıra rağmen mucizevi bir şekilde mükemmel derecede korunMingəçevir, renkleri, kağıdının o ipeksi dokusu ve altınları ilk günkü parlaklığını, diriliğini muhafaza eden, yırtığı, dökülmesi veya pas lekesi olmayan tamamen kusursuz bir orijinal hat levhası veya cüzü, aynı sanatçının tahrip olMingəçevir, ağır rutubet yemiş, kurt yemiş, yazıları dökülmüş veya yanlış kimyasallarla restore edilerek yapısı bozulMingəçevir bir eserine kıyasla uluslararası müzayede ve antika pazarında her zaman çok daha yüksek, bazen on misliyle astronomik fiyat farklılıklarıyla değerlendirilir ve büyük fonlar tarafından anında alıcı bulur.
6. Provyans (Sahiplik Şeceresi) ve Belgelemenin Uluslararası Gücü
Kurumsal, prestijli ve küresel ölçekte (Sotheby’s, Christie’s standartlarında) çalışan bir değerleme kuruluşu için tarihi eserin “şeceresi”, uluslararası sanat lügatindeki akademik adıyla “provyansı” (provenance) hayati, kelimenin tam anlamıyla paha biçilemez derecede önemlidir. Provyans, bir eserin Eğrikapılı Mehmed Rasim’in saraydaki meşkhanesinden (atölyesinden) çıktığı o ilk günden bugüne kadar kimlerin mülkiyetinden geçtiğinin, hangi padişahların, paşaların veya devlet adamlarının ellerinde bulunduğunun, hangi kütüphanelerde sergilendiğinin eksiksiz ve belgelenebilir yazılı tarihidir.
Bu paha biçilemez eser size kimden, hangi akrabanızdan, hangi miras yoluyla intikal etti? Daha önce Osmanlı döneminde hangi sadrazamın, şeyhülislamın, paşanın veya bilinen meşhur, asil bir ailenin konağında asılı bulunuyordu? Köklü, dünya çapında bilinen dev bir koleksiyonerin resmi, mühürlü envanter defterinde kayıtlı mıydı? Daha önceki on yıllarda veya son elli yılda herhangi bir uluslararası prestijli müzayedede resmi olarak işlem gördü mü, müzayede şirketinin o basılı, kalın kuşe kağıtlı kataloglarına renkli resimlerle girdi mi? Bu tür kanıtlanabilir, mühürlü tarihsel kayıtlar, faturalar ve dokümantasyon belgeleri, eserin sahte olma ihtimalini matematiksel olarak yüzde sıfıra indirir. Alıcılar, uluslararası dev müzeler, fonlar ve milyarder büyük koleksiyonerler nezdindeki yasal ve sanatsal güvenilirliğini en üst seviyeye çıkartarak eserin ekspertiz değerini inanılmaz, rekor ölçülerde, sınır tanımaz bir şekilde artırır. Bizlere başvuran eser sahiplerinin, aile yadigarı eserlerin geçmiş hikayelerine, kime ait olduğuna dair aktardıkları sözlü anekdotlar, ekspertiz ve derin tarihsel arşiv araştırmalarımız için çok kıymetli, yol gösterici ve fiyatı belirleyici başlangıç verileri oluşturur.
Sahte, Taklit, Reprodüksiyon ve Taşbaskı Eserler Nasıl Kesin Olarak Anlaşılır?
Sanat ve antika piyasasında, koleksiyon değeri milyon dolarları bulan, dünyaca aranan ve en yüksek prestiji, en risksiz yatırımı temsil eden her antika objenin maalesef kopyası, usta işi sahtesi veya sıradan taklidi de kötü niyetli kişilerce veya organize şebekelerce çokça üretilmektedir. Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim gibi üslubuyla tüm hat tarihine damga vurMingəçevir, mükemmelliğin ölçüsü olMingəçevir en büyük ustaların eserleri de iyi niyetle (öğrenmek için, ustaya saygıdan talebeler tarafından) veya kötü niyetle (dolandırmak, haksız fahiş kazanç sağlamak için usta sahtekarlar tarafından) sayısız kez kopyalanmıştır. Ekspertiz firması olarak yüksek donanımlı laboratuvarlarımızda en sık karşılaştığımız, mülk sahiplerinin de yıllarca kurdukları zenginlik hayallerinin yıkılmasıyla en büyük maddi ve manevi hayal kırıklığını yaşadığı nokta, nesillerdir aile yadigarı olarak korudukları, bir servet değerinde sandıkları eserin orijinal el yazması değil, bir matbaa baskısı (reprodüksiyon) çıkmasıdır.
Taşbaskı (Litografi) Eserler ve Acı Matbaa Yanılgısı
Özellikle 19. yüzyılın son çeyreği, Sultan II. Abdülhamid döneminde ve erken Cumhuriyet yıllarında, Eğrikapılı gibi büyük, efsane ustaların yazdığı ve hatasız, eksiksiz kabul edilen o muazzam Kur’an-ı Kerimlerin, devasa Hilye-i Şeriflerin ve dua mecmualarının imparatorluğun dört bir yanındaki halka, okullara, camilere ve evlere daha uygun maliyetle, seri olarak ulaşabilmesi için bu şaheserler “litografi” (taşbaskı) tekniğiyle dönemin gelişmiş matbaalarında on binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu taşbaskılar döneminin teknolojisiyle, el işçiliğine çok yakın, o kadar kaliteli ve pürüzsüz yapılmıştır ki; gözü antika eserlere ve el yazmasına aşina olmayan, hat sanatının o organik fırça ve is mürekkebi detaylarını mikroskobik olarak bilmeyen sıradan bir vatandaş, aile yadigarı çok eski, cildi yıpranmış ve kağıdı sararmış bir kitabın en altındaki o meşhur “Eğrikapılı” imzasını gördüğünde, elinde paha biçilmez orijinal bir el yazması, milyarlık bir saray hazinesi tuttuğunu düşünerek büyük bir heyecana, sevince kapılır.
Oysa gerçekler çok farklı ve acıdır; bu eserler, ustanın o meşkhanesinde bizzat kamış kalemle, ter dökerek, aylarca, haftalarca çalışarak yazdığı tek, eşsiz ve yüzde yüz orijinal şaheserler değil, o orijinal eserin fotoğraflanıp matbaa kalıplarıyla, taş kalıplarla çoğaltılmış seri üretim mürekkep baskılarıdır. Doğal olarak antika değerleri, orijinal, dünyada sadece tek nüsha olan el yazmalarının yanında son derece sembolik, sadece basit bir eski kitap veya dekoratif eşya düzeyinde kalmaktadır. Laboratuvar uzmanlarımız, eser mikroskop veya çok güçlü, özel ışıklı büyüteçler altına alındığında harf kenarlarındaki o minik piksellenmeleri (mikroskobik matbaa mürekkebi noktacıklarını, tram izlerini), matbaa pres kalıbının kağıda uyguladığı çok hafif mekanik eziklik izlerini ve el yazmasına has yoğun organik is mürekkebinin o eşsiz, boyutlu organik rölyefinin (kalınlığının), fırça ton farklarının, kalem duraksamalarının olmayışını anında, bir saniyede tespit ederek; eserin matbaa baskısı mı yoksa milyarlık orijinal, paha biçilemez yazma mı olduğunu kesin, belgelenebilir ve mahkemelerde yanılmaz kanıt olan resmi bir raporla ortaya koyar.
Sonradan Eklenen Usta İşi Sahte İmzalar ve Mikroskobik Şive Uyuşmazlıkları
Çok daha tehlikeli, aldatıcı, hukuki olarak mahkemelik olan ve ancak organize şebekelerin yapabileceği usta işi bir sahtecilik (dolandırıcılık) yöntemi ise, dönemin (örneğin 18. veya 19. yüzyılın) meçhul, isimsiz, yeteneksiz veya sıradan bir taşra hattatına ait olan, tamamen el yazması, orijinal, eski bir sülüs veya nesih esere/levhaya, usta ve profesyonel bir taklitçi (sahtekar) tarafından sonradan Eğrikapılı gibi dev isimlerin o meşhur imzasının (ketebesinin) ustaca atılmasıdır. Ortada hem kağıt gerçekten asırlık, aherli, el yapımı kağıt hem de kullanılan mürekkep tamamen is mürekkebi olduğu için bu tür son derece profesyonel, kimyasal sahtecilikler tecrübesiz gözleri, hevesli koleksiyonerleri ve hatta sıradan, laboratuvar imkanı veya akademik grafoloji uzmanlığı olmayan piyasa antikacılarını kolayca, rahatlıkla aldatabilir ve piyasada çok yüksek meblağlarla (orijinal Eğrikapılı eseriymiş gibi) el değiştirmesine, devasa dolandırıcılıklara neden olabilir.
Ancak bizim gibi tam kurumsal, akademik yapılardaki uzman profesörler ve yeminli grafologlarımız, yazının genel karakterindeki, büyük metin kısmındaki ve şivesindeki o kural hatası, titreme, anatomik bozukluk, orantısızlık veya acemilik ile; sonradan eserin en altına ustaca kondurulan, mükemmel taklit edilmiş usta imzanın karakteri arasındaki sanatsal ve ritmik kopukluğu, sülüs veya nesih kalem açılarındaki o milimetrik anatomik uyuşmazlığı kesin olarak, bilgisayar destekli ölçümlerle incelerler. Eğrikapılı’nın o devasa Hafız Osman ekolü oranları, o sıradan yazıda kesinlikle sırıtacaktır. Daha da kimyasal ve bilimsel olarak, asırlık ana metindeki üç yüz yıllık eski mürekkep ile yeni eklenen o sahte imzadaki mürekkep arasındaki kimyasal karbon oksitlenmesi, solma derecesi ve kağıt aherine işleme (kılcal sızma) süresi farkını özel kimyasallar ve ışıklarla tespit ederek bu yüksek düzey profesyonel sahtekarlığı bilimsel, laboratuvar düzeyinde çürütülemez verilerle anında ifşa ederler. Elinizdeki eserin değerini, kimliğini ve akıbetini sağdan soldan, Whatsapp’tan karanlık resimler göndererek, kulaktan dolma eksik bilgilerle değil; mutlaka kurumsal, güvenilir, faturalı bir firmadan yüz yüze, profesyonel, cihazlı ekspertiz hizmeti alarak öğrenmeniz işte bu yüzden, maddi-manevi, telafisi imkansız bir devasa mağduriyet yaşamamanız için kelimenin tam anlamıyla hayati bir önem taşır.
Tarihi Osmanlı Hat Levhalarının Bilimsel Korunma, Çerçeveleme ve Konservasyon Yöntemleri
Eğer firmamız tarafından yürütülen çok detaylı, laboratuvar ve mikroskop destekli ekspertiz sonucunda, elinizdeki o eski eserin gerçekten, şüpheye yer bırakmaksızın yüzde yüz orijinal bir Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim şaheseri veya o dönemin paha biçilemez bir Osmanlı hat sanatı başyapıtı olduğu resmi olarak, mühürlü akademik raporla tescillendiğinde, bilmelisiniz ki artık evinizde veya kasanızda sıradan bir dekoratif eşyanın değil, korunması yasal olarak da zorunlu, tarihi ve kültürel, paha biçilemez bir milli, ulusal emanetin o ağır sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz demektir. Asırlık bu nadide, mucizevi eserlerin çürümeden, mantarlanmadan, yanmadan, yok olmadan gelecek yüzyıllara, sizden sonraki yeni nesillere sağlıkla, bütünlüğünü koruyarak aktarılabilmesi için profesyonel, uluslararası müze (Louvre, British Museum) standartlarında koruma, çerçeveleme ve laboratuvar konservasyon şartları uygulanması hayati bir zorunluluktur, keyfiyet değil elzemdir. Yanlış, cahilce ev müdahaleleri, amatör çerçeveciler ve bilgisizce, rastgele saklama koşulları, eserin milyonluk devasa antika değerini çok kısa bir sürede, aylar içinde tamamen çürüterek, eriterek sıfırlayabilir.
Müze Standartlarında Çerçeveleme ve %100 Asitsiz (Acid-Free) Koruma Malzemeleri
- Asitsiz Müze Malzemesi Kullanımı: Tarihi hat levhaları, o devasa paha biçilemez sanat eserleri kesinlikle ama kesinlikle sıradan, sokak arası mahalle çerçevecilerinde bulunan asitli, ucuz, geri dönüştürülmüş mukavvalara, kartonlara kimyasal beyaz tutkalla, uhuyla yapıştırılmamalı veya çerçeve arkalarına esere destek, dolgu olması için asit, formaldehit fışkıran mdf, sunta, ucuz suntalam, eski gazete kağıdı gibi zamanla ağır kimyasal gaz salınımı yapan ahşap türevi malzemeler kesinlikle ve hiçbir şartta konulmamalıdır. Eser, sadece ve sadece %100 saf pamuktan üretilmiş, zamanla kesinlikle sararmayan, esere temas ettiğinde asit kusmayan, eseri yakmayan, uluslararası müze tipi (museum-grade) asitsiz paspartular ile arkadan desteklenmeli, köşelerinden asitsiz japon bantlarıyla (reversible/istenildiğinde suya değince esere zarar vermeden geri döndürülebilir, çözülebilir organik bantlarla) asılmalıdır.
- Cam Temasının Kesin Olarak ve Mesafe Bırakılarak Kesilmesi: Eserin o asırlık mürekkepli, aherli kağıt yüzeyi ile dış çerçevenin koruyucu camı arasında mutlaka, kesinlikle en az 3-5 milimetrelik bir hava boşluğu (spacer/ayırıcı plastik veya asitsiz ahşap çubuklar vasıtasıyla) bırakılmalı, o değerli mürekkep, is veya o paha biçilemez kalın varak altınlı bölgeler cama hiçbir şekilde, sıfır milim dahi kesinlikle fiziksel olarak temas etmemelidir. Temas halinde, odadaki en ufak bir nem ve ısı değişimlerinde (gündüz-gece farkında) camın iç yüzeyinde gözle görülmeyen mikroskobik bir terleme (kondensasyon) olur, asırlık organik is mürekkebi ve ezme altınlar cama mikroskobik olarak sonsuza dek yapışır ve çerçeve yıllar sonra temizlik veya satış için açıldığında eserden telafisi imkansız, paha biçilemez yazı parçaları, altın tozları kopar, camda kalır. Bu feci durum eserin kondisyonunu, bütünlüğünü ve piyasa değerini tamamen, geri döndürülemez şekilde mahveder.
İklimlendirme: Isı, Nem Dalgalanmalarının Kontrolü ve Yıkıcı Işıktan (UV) Koruma
- Zararlı Işıktan ve Morötesinden (UV) Tam Korunma: Paha biçilemez tarihi eserler asla sıradan, ucuz pencere camıyla (yeşil veya beyaz normal camla), pleksiglasla çerçevelenmemelidir. Güneşin veya odadaki spot lambaların yaydığı zararlı morötesi (UV) ışınları %99 oranında bloke eden, filtreleyen, esere tam karşıdan veya açılı bakıldığında ayna gibi yansıma (parlama) yapmayan, seyir zevkini artırırken eseri de koruyan özel optik kaplamalı müze camları (museum glass veya conservation clear glass) kesinlikle, maliyetine bakılmaksızın ve her zaman tercih edilmelidir. Işık, görünmez bir asit gibidir; asırlık is mürekkebini ve kök boyaları yavaşça solduran, organik aherli kağıdı yakarak gevreten, kurutan ve eserin ömrünü kısaltan en sinsi, en yavaş düşmandır. Ayrıca, UV filtreli en pahalı müze camı kullanılsa dahi, eser doğrudan direkt olarak güneş ışığı alan, batı veya güney cepheli veya çok güçlü halojen spot ışığı doğrudan vuran duvarlara kesinlikle, hiçbir şartta asılmamalı, loş ve dolaylı ışık alan iç duvarlar tercih edilmelidir.
- Isı ve Nem Dalgalanmalarının Çok Sıkı Kontrolü ve Stabilitesi: Organik saf pamuk veya ipek kağıtlardan, protein bazlı yumurta akı aherlerinden ve doğal karbon bazlı is mürekkeplerinden oluşan antika Osmanlı eserleri, bulundukları ortamın ani iklim dalgalanmalarına karşı adeta canlı, nefes alan bir organizma gibi aşırı derecede, mikroskobik olarak hassas tepkiler verir. Eserin asılı olduğu mekanın (evin salonu, ofis veya banka kasanın) bağıl nem (RH) oranı %45 ile %55 arasında, ortam sıcaklığı ise 18-21 santigrat derece arasında yaz-kış termostatla, nemlendirici/nem alıcı düzenleyici cihazlarla sabit, stabil tutulmalıdır. Eserleri kışın yanan, alev gibi sıcak kalorifer peteklerinin tam üstüne, alevli şömine yanlarına, klimaların doğrudan buz gibi hava veya sıcak hava üflediği alanlara veya dışarıdan yağmur/rutubet alma riski çok yüksek olan yalıtımsız, soğuk dış cephe duvarlarına asmak cinayettir; o değerli asırlık kağıdın hızla kuruyup büzüşmesine, üzerindeki parlak aher tabakasının ve değerli is mürekkebinin pullanarak, kar tanesi gibi kağıttan koparak dökülmesine ve eserin geri dönülemez bir hızla tahrip olarak tüm değerini, sanatını kaybetmesine sebep olur.
Kurumsal Antika Hat Sanatı Değerleme ve Akademik Ekspertiz Hizmetlerimiz
Geçmişin o görkemli, ihtişamlı, sessiz şahitleri olan ve içlerinde koca, cihanşümul bir Osmanlı medeniyetinin o eşsiz estetik zevkini, devlet ciddiyetini, sarsılmaz manevi inancını, dağları delen asil sabrını ve dünyayı kıskandıran o ilahi zarafetini barındıran Osmanlı hat sanatı eserleri, çarşı pazarda sıradan alınıp satılan ikinci el ticari eşyalar, biblolar veya basit mallar kesinlikle değildir; onlar büyük bir devlet saygısı duyulması, bilimsel laboratuvar yöntemleriyle göz bebeği gibi korunması ve hak ettiği o gerçek uluslararası piyasa değeryle, yüksek prestijle geleceğe, yeni asırlara bozulmadan taşınması gereken paha biçilemez, kutsal ulusal hazinelerdir, tapu senetleridir. Bizler, sektördeki cehaletin, büyük bilgi kirliliğinin, şeffaflıktan uzak karanlık ve fırsatçı, merdiven altı alım-satım süreçlerinin, araya giren komisyoncuların ve esere geridönülmez zarar veren amatör yaklaşımların tam karşısında çelik bir duvar gibi sarsılmaz durarak; tamamen uluslararası müze normlarına (ICOM) uygun, bilimsel, optik ve kimyasal verilere dayalı, akademik uzmanlığa ve sarsılmaz etik değerlere, katı ticari ahlaka sıkı sıkıya bağlı kurumsal bir değerleme ve tam teşekküllü ekspertiz merkezi olarak tüm Azərbaycan çapında ve yurt dışında saygınlıkla faaliyet gösteriyoruz.
Bize başvuran, elinde asırlık, milyarlık emanet taşıyan, atalarından miras kalan eser sahiplerine sunduğumuz resmi süreç son derece net, yasal prosedürlere uygun, güvenilir, saygılı ve mutlak ticari gizlilik (KVKK kuralları ve gizlilik sözleşmeleri) esaslıdır. Süreç, elinizdeki eserin gün ışığında, flaşsız, gölgede kalmadan çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını (eserin tam bütünü, çerçeveli hali, arkasındaki ahşap/kağıt eski detaylar, varsa mühürler, ketebe/imza detayı ve tezhip/altın dokusundan çok net, yakın çekim makro kareler) güvenli, şifreli iletişim kanallarımız (kurumsal resmi mail adresimiz veya güvenli iş hatlarımız) üzerinden bize ulaştırmanızla ilk adımı atar. Uzman heyetimiz tarafından fotoğraflar üzerinden laboratuvarda yapılan ilk görsel, tamamen ücretsiz ön incelemenin ardından, eğer eserin dönemi ve orijinal olma potansiyeli çok yüksekse ve ciddi bir maddi/manevi antika değeri taşıdığına kurumca kanaat getirilirse, eseri yüksek güvenlikli, alarmlı laboratuvar ortamımızda, hat sanatı alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçisi profesörlerimiz ve yeminli grafologlarımız eşliğinde çok detaylı fiziksel bir ekspertizden geçirmek üzere size özel, izole ve şeffaf bir yüz yüze randevu oluşturulur.
Bu derinlemesine, cihazlı, mikroskobik ekspertiz sürecinde, eserin tam tarihi dönemi, hattatının kesin, şüphesiz kimliği (Eğrikapılı Mehmed Rasim mi yoksa onun dönemi, onu taklit eden bir başka çok usta isim mi?), restoratörler eşliğinde kondisyon durumu yüzde puanlaması, dünyadaki ve kütüphanelerdeki nadirlik derecesi ve küresel sanat, müzayede piyasasındaki (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams, Portakal veritabanlarındaki) güncel arz-talep dinamikleri, geçmiş on yıllardaki en yüksek müzayede satış çekiç rekorları ince elenip sık dokunarak uzmanlarca hesaplanır ve size en doğru, en şeffaf, uluslararası her platformda, her müzede geçerliliğe sahip kanıta dayalı, mühürlü, ıslak imzalı kurumsal ekspertiz sertifikası/raporu sunulur.
Temel ve en büyük, yegane amacımız, elinizde bulunan Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim gibi dahi, hat sanatına çağ atlatmış, iz bırakmış dev sanatkarların veya kime ait olduğunu sizin henüz bilemediğiniz diğer meçhul Osmanlı ustalarının o çok kıymetli, eşsiz eserlerinin karanlıkta kalan gerçek kimliğini tüm delilleriyle Qubalatmak, eserin gerçek akademik ve sanatsal niteliğini, güncel uluslararası piyasa değerini ve tarihsel, kültürel önemini en doğru, en dürüst kaynaktan öğrenmenizi sağlamak ve eğer eserinizi, mirasınızı tamamen kendi rızanızla elden çıkarmayı (satmayı) düşünüyorsanız, sizi doğru, güvenilir, saygın yerli/yabancı milyarder koleksiyonerler, büyük fonlar, vakıf müzeleri ve kurumsal alıcılarla en güvenilir yasal zeminlerde, aracı kullanmadan, hiçbir değer kaybı veya maddi mağduriyet yaşamadan, tam değerinde doğrudan buluşturmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Hat Sanatı ve El Yazması Eser Değerlemesi Süreçleri
Bu asil, köklü mirasa evlerinde veya banka kasalarında sahip olan köklü ailelerin, heyecanlı varislerin ve piyasaya yeni giren koleksiyoner adaylarının akıllarına takılan temel, hayati soruları ve uzmanlarımızın, akademisyenlerimizin en şeffaf, doyurucu, bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:
1. Dedemden kalan, deri ciltli, yaprakları sararmış çok eski bir el yazması Kur’an-ı Kerim var. Bunun değerini öğrenmek için ne yapmalıyım, süreci sizinle nasıl başlatmalıyım? El yazması tarihi kitaplar sadece “çok eski” veya kapakları “yıpranmış, antika görünümlü” olmalarına göre yüksek bir değer kazanmaz veya servet etmez. Değer; yazarının/hattatının kim olduğuna (Eğrikapılı veya Şeyh Hamdullah gibi bir efsane mi yoksa taşralı, isimsiz sıradan bir cami imamı mı?), tezhiplerinin (içindeki altın süslemelerinin) saray kalitesine, saray işi olup olmadığına, ne zaman yazıldığına ve en önemlisi kondisyonuna (kurt yemiş mi, eksik, yırtık, yanık sayfası var mı, tam mı?) göre çok ciddi değişkenlik göstererek belirlenir. Eserin baş (serlevha, fatiha ve bakara sureleri) kısımlarını, varsa en arkadaki imza (hatime/ketebe/dua/tarih) sayfasını gün ışığında titremeden, çok net, okunur bir şekilde fotoğraflayarak bize Whatsapp veya mail üzerinden ulaştırmanız halinde, uzmanlarımız ilk bilimsel ön değerlendirmeyi (ekspertizi) hızla yaparak eserin potansiyelini size söyleyecek ve sizi en doğru, en güvenilir bir şekilde sonraki laboratuvar aşaması için yönlendirecektir.
2. Hat eserlerinde levhanın, çerçevenin ebadının çok devasa, duvar kaplayacak kadar anıtsal ve büyük olması, eserin parasal değerini otomatik olarak, boyutuna (metrekareye) göre artırır mı? Bu, antika piyasasındaki en yaygın, en amatör, en yanlış ve hiçbir geçerliliği olmayan inanışlardan biridir. Sanat eserlerinde doğrudan büyüklük (santim veya metrekare hesabı) veya duvarda kapladığı heybetli alan değil; sanatkarlığın, fırçanın kalitesi, harflerin ilahi, anatomik kusursuzluğu, eserin dünyadaki nadirliği (sayısı) ve o eseri bizzat yazan ustanın (hattatın) sanat tarihindeki tartışılmaz kimliği esastır. Eğrikapılı’nın yazdığı devasa bir celi sülüs mermer veya kağıt levha elbette milyonlarca lira, astronomik rakamlar değerindedir, ancak onun yazdığı avuç içi kadar küçük, kusursuz bir nesih dua kıt’ası, bir el yazması cüz veya çok nadir, mürekkep damlalı bir “karalama” meşki (eskizi) de eşdeğer düzeyde, hatta piyasadaki taşınabilir eser arzının azlığına, tekliğine göre çok daha yüksek, akıl almaz bir koleksiyon değerine (rekor meblağlara, çekiç fiyatlarına) sahip olabilir. Boyut, tek başına bir sanat eseri fiyatlandırma, ekspertiz kriteri asla ve kat’a değildir.
3. Altında imza (ketebe) bulunmayan, yazarı kesin belli olmayan eski hat eserleri tamamen değersiz, sıradan kopya mıdır, atılmalı veya ucuza mı verilmelidir? Kesinlikle hayır, bu en büyük hatalardan biri olur! Lütfen elinizdeki imzasız eserleri değersiz, sıradan eski bir kağıt parçası veya kopya görüp asla atmayınız, ucuza satmayınız veya hırpalamayınız. Osmanlı’da birçok büyük, dev usta, dini bir tasavvufi tevazu (alçakgönüllülük) inancı gereği, “yazan fani, yazılan baki” düşüncesiyle, kibre kapılmamak adına veya eserin büyük, çok ciltli bir kitabın sadece bir sayfası olması nedeniyle eserine bilerek, kasten ketebe (imza) atmamış olabilir. Laboratuvar ortamında mikroskop altında yaptığımız “şive” (üslup), kalem yolu ritmi, istif tasarımı, harf anatomisi ve organik mürekkep kimyası analizi yaparak ketebesiz, imzasız o gizemli eserlerin hangi yüzyıla, hangi klasik ekole (özellikle Hafız Osman veya Eğrikapılı Mektebine) atfedilebileceğini büyük, bilimsel ve ispatlanabilir bir doğruluk payıyla (kurumsal ekspertiz raporuyla) tespit edebilmekteyiz. Şivesi çok güçlü, altın tezhibi usta saray işi olan bir imzasız, ketebesiz levha da son derece yüksek, tahmin dahi edemeyeceğiniz devasa bir koleksiyon ve yatırım değeri taşıyabilir. Bu tür eserler müzayedelere “Eğrikapılı Mehmed Rasim’e atfedilen” (attributed to) şeklinde çok yüksek değerlerle girerler.
4. Ekspertiz hizmeti almak için asırlık, paha biçilemez aile yadigarı, milyonluk eserimi size göndermem veya kargolamam riskli değil mi? Güvenliği, çalınma riskini ve müşteri gizliliğini tam olarak nasıl sağlıyorsunuz? Firmamız köklü kurumsal kimliği, devlete kayıtlı, şeffaf vergi levhalı yasal statüsü ve yılların getirdiği, sektörde bilinen lekesiz, dürüst itibarıyla tam profesyonel çalışmaktadır. İlk ücretsiz ön inceleme etabında paha biçilemez eser kesinlikle kargoyla, kuryeyle veya otobüsle fiziksel olarak bizlere gönderilmesi istenmez, sadece akıllı cep telefonuyla veya profesyonel kamerayla çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar talep edilir. Eğer eserin parasal ve sanatsal potansiyeli çok yüksekse ve fiziki, cihazlı laboratuvar incelemesi şart ise, yüksek güvenlikli, 24 saat kameralı, alarm sistemli merkez ofislerimizde tamamen size özel randevulu olarak, eser sadece ve sadece sizin kendi gözetiminizde iken, gözünüzün önünde masadan veya görüş alanınızdan bir saniye bile asla ayrılmadan, resmi yasal teslim tesellüm tutanakları ve uluslararası sigorta şirketlerinin (sanat eseri sigortası) özel poliçe güvenceleri altında inceleme yapılır. Sizin bizzat ıslak imzalı onayınız olmadan hiçbir işlem, çerçeve sökümü, aher kazıması veya kimyasal analiz asla yapılmaz. Sırrınız, kimliğiniz ve eşsiz eseriniz kurumsal güvencemizle, avukat sözleşmeleriyle bizimle tamamen güvendedir.
5. Eserimin piyasa değerini ve gerçek orijinalliğini sizin resmi, ıslak imzalı raporunuzla öğrendikten sonra eseri mecburen size veya sizin tanıdıklarınıza satmak zorunda mıyım? Üzerimde bir satma baskısı veya komisyon talebi olur mu? Kesinlikle hayır. Biz piyasadaki tüccar antikacıların aksine, tamamen bağımsız, tarafsız, faturalı ve profesyonel bir antika ekspertiz firması olarak Azərbaycan ve Avrupa çapında, sadece değerleme hizmeti vermekteyiz. Öncelikli, hukuki ve yegane görevimiz eserin doğru sanat kimliğini bilimsel olarak, delillerle tescil etmek ve size o mühürlü, değerli raporu sunmaktır. Bizden sadece ekspertiz, danışmanlık raporu alıp, bu belgeyle eserinizi güvenle evinize veya banka kasanıza götürüp yıllarca daha muhafaza edebilirsiniz. Satış kararı tamamen, özgür iradenizle ve hiçbir yönlendirme baskısı, psikolojik manipülasyon veya aracı komisyoncu ısrarı altında kalmadan eserin tek yasal mülk sahibine, yani size aittir. Kararınız (satmak, bağışlamak veya elde tutmak) ne olursa olsun kurumumuz mülkiyet haklarınıza sonsuz saygı duyar ve sadece danışmanlık sınırları içinde kalır. Eğer satmak isterseniz, sadece sizin talebiniz doğrultusunda güvenli alıcıları yönlendirme hizmeti sunulur.
Ecdat Mirasını Eğrikapılı Ustalığıyla, Saygıyla ve Bilimle Geleceğe Taşımak
Hattat Eğrikapılı Mehmed Rasim, Osmanlı hat sanatının asırlara, kıtalara yayılan o görkemli, ihtişamlı, estetik ve manevi hikayesinde o asil, klasik, şaşmaz, matematiksel kusursuzluğuyla silinmez, çok derin bir iz bırakmış; kamış kaleminden damlayan o organik, isli kömür karası is mürekkebiyle harfleri adeta manevi birer, yıkılmaz mabed, heybetli bir abide gibi yeniden inşa etmiş efsanevi bir saray hocası ve dahi sanatkardır. O, harflere bir heykeltıraş gibi yaklaşarak bir ömrü o aherli kağıda ve o kutsal is mürekkebine vakfetmiştir. Onun dahi fırçasından ve kaleminden dökülen her bir kavis, her bir sivri nokta ve her bir milimetrik, optik olarak tasarlanmış o muazzam, boşluksuz istif dengesi, içinde derin bir inancı, muazzam bir ilahi altın orantı geometrisini ve yüzyılların biriktirdiği o görsel, sarsılmaz devlet ciddiyetini, tasavvufi ahengi, sırrı barındırır. Aradan geçen üç yüz yıla yakın uzun zamana, yıkılan dev imparatorluklara, cihan savaşlarına, teknolojik devrimlere ve tamamen değişen çağlara rağmen onun o ölümsüz eserleri, yazdığı Kur’an-ı Kerimler; ilk günkü o mucizevi, canlı diriliği, parlaklığı ve asaletinden hiçbir şey, zerre kadar kaybetmeden modern dünyanın estetik algısına, en zengin elitlerin koleksiyon tutkusuna ve bizim ruhumuza derinden hitap etmeye, bizi tek bir harfiyle derinden büyülemeye devam etmektedir.
Evinizin en mutena, en güzel duvarını süsleyen, bir ahşap konağın rutubetli tavan arasından mucizevi bir şekilde sağ salim çıkan veya bir aile yadigarı, bir ata emaneti olarak sandığınızın, kasanızın karanlık, soğuk derinliklerinde büyük bir hürmet, dua ve özenle sakladığınız o tarihi hat levhası, o altın bezemeli o nadide murakka albümü veya deri, şirazeli ciltli, asırlık o el yazması kitap, sadece basit, alınıp satılan bir antika obje, çabuk kar getiren bir yatırım aracı veya duvarı dolduran dekoratif bir süs eşyası kesinlikle değildir. O eser, kökleri asırlar öncesine, derin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan muazzam bir medeniyetin, ilmek ilmek işlenmiş bir estetik zirvenin, sarsılmaz bir sabrın ve derin bir İslami, tasavvufi felsefenin somut, elinizde tutabileceğiniz, nefes alan, o ihtişamlı çağı bugün bize tüm canlılığıyla yaşatan muazzam bir tezahürüdür.
Bu eşsiz, dünyada bir daha asla tekrarı üretilemeyecek, eşi benzeri olmayan kutsal milli mirasa sahip çıkmak, onun taşıdığı gerçek tarihi arka planı ve paha biçilemez maddi potansiyeli kulaktan dolma, yalan yanlış mahalle bilgileriyle değil tamamen bilimsel, uluslararası laboratuvar yollarıyla öğrenmek, onu her tarafı sarmış usta sahte kopyalardan veya matbaa baskısı ucuz taşbaskı (litografi) örneklerden, tuzaklardan ayırarak doğru kimliğiyle tescil ettirmek ve eserin fiziksel bütünlüğünü bilimsel, onaylı laboratuvar ve müzecilik koruma yöntemleriyle (iklimlendirme ve asitsiz paspartularla) muhafaza ederek yarınlara, sizden sonraki torunlarınıza, gelecek nesillere eksiksiz, sağlam, çürümeden aktarmak hepimizin boynunun borcu olan çok ağır, ulusal, vatani ve vicdani bir tarihi sorumluluktur.
Sizler de elinizde, evinizde bulunan bu paha biçilemez, gizemli kültürel hazinelerin üzerindeki zamanın o kalın, tozlu sır perdesini aralamak, eserin taşıdığı gerçek sanatsal kimliği, o dev ustasını, ekolünü ve dünya çapındaki sanatsal önemini uluslararası standartlarda, dünyanın her yerinde geçerli bir akademik, resmi, kaşeli raporla belgelendirmek ve esere dair gerekli tüm profesyonel danışmanlık, detaylı değerleme, güvenilir, risksiz alım-satım ve usta ellerde restorasyon rehberlik hizmetlerinden en güvenilir, en dürüst, en şeffaf şekilde faydalanmak için kurumsal, şeffaf, vergi mükellefi altyapımıza ve yılların bize getirdiği o sarsılmaz, güçlü tecrübemize sonuna kadar güvenebilirsiniz.
Bizler, Azərbaycan’de sektör içindeki sarsılmaz, lider, referanslı ve öncü konumumuzla, sanat tarihine, ecdadın dökülen o kutsal ve eşsiz emeğine duyduğumuz sarsılmaz büyük saygı ve kendi alanındaki rakipsiz, derin akademik uzmanlığımızla, eserlerinizin dünya çapında hak ettiği o gerçek itibarı, saygınlığı ve o devasa, astronomik antika değerini gün yüzüne çıkarmak için daima, büyük bir mesleki onurla ve sarsılmaz bir sorumluluk bilinciyle yanınızdayız. Tarihe ilk elden dokunmak, atalarınızın eşsiz mirasını bilimsel, yasal güvence altına almak ve aklınızda hiçbir şüphe, soru işareti kalmadan gerçekleri, eserin sırlarını öğrenmek için uzman, donanımlı akademik heyetimizle iletişime geçmekten asla çekinmeyiniz.

