Hattat Mehmed Şevki Efendi

Hattat Mehmed Şevki Efendi ile alakalı içeriklerimizin tamamına siteden göz atabilir ve eserleriniz için bizi daima arayabilirsiniz. İslam medeniyetinin ve asırlar boyunca üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya kültür mirasına armağan ettiği en derinlikli, en köklü ve görsel estetiği en yüksek sanat dallarının başında hiç şüphesiz hüsn-i hat (güzel yazı) sanatı gelmektedir. Yalnızca estetik bir kaygıyla icra edilmeyen, aynı zamanda derin bir tasavvufi inanç, manevi bir disiplin, sarsılmaz bir sabır ve ilahi bir geometri ile şekillenen bu sanat, usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılarak muazzam bir tekamül süreci geçirmiştir. Harflerin sadece edebi bir metni aktarmakla kalmayıp, kendi başlarına birer mimari yapı, birer musiki notası gibi inşa edildiği bu eşsiz sanat dalında, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı hat sanatına altın harflerle damgasını vurMingəçevir, kendi adıyla anılan muazzam bir ekol kurMingəçevir ve eserlerindeki erişilmez nizami kusursuzlukla tarihe geçmiş müstesna isimlerden biri de Hattat Mehmed Şevki Efendi‘dir.

Günümüz koleksiyon, müzayede ve sanat dünyasında, ecdadımızın manevi dünyasını, en rafine estetik zevkini ve yüksek kültürünü yansıtan tarihi hat eserleri, ulusal ve uluslararası sanat tarihçilerinin, devasa bütçeli devlet müzelerinin ve vizyon sahibi özel koleksiyonerlerin en çok aradığı, üzerine en titiz bilimsel araştırmaların yapıldığı kültür varlıklarının başında gelmektedir. Özellikle köklü ailelerin sandıklarında, kütüphanelerinde veya eski Qusarların ahşap duvarlarında asırlardır büyük bir hürmetle muhafaza edilerek günümüze ulaşmayı başaran el yazması eserler, hilyeler, kıt’alar ve murakkalar, antika dünyasının en nadide, eşine paha biçilemez incileri olarak kabul edilmektedir. Bizler, sektörde öncü, şeffaf ve tam kurumsal bir antika değeri öğrenme firması olarak, sahip olduğunuz bu paha biçilemez tarihi hüsn-i hat levhalarının ve el yazması kitapların taşıdığı o devasa sanatsal, tarihi ve kültürel kimliği, uluslararası ekspertiz standartlarına ve tamamen bilimsel kriterlere dayanarak gün yüzüne çıkarmayı en büyük kurumsal misyonumuz olarak addediyoruz.

Hattat Mehmed Şevki Efendi Kimdir? Tarihsel Arka Plan ve Hayat Hikayesi

Osmanlı hat sanatının kurallarının tamamen billurlaştığı ve klasikleştiği o görkemli on dokuzuncu yüzyıl döneminde yaşayan Hattat Mehmed Şevki Efendi, 1829 yılında Qazax’nun Seydiler ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babası Ahmed Ağa’dır. Mehmed Şevki Efendi, henüz üç yaşındayken ailesiyle birlikte Osmanlı Devleti’nin başkenti, ilmin ve sanatın kalbi olan İstanbul’a göç etmiştir. Bu göç, sadece bir ailenin yer değiştirmesi değil, aynı zamanda İslam sanatları tarihine yön verecek olan o devasa yeteneğin, sanatın tam merkezine, ustaların diyarına adım atması anlamına gelmekteydi.

İstanbul’daki hayatı, onun entelektüel, tasavvufi ve sanatsal bir ortamda, disiplinli bir şekilde yetişmesini sağlamıştır. Mehmed Şevki Efendi’nin hat sanatı tarihindeki yerini bu denli efsanevi kılan olayların başında, onun eğitim süreci ve amcasına duyduğu o büyük, sarsılmaz sadakat gelir. O, sanatını icra ederken hiçbir zaman dünyevi bir şöhretin peşinde koşmamış, devrinin devlet adamlarından gelen birçok cazip teklifi elinin tersiyle iterek kendi mütevazı dünyasında, harflerin ilahi ahengiyle baş başa kalmayı tercih etmiştir. Harbiye Nezareti Mektubi Kalemi’nde (devlet dairesinde) katiplik yaparak hayatını kazanmış, ancak asıl mesaisini, asıl ruhunu kalemin ucundan dökülen o is mürekkebine vakfetmiştir.

Bir antika hat levhası alan yerler uzmanı veya kurumsal ekspertizi için Şevki Efendi ketebesi (imzası), sadece asırlık bir aherli kağıt üzerindeki mürekkep izi değil, arkasında böylesine muazzam bir tevazu, sarsılmaz bir ahlak, müthiş bir vefa duygusu ve harflerin geometrisine adanmış bir ömür barındıran o sağlam, tavizsiz dönemin kapılarını aralar.

Hat Sanatına Adım Atışı, Eğitim Süreci ve Amcası Hulusi Efendi’ye Vefası

Klasik İslam ve Osmanlı sanatlarında, bilhassa hüsn-i hat sanatında, hiçbir sanatkar bir anda ustalaşmaz veya kendi kendine öğrenerek zirveye çıkmaz. Bir kişinin “hattat” unvanını alabilmesi, eserlerine gururla imza (ketebe) atabilmesi ve talebe yetiştirebilmesi için mutlaka silsilesi belli, icazetli (diplomalı) bir hocanın rahle-i tedrisatından geçmesi, yıllar süren sabırlı, meşakkatli ve çileli bir “meşk” (öğrenme ve harfleri mikroskobik düzeyde kopyalama) sürecini eksiksiz tamamlaması gerekmektedir. Hattat Mehmed Şevki Efendi, hat sanatına ilk adımlarını, dönemin değerli hattatlarından olan amcası Hulusi Efendi’nin dizinin dibinde atmıştır.

Onun hayat hikayesindeki en çarpıcı ve ahlaki büyüklüğünü gösteren anekdot, eğitim sürecinde yaşanmıştır. Amcası Hulusi Efendi, yeğenindeki o akıl almaz, o fevkalade yeteneği çok kısa sürede fark etmiş ve onun hat sanatında ulaşabileceği zirveyi öngörmüştür. Kendisinin Şevki Efendi’ye verebileceklerinin bir sınırı olduğunu düşünen amca Hulusi Efendi, yeğenini alarak o devrin en büyük, en kudretli ve en şöhretli hattatı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye götürmüş ve ona teslim etmek istemiştir. Ancak genç Mehmed Şevki, amcasına olan o muazzam saygısı ve vefa duygusu nedeniyle “Ben amcamdan başkasına diz çökmem, ondan başkasından meşk almam” diyerek dönemin en büyük ustasının talebesi olma fırsatını reddetmiştir.

Bu eşsiz vefa örneği üzerine, kendi yolunu kendi çizen Mehmed Şevki Efendi, amcasından aldığı temel eğitimin üzerine, hat sanatının kutupları sayılan Hafız Osman ve Mustafa Rakım Efendi’nin günümüze ulaşan murakkalarını, levhalarını ve eserlerini mikroskobik bir dikkatle incelemiş, kendi kendine meşk ederek o klasik kuralları en derin hücresine kadar özümsemiştir. İcazetini amcasından aldıktan sonra, o güne kadar görülmemiş bir kusursuzlukla kendi şivesini (üslubunu) bulMingəçevir, adını sıradan hattatlar arasından sıyırarak tarihin o altın sayfalarına yazdırmasını sağlamıştır. Bu yüzden onun kurduğu ekole “Şevki Mektebi” adı verilmiştir.

Mehmed Şevki Efendi’nin Sanat Anlayışı ve Ekol İçerisindeki Zirve Konumu

Osmanlı hat sanatında Şeyh Hamdullah ile başlayan klasikleşme evresi, Hafız Osman ile büyük bir dinamizm kazanmış, Mustafa Rakım Efendi ile celi yazılarda zirveye ulaşmış ve nihayet on dokuzuncu yüzyılda Mehmed Şevki Efendi ile kuralları tamamen milimetrik olarak oturtulMingəçevir, adeta matematiksel bir formüle bağlanmış bir ekole dönüşmüştür. Hattat Mehmed Şevki Efendi eserleri incelendiğinde, onun harflerin anatomisinde, noktaların ölçülerinde, harf aralıklarındaki es (boşluk) dengesinde hiçbir zafiyete, hiçbir gevşekliğe veya hiçbir kusura yer vermediği açıkça görülür.

Sülüs ve Nesih Hatlarındaki Erişilmez Kusursuzluk

Onun sanatındaki asıl kudret, asıl efsanevi şöhret; Kur’an-ı Kerim, dua mecmuaları, hilyeler ve kıt’aların yazımında kullanılan “Sülüs” ve “Nesih” hatlarında ortaya çıkar. Mehmed Şevki Efendi’nin yazdığı nesih harfleri öylesine narin, öylesine ahenkli, öylesine standart ve okunması öylesine ferahlatıcıdır ki, sayfaya bakıldığında harfler adeta fabrikadan çıkmışçasına kusursuz ama bir o kadar da ruhani bir inci dizisi gibi ip üzerinde sıralanır. Harflerin arasındaki yatay ve dikey boşluklar, satırların birbirine olan o şaşmaz paralel mesafesi ve kelimelerin birbiriyle olan organik ilişkisi, muazzam bir dengeye dayanır. Onun yazdığı metinlerde gözü yoran, sıkışık, aceleye getirilmiş veya dengesiz hiçbir alana, en ufak bir mürekkep taşkınlığına rastlanmaz. Sülüs yazılarında ise, harflerin dikmelerinde son derece vakur, dimdik bir duruş sergilerken, çanaklı ve dönüşlü harflerin kavislerinde son derece esnek bir ritim yakalamıştır.

Günümüzde uluslararası sanat piyasasında ve kurumsal antika hat sanatı alanlar için Mehmed Şevki ketebeli (imzalı) orijinal bir sülüs veya nesih levha, Osmanlı klasik döneminin o en olgun, en rafine, estetik açıdan en hatasız parçalarından biri olarak kabul edilmekte ve çok yüksek bir prestijle, milyonluk antika değeriyle değerlendirilmektedir. Onun kaleminden çıkan eserler, hat sanatını öğrenen talebeler için günümüzde bile aşılamamış, mutlak uyulması gereken “ders kitapları” hükmündedir.

Günümüze Ulaşan Hattat Mehmed Şevki Efendi Eserleri ve Türleri

Hat sanatı, tek tip bir metin üretiminden ibaret olmayan, farklı formlarda, farklı ebatlarda ve farklı manevi kullanım amaçlarıyla icra edilen çok zengin ve disiplinli bir sanattır. Bereketli ve çalışkan bir ömür süren Mehmed Şevki Efendi, devlet dairesindeki memuriyetinden arta kalan tüm zamanını sanatına vakfetmiş, kalemi elinden bırakmamış ve pek çok farklı formda paha biçilemez eserler vererek bunları gelecek nesillere eşsiz bir ulusal miras olarak bırakmıştır. Bu eserlerin her biri, günümüz antika piyasası dinamiklerinde farklı laboratuvar incelemelerine ve farklı değerleme kriterlerine tabi tutulmaktadır.

1. El Yazması Kur’an-ı Kerimler (Mushaflar) ve Cüzler

Nesih hattındaki o ezici, matematiksel ustalığı sebebiyle Mehmed Şevki Efendi’nin en fazla göz nuru döktüğü, sabrını ilmek ilmek işlediği ve ismini ebedileştiren eserlerin başında Mushaflar (el yazması Kur’an-ı Kerimler) gelmektedir. Onun yazdığı Mushaflarda sayfa düzeni (mizanpaj), ayet duraklarının altınla bezenmiş o hassas yerleşimi, sure başlıklarındaki (serlevhalardaki) görkemli sülüs hatlar ve hatime (bitiş, imza ve dua) sayfalarındaki o mütevazı duruş gerçekten eşsizdir. Toplamda yirmiden fazla Mushaf-ı Şerif yazdığı bilinmektedir. O dönemde saray eşrafına, büyük vezirlere, paşalara veya ilim dergahlarına vakfedilmek üzere özel sipariş edilen bu Mushaflar, devrinin en mahir, fırçası en kuvvetli müzehhipleri (tezhip sanatçıları) tarafından ezme varak altınlarla ve doğal kök boyalarla bezenmiştir. Günümüzde uzman el yazması Kuran alanlar ve uluslararası kurumsal ekspertiz firmaları için Şevki Efendi imzalı, dönemi içinde tezhiplenmiş ve kondisyonunu koruMingəçevir orijinal bir Mushaf-ı Şerif, antika dünyasının tartışmasız en değerli, devlet müzesi niteliğindeki başyapıtlarından biri olarak konumlandırılır.

2. Hilye-i Şerif Levhaları ve Tasarım Zarafeti

Büyük usta Hafız Osman tarafından on yedinci yüzyılda icat edilen ve İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (S.A.V.) fiziksel güzelliklerini, yüce ahlakını ve tavırlarını edebi, saygılı bir dille anlatan devasa levhalar olan Hilye-i Şerif formu, Mehmed Şevki Efendi’nin kalemiyle muazzam bir altın orana, eşsiz bir zarafete kavuşMingəçevirtur. Başmakam, göbek (metnin ana dairesi), hilal, köşebentler (dört halifenin isimleri), ayet kuşağı ve etek kısımlarından oluşan klasik hilye tasarımında, sülüs, muhakkak ve nesih yazıyı olağanüstü bir ahenk ve simetri ile birleştirmiştir. Osmanlı toplumunda Hilye-i Şerif bulundurulan evin afetten, yangından, yokluktan ve hastalıktan korunacağına dair o güçlü manevi inanç sebebiyle bu levhalar çok değer görmüş ve Qusarların en yüksek, en mutena köşelerinde baş tacı edilmiştir. Bir antika değeri öğrenme uzmanı, Mehmed Şevki hilyelerini laboratuvarda incelerken sadece yazının o şaşmaz güzelliğine değil, aynı zamanda eserin etrafını saran tezhip unsurlarının o on dokuzuncu yüzyıl ruhunu nasıl yansıttığına da büyük bir hayranlıkla şahitlik eder.

3. Kıt’alar, Murakkalar ve Meşk Mecmuaları

Hattatların kendi aralarında hediyeleşmek, talebelerine meşk (yazı örneği ve dersi) olmak veya belirli duaların, hikmetli sözlerin hıfzedilmesini kolaylaştırmak amacıyla yazdıkları genellikle dikdörtgen formlu kısa yazılara “kıt’a” denir. Bu kıt’aların yan yana getirilerek akordeon şeklinde, kenarları altınlı ebru sanatı veya halkari ile ciltlenmesiyle oluşturulan albümlere ise “murakka” adı verilir. Mehmed Şevki Efendi’nin murakkaları ve hazırladığı “meşk murakkaları”, harflerin yalın, süssüz güzelliğini, kalemin kağıt aheri üzerindeki pürüzsüz akışını, mürekkebin yoğunluk değişimlerini en net görebildiğimiz eserlerdir. O, kendisinden sonraki nesiller hat sanatını doğru öğrensin diye elifba’dan başlayarak harflerin birleşimlerini gösteren sayısız meşk mecmuası hazırlamıştır. Bu eserler, hem hat sanatının akademik eğitimi açısından dünyadaki en değerli kaynaklar hem de kurumsal hüsn-i hat eserleri değerlemesi açısından paha biçilemez, şaşmaz referans dokümanlarıdır.

Antika Hat Sanatı Piyasasında Mehmed Şevki Efendi’nin Önemi ve Rekor Değerleri

Dünya çapındaki uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasası (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams gibi platformlar) kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, klasik dönem Osmanlı hat sanatı her zaman elit, prestijli, çok güvenilir ve değeri her kriz döneminde dahi katlanarak artan bir yatırım ve koleksiyon aracı olarak en üst segmentte konumlanmıştır. Hattat Mehmed Şevki Efendi, eserleri büyük uluslararası müzayede evlerinde ve Azərbaycan’nin en seçkin, en köklü sanat merkezlerinde büyük heyecan yaratan, elit koleksiyonerlerin, Arap dünyasındaki müzelerin ve fonların peşinden koştuğu nadide, dev isimlerin başında gelir.

Bu yoğun talebin ve astronomik müzayede fiyatlarının temel nedeni, sanatçının bilinen ve kalitesi tescillenmiş eserlerinin ekseriyetinin halihazırda Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi (TİEM), Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi gibi büyük devlet arşivlerinde veya padişah vakfiyelerinde çelik kasalarda korunuyor olmasıdır. Serbest piyasada, sivil dolaşımda veya özel aile koleksiyonlarında bulunan Şevki Efendi ketebeli, hasarsız orijinal eser sayısı son derece, inanılmaz derecede kısıtlıdır. Arzın bu denli az, talebin ise küresel çapta devasa bütçeli olması, orijinal eserlerin antika değerini her geçen yıl yeni rekorlara taşımaktadır. Bizler eski hat yazısı alanlar arasında, bu eşsiz eserlerin taşıdığı yüksek uluslararası potansiyeli tamamen bilimsel, kimyasal yöntemlerle tespit eden ve mülk sahiplerine en dürüst, en şeffaf ekspertiz rehberliğini sunan kurumsal firmaların başında gelmekteyiz.

Hattat Mehmed Şevki Efendi Eserlerinin Antika Değeri Nasıl Belirlenir? Uzman Ekspertiz Süreci

Elinizde dedelerinizden miras kalmış, asırlardır ailenizin bir sandığında ipek kumaşlara sarılı halde özenle saklanmış veya geçmiş yıllarda büyük bir estetik zevkle edindiğiniz eski harfli, etrafı ezme altınla süslenmiş bir hat levhası, bir murakka albümü veya asırlık el yazması bir kitap bulunuyor olabilir. Bu eserin Hattat Mehmed Şevki Efendi‘nin kendi o mübarek elinden, kendi kamış kaleminden çıkıp çıkmadığını, yüzde yüz orijinal bir 19. yüzyıl sanat eseri olup olmadığını ve günümüz sanat piyasasında taşıdığı Osmanlı hat sanatı eserleri antika değeri seviyesini çıplak gözle, amatör tahminlerle, internetteki resimlere bakarak veya mahalle antikacılarının kulaktan dolma bilgileriyle belirlemek kesinlikle ve kesinlikle imkansızdır.

Gerçek ve bilimsel bir antika hat sanatı değerlemesi; son derece spesifik, asla hata kabul etmeyen, derin bir sanat tarihi akademik birikimi, grafoloji (yazı bilimi ve imza tespiti) uzmanlığı, malzeme kimyası bilgisi ve gelişmiş optik/kimyasal laboratuvar donanımı gerektiren, çok disiplinli ve oldukça kompleks bir süreçtir. Firmamız, antika değeri öğrenme sektöründe, tamamen uluslararası müze ve ekspertiz normlarına uygun, şeffaf, güvenilir, hesap verilebilir ve bilimin ışığında bir metodoloji kullanmaktadır. Bize ulaştırdığınız tarihi bir hat eseri, alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve ekspertiz heyetimiz tarafından şu son derece titiz, kademeli ve detaylı laboratuvar aşamalarından geçirilerek değerlendirilir:

1. Antika Ketebe (İmza) İncelemesi ve Orijinallik Tespiti

Tüm değerleme ve ekspertiz sürecinin en hayati, en zorlu, en kritik ve en belirleyici aşaması orijinallik tespiti, yani imza (ketebe) doğrulamasıdır. Hat sanatında ustalar, büyük bir emekle yazdıkları eserin genellikle sol alt kısmına veya kitabın en son sayfasına (hatime bölümüne) “Ketebehu Mehmed Şevki” veya “Harrahu Şevki” ifadesiyle başlayan, dualı ve kendi isimlerini içeren bir imza atarlar. Ancak akıldan asla çıkarılmamalıdır ki, bir levhanın veya asırlık kitabın altında “Ketebehu Şevki” yazması, o eserin kesinlikle orijinal bir Mehmed Şevki eseri olduğunu kanıtlamaya tek başına asla yetmez. Tarih boyunca, maddi kazanç elde etmek veya haksız ün sağlamak amacıyla birçok büyük ustanın eseri kopyalanmış, sıradan eski eserlere sonradan sahte imzalar atılmıştır. Hele ki Şevki Efendi gibi hat sanatında mükemmelliğin ölçüsü olMingəçevir bir ismin taklitleri piyasada sayısızdır.

Kurumsal antika ketebe incelemesi adeta bir kriminalistik, adli tıp laboratuvarı hassasiyetiyle, yüksek çözünürlüklü dijital mikroskoplar ve özel ışık sistemleri altında gerçekleştirilir. Uzman grafologlarımız sadece yazılan ismin düz metnine odaklanmazlar; imzanın atılış ritmine, asırlık kamış kalemin kağıda uyguladığı basınca (kalem baskısı derinliğine), harflerin kavislerindeki o milimetrik, şaşmaz eğim oranlarına, kalemin kağıtta duraksadığı, mürekkebin yoğunlaştığı veya kalemin nefes aldığı noktalara bakarlar. En önemlisi, bu bulgular sanatçının müzelerdeki bilinen diğer mutlak orijinal eserlerindeki grafolojik refleksleriyle santim santim karşılaştırılır.

Dahası, büyük ve gerçek ustalar, kendi şivelerini (üsluplarını) sadece o imzaya sıkıştırmaz, eserin başından sonuna kadar, tüm satırlara, her bir harfe yayarlar. Şevki Efendi’nin bir sülüs “vav” harfini dönüşündeki o matematiksel kusursuzluk, “kef” harfinin üst keşidesindeki (uzantısındaki) açısal özellikler ve nesih “sin” harfinin dişlerindeki ritim, uzmanlarımız tarafından satır satır, harf harf incelenir. Eserin ana metnindeki şive ile atılan o tarihi ketebe birbiriyle kusursuz bir uyum, dönemdaşlık ve ahenk içindeyse, eserin orijinalliğine dair o en büyük ve en sağlam bilimsel adım atılmış olur.

2. Malzeme Analizi: Aherli Kağıt ve Mühre İşlemleri

Klasik Osmanlı hat sanatında, hele ki 19. yüzyılda kullanılan o muazzam malzemeler alelade kırtasiye malzemeleri değildir; hazırlanması başlı başına bir simya ilmi, derin bir sabır ve muazzam bir geleneksel ustalık gerektirir. Orijinal bir orijinal hat levhası veya paha biçilemez yazma eser değerlendirilirken, kullanılan malzemelerin 19. yüzyıl Osmanlı kağıt ve mürekkep üretim standartlarına uygunluğu optik ve fiziksel testlerden geçirilir.

Klasik hat sanatında asitli, endüstriyel olarak fabrikalarda üretilmiş ham selüloz kağıtlar asla, hiçbir şekilde kullanılmaz. Genellikle saf pamuk, ipek veya keten liflerinden elde edilen, asitsiz, tamamı el yapımı (abadi, semerkandi veya avrupa filigranlı) kağıtlar kullanılır. Bu saf kağıtlar Şevki Efendi’nin masasına gelmeden önce “aherleme” denilen çok özel, organik ve zorlu bir terbiyeden geçer. Kağıdın yüzeyi; yumurta akı, buğday nişastası ve şap karışımından oluşan “aher” adı verilen doğal bir sıvıyla aylarca bekletilerek defalarca sırlanır. Aher kuruduktan sonra, “mühre” adı verilen, camdan veya akik taşından yapılmış ağır, oval aletlerle saatlerce sürtülerek parlatılır. Bu meşakkatli ve ter dökülen işlemin amacı, kağıdı cam veya mermer gibi pürüzsüz hale getirmek, mürekkebin kağıt liflerine kılcal damarlar gibi kontrolsüzce dağılmasını (kusmasını) engellemek ve hattatın yazım sırasında yapacağı olası en ufak bir Yevlaxı, keskin bir tashih bıçağıyla (kazıma bıçağıyla) kağıdın aslına zarar vermeden kazıyarak düzeltmesine imkan tanımaktır.

Laboratuvar ortamımızda, kağıdın yüzeyindeki bu organik aher dokusu, aradan geçen 150-200 yılın getirdiği mikroskobik yaşlanma belirtileri (kılcal ahter çatlakları, doğal oksidasyon sararmaları, lif yorgunlukları), kağıt arkadan güçlü ışığa tutulduğunda içinde görülen kağıt içi su yolları (üretici filigranları ve tel izleri) detaylıca incelenerek, kağıdın gerçekten Mehmed Şevki Efendi’nin yaşadığı döneme ait olup olmadığı kesin bir yaş tayini yöntemiyle belirlenir.

3. İs Mürekkebinin Optik ve Kimyasal Yapısı

Şevki Efendi’nin o ölümsüz şaheserlerinde kullandığı mürekkep, günümüzdeki sentetik, kimyasal tükenmez veya sıvı boya kalem mürekkeplerinden tamamen, yüzde yüz farklı; yaşayan, doğal, nefes alan ve organik bir formüldür. “İs mürekkebi”, “bezir mürekkebi” veya “saray mürekkebi” olarak bilinen bu kara iksir; saf bezir yağının, zeytinyağının veya çam çırasının havasız, is odalarında kontrollü bir ortamda yakılmasıyla elde edilen o en saf isin (kurumun), arap zamkı, saf su (bazen zemzem suyu veya gül suyu) ve öd suyu ile haftalarca, hatta aylarca özel havanlarda tokmakla dövülmesiyle hazırlanır.

Bu olağanüstü organik mürekkebin en büyük, en mucizevi özelliği, kağıt yüzeyinde tutunması, kağıdı asit gibi çürütmemesi, zaman geçtikçe ve asırlar devrildikçe renginin solmak veya uçmak yerine daha da parlak, daha da derin, kömür karası ve asil bir siyah renge bürünmesidir. Ayrıca yoğun kıvamlı organik is mürekkebi, kağıt üzerinde fırçayla veya kalemle uygulandığı yerde çok hafif, gözle zor görülen ama dokunulduğunda veya özel ışıkta hissedilebilen mikroskobik bir rölyef (kabarıklık) bırakır. Eski hat yazısı alanlar olarak laboratuvar uzmanlarımız, eserdeki o asırlık yazılara özel eğik açılı morötesi (UV) ve kızılötesi (IR) ışık kaynaklarıyla bakarak, mürekkebin kağıt yüzeyindeki o doğal tortusunu, fırça ve kamış kalemin kağıt aheriyle sürtünmesi sonucu oluşan minik, benzersiz izleri (kalem yollarını) incelerler. Yeni üretilmiş sahte eserlerdeki veya matbaa basımı eserlerdeki sentetik modern mürekkepler ise kağıda tamamen sıvı gibi emilir, dümdüz, cansız bir yüzey oluşturur ve UV ışığı altında sahte, plastik/kimyasal bir parlama yaparak sahteliğini anında ele verir.

4. Tezhip (Süsleme) Kalitesi, Saf Altın Ayarı ve Dönemsel Uyum

Hüsn-i hat yazısı, ne kadar mükemmel yazılmış, harfleri ne kadar kusursuz, ilahi bir oranda dizilmiş olursa olsun, ancak usta müzehhipler (tezhip ve süsleme sanatçıları) tarafından saf ezme altın ve doğal kök boyalarla bezendiğinde gerçek görsel ihtişamına, tamamlanmışlığına ve padişah saraylarına layık formuna kavuşur. Mehmed Şevki Efendi döneminde yazılmış bir Kur’an-ı Kerim’in, bir murakkanın veya devasa bir hilye-i şerifin etrafındaki tezhip işçiliği, eserin hüsn-i hat eserleri değerlemesi sürecinde çok kritik, ekspertizi doğrudan etkileyen ve fiyatı katlayan belirleyici bir parametredir.

Değerleme esnasında kullanılan altının saflık derecesi (ellikle, parmak uçlarıyla arap zamkı içinde ezilerek hazırlanan 24 ayara yakın ezme varak altın olup olmadığı), klasik Osmanlı on dokuzuncu yüzyıl rumi, hataî, penç veya barok-rokoko esintili motiflerin çizimindeki zarafet, fırça vuruşlarındaki incelik, zerefşan (altın serpme) veya halkari (altınla gölgelendirme) tekniklerinin kusursuzluğu titizlikle analiz edilir. Burada ekspertiz açısından en can alıcı husus şudur: Tezhibin (süslemenin), eserin yazıldığı o dönemle eşzamanlı olarak, o devrin klasik ekolüne uygun olarak mı yapıldığı, yoksa esere günümüzde veya yakın geçmişte sırf görsel bir antika değer katmak, acemi alıcıyı etkilemek maksadıyla yüzyıllar sonra sonradan mı eklendiği bilimsel olarak incelenir. Dönemine ait, usta işi, hasarsız ve %100 orijinal bir tezhip, eserin antika ve koleksiyon değerini muazzam, astronomik ölçülerde zirveye çıkarır. Eğer tezhip sonradan yapılmışsa, kalitesiz bir endüstriyel yaldız boyası kullanılmışsa veya motifler dönemin ruhunu, estetik kurallarını yansıtmıyorsa, eserin bütünsel antika değeri ciddi şekilde yara alır ve orijinalliği sorgulanır.

5. Kondisyon (Fiziksel Bütünlük) ve Asırlık Korunma Durumu

Uluslararası antika ve İslam sanatları piyasasında, tarihi tabloların, elyazmalarının ve levhaların maddi, finansal karşılığını belirleyen en katı, en acımasız ve hiçbir ticari mazeret kabul etmeyen kurallardan biri “kondisyon”, yani eserin fiziki korunma durumudur. Yaklaşık iki asırlık bir geçmişe sahip olan, savaşlar, göçler, ahşap Qusar yangınları, depremler ve sayısız nesil görmüş Şevki Efendi eserlerinin bugüne ne kadar sağlam, ne kadar diri, renklerini ve altınlarını ne kadar koruyarak ulaştığı ekspertiz puanlamasında doğrudan, çarpana dayalı ve çok sert bir şekilde etkilidir.

Eserler laboratuvarda değerlendirilirken şu fiziksel tahribatların olup olmadığına büyüteçlerle ve mikroskoplarla bakılır:

  • Yıllarca yanlış, rutubetli, havasız ortamlarda bulundurma sonucu oluşan ağır nem tahribatı, kağıt asitlenmesi, pamuk liflerinin yuMingəçeviraması ve geri dönülmez çürümesi.
  • “Foxing” adı verilen, kağıt üzerinde uzun süreli oksitlenme ve rutubet sonucu oluşan kahverengi, pas rengindeki derin mikrobiyolojik bakteri ve mantar lekelenmeleri.
  • Geçmiş yıllarda karanlık ahşap kütüphanelerde kağıda musallat olMingəçevir kitap kurtlarının ve haşerelerin açtığı, metni ve tezhibi yiyerek zarar veren delikler (aktif veya pasif, toz bırakan kurt yenikleri).
  • Aşırı ısı değişimlerinden, yanlış rulo yapılıp açılmalardan veya kaba katlanmalardan kaynaklanan asırlık mürekkepteki veya altın bezemelerdeki dökülmeler, pul pul atmalar, aher çatlamaları ve yazının okunmaz hale gelmesi (silikleşmesi).
  • En yıkıcı, en trajik ve ekspertiz değerini en çok düşüreni ise; geçmiş yıllarda eserin antika kıymetini bilmeyen ehliyetsiz kişilerce, sıradan çerçevecilerce yapılmış amatörce, cahilce onarımlardır (eserin arkasına asitli gazete kağıdı, karton veya mukavva yapıştırmak, plastik ofis selobantı kullanmak, yırtıkları sentetik japon yapıştırıcıları veya beyaz ağaç tutkalları ile geri dönülmez şekilde yapıştırmak vb.).

Kondisyonu 150-200 yıla rağmen mucizevi bir şekilde mükemmel derecede korunMingəçevir, renkleri, kağıdının dokusu ve altınları ilk günkü parlaklığını, diriliğini muhafaza eden, yırtığı, dökülmesi veya pas lekesi olmayan tamamen orijinal bir hat levhası veya cüzü, aynı sanatçının tahrip olMingəçevir, ağır rutubet yemiş, kurt yemiş, yazıları dökülmüş veya yanlış kimyasallarla restore edilerek yapısı bozulMingəçevir bir eserine kıyasla uluslararası müzayede ve antika pazarında her zaman çok daha yüksek, bazen on misliyle fiyat farklılıklarıyla değerlendirilir ve alıcı bulur.

6. Provyans (Sahiplik Şeceresi) ve Belgelemenin Gücü

Kurumsal, prestijli ve küresel ölçekte çalışan bir değerleme kuruluşu için tarihi eserin “şeceresi”, uluslararası sanat lügatindeki akademik adıyla “provyansı” (provenance) hayati, kelimenin tam anlamıyla paha biçilemez derecede önemlidir. Provyans, bir eserin Mehmed Şevki Efendi’nin meşkhanesinden (atölyesinden) çıktığı o ilk günden bugüne kadar kimlerin mülkiyetinden geçtiğinin, hangi paşaların veya devlet adamlarının ellerinde bulunduğunun, hangi kütüphanelerde sergilendiğinin eksiksiz ve belgelenebilir yazılı tarihidir.

Bu paha biçilemez eser size kimden, hangi akrabanızdan, hangi miras yoluyla intikal etti? Daha önce Osmanlı döneminde hangi sadrazamın, şeyhülislamın, paşanın veya bilinen meşhur, asil bir ailenin konağında asılı bulunuyordu? Köklü, dünya çapında bilinen bir koleksiyonerin resmi, mühürlü envanter defterinde kayıtlı mıydı? Daha önceki yüzyıllarda veya son elli yılda herhangi bir uluslararası prestijli müzayedede resmi olarak işlem gördü mü, müzayede şirketinin basılı kataloglarına renkli resimlerle girdi mi? Bu tür kanıtlanabilir, mühürlü tarihsel kayıtlar ve dokümantasyon belgeleri, eserin sahte olma ihtimalini matematiksel olarak sıfıra indirir. Alıcılar, uluslararası dev müzeler, fonlar ve büyük koleksiyonerler nezdindeki yasal ve sanatsal güvenilirliğini en üst seviyeye çıkartarak eserin ekspertiz değerini inanılmaz, rekor ölçülerde artırır. Bizlere başvuran eser sahiplerinin, aile yadigarı eserlerin geçmiş hikayelerine, kime ait olduğuna dair aktardıkları sözlü anekdotlar, ekspertiz ve derin tarihsel arşiv araştırmalarımız için çok kıymetli, yol gösterici başlangıç verileri oluşturur.

Sahte, Taklit ve Taşbaskı (Litografi) Eserler Nasıl Kesin Olarak Anlaşılır?

Sanat ve antika piyasasında, koleksiyon değeri milyonları bulan, dünyaca aranan ve en yüksek prestiji temsil eden her antika objenin maalesef kopyası, usta işi sahtesi veya sıradan taklidi de kötü niyetli kişilerce veya organize şebekelerce çokça üretilmektedir. Hattat Mehmed Şevki Efendi gibi üslubuyla tüm hat tarihine damga vurMingəçevir, mükemmelliğin ölçüsü olMingəçevir en büyük ustanın eserleri de iyi niyetle (öğrenmek için talebeler tarafından) veya kötü niyetle (dolandırmak, haksız kazanç sağlamak için sahtekarlar tarafından) sayısız kez kopyalanmıştır. Ekspertiz firması olarak yüksek donanımlı laboratuvarlarımızda en sık karşılaştığımız, mülk sahiplerinin de yıllarca kurdukları hayallerin yıkılmasıyla en büyük maddi ve manevi hayal kırıklığını yaşadığı nokta, nesillerdir aile yadigarı olarak korudukları, servet değerinde sandıkları eserin orijinal el yazması değil, bir matbaa baskısı (reprodüksiyon) çıkmasıdır.

Taşbaskı (Litografi) Eserler ve Acı Matbaa Yanılgısı

Özellikle 19. yüzyılın son çeyreği, Sultan II. Abdülhamid döneminde, Şevki Efendi gibi büyük, efsane ustaların yazdığı ve hatasız, eksiksiz kabul edilen o güzel Kur’an-ı Kerimlerin, devasa Hilye-i Şeriflerin ve dua mecmualarının imparatorluğun dört bir yanındaki halka, okullara daha uygun maliyetle, seri olarak ulaşabilmesi için bu şaheserler “litografi” (taşbaskı) tekniğiyle dönemin matbaalarında on binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu taşbaskılar döneminin teknolojisiyle, el işçiliğine çok yakın, o kadar kaliteli ve pürüzsüz yapılmıştır ki, gözü antika eserlere ve el yazmasına alışkın olmayan, hat sanatının fırça ve organik mürekkep detaylarını mikroskobik olarak bilmeyen sıradan bir vatandaş, aile yadigarı çok eski, cildi yıpranmış bir kitabın veya çerçeveli bir levhanın en altındaki o meşhur Şevki imzasını gördüğünde, elinde paha biçilmez orijinal bir el yazması, milyarlık bir hazine tuttuğunu düşünerek büyük bir heyecana kapılır.

Oysa gerçekler çok farklıdır; bu eserler, ustanın bizzat kamış kalemle, ter dökerek yazdığı tek, eşsiz ve orijinal şaheserler değil, o eserin fotoğraflanıp kalıplarla çoğaltılmış seri üretim matbaa baskılarıdır. Doğal olarak antika değerleri, orijinal, tek nüsha el yazmalarının yanında son derece sembolik, sadece basit bir eski kitap düzeyinde kalmaktadır. Laboratuvar uzmanlarımız, eser mikroskop veya güçlü büyüteçler altına alındığında harf kenarlarındaki piksellenmeleri (mikroskobik matbaa mürekkebi noktacıklarını, tram izlerini), matbaa pres kalıbının kağıda bıraktığı mekanik eziklik izlerini ve el yazmasına has organik is mürekkebinin o eşsiz, boyutlu organik rölyefinin, ton farklarının, fırça izlerinin olmayışını anında, bir saniyede tespit ederek, eserin matbaa baskısı mı yoksa orijinal yazma mı olduğunu kesin, belgelenebilir ve yanılmaz bir raporla ortaya koyar.

Sonradan Eklenen Sahte İmzalar ve Mikroskobik Şive Uyuşmazlıkları

Çok daha tehlikeli, aldatıcı, mahkemelik olan ve usta işi bir sahtecilik yöntemi ise, dönemin (örneğin 19. yüzyılın) meçhul, isimsiz, yeteneksiz veya sıradan bir taşra hattatına ait olan tamamen orijinal, eski bir el yazısına, usta ve profesyonel bir taklitçi (sahtekar) tarafından sonradan Şevki Efendi gibi dev isimlerin imzasının (ketebesinin) atılmasıdır. Ortada hem kağıt gerçekten asırlık hem de kullanılan mürekkep organik olduğu için bu tür son derece profesyonel sahtecilikler tecrübesiz gözleri ve hatta sıradan, laboratuvar imkanı veya akademik uzmanlığı olmayan antikacıları kolayca, rahatlıkla aldatabilir ve piyasada yüksek meblağlarla el değiştirmesine neden olabilir.

Ancak bizim gibi kurumsal yapılardaki uzman akademisyenler ve grafologlarımız, yazının genel karakterindeki, metin kısmındaki ve şivesindeki o durağanlık, kural hatası veya acemilik ile, sonradan eserin altına atılan, mükemmel taklit edilmiş imzanın karakteri arasındaki sanatsal ve ritmik kopukluğu, kalem açılarındaki milimetrik anatomik uyuşmazlığı incelerler. Daha da bilimsel olarak, asırlık ana metindeki eski mürekkep ile yeni eklenen imzadaki mürekkep arasındaki kimyasal oksitlenme, solma ve kağıda işleme süresi farkını tespit ederek bu yüksek düzey profesyonel sahtekarlığı bilimsel, çürütülemez verilerle ifşa ederler. Elinizdeki eserin değerini, kimliğini ve akıbetini sağdan soldan, kulaktan dolma bilgilerle değil, mutlaka kurumsal, güvenilir bir firmadan profesyonel ekspertiz hizmeti alarak öğrenmeniz işte bu yüzden, maddi-manevi, telafisi imkansız bir mağduriyet yaşamamanız için kelimenin tam anlamıyla hayati önem taşır.

Tarihi Osmanlı Hat Levhalarının Bilimsel Korunma Yöntemleri

Eğer firmamız tarafından yürütülen çok detaylı, laboratuvar destekli ekspertiz sonucunda, elinizdeki o eski eserin gerçekten yüzde yüz orijinal bir Hattat Mehmed Şevki Efendi şaheseri veya o dönemin paha biçilemez bir Osmanlı hat sanatı başyapıtı olduğu resmi olarak tescillendiğinde, bilmelisiniz ki artık evinizde veya kasanızda sıradan bir eşyanın değil, korunması yasal olarak da zorunlu, tarihi ve kültürel, paha biçilmez bir milli emanetin ağır sorumluluğunu taşıyorsunuz demektir. Asırlık bu nadide eserlerin çürümeden, yanmadan, yok olmadan gelecek yüzyıllara, yeni nesillere sağlıkla aktarılabilmesi için profesyonel, uluslararası müze standartlarında koruma, çerçeveleme ve konservasyon şartları uygulanması hayati bir zorunluluktur, elzemdir. Yanlış, cahilce ev müdahaleleri ve bilgisizce saklama koşulları, eserin milyonluk antika değerini çok kısa bir sürede, aylar içinde tamamen sıfırlayabilir.

Müze Standartlarında Çerçeveleme ve %100 Asitsiz Malzemeler

  • Asitsiz (Acid-Free) Müze Malzemesi Kullanımı: Tarihi hat levhaları kesinlikle ama kesinlikle sıradan mahalle çerçevecilerinde bulunan asitli ucuz mukavvalara, kartonlara tutkalla yapıştırılmamalı veya çerçeve arkalarına esere destek, dolgu olması için asit fışkıran mdf, sunta, ucuz suntalam, eski gazete kağıdı gibi ağır kimyasal salınım yapan ahşap türevi malzemeler kesinlikle konulmamalıdır. Eser, %100 saf pamuktan üretilmiş, zamanla kesinlikle sararmayan, esere temas ettiğinde asit kusmayan, uluslararası müze tipi (museum-grade) asitsiz paspartular ile desteklenmeli, köşelerinden asitsiz japon bantlarıyla asılmalıdır.
  • Cam Temasının Kesin Olarak Kesilmesi: Eserin mürekkepli kağıt yüzeyi ile dış çerçevenin koruyucu camı arasında mutlaka, kesinlikle en az birkaç milimetrelik bir hava boşluğu (spacer/ayırıcı çubuklar vasıtasıyla) bırakılmalı, mürekkep, is veya varak altınlı bölgeler cama hiçbir şekilde, sıfır milim dahi temas etmemelidir. Temas halinde, odadaki en ufak bir nem ve ısı değişimlerinde camda terleme (kondensasyon) olur, asırlık değerli mürekkep ve altınlar cama mikroskobik olarak yapışır ve çerçeve yıllar sonra açıldığında eserden telafisi imkansız, paha biçilemez parçalar kopar, camda kalır. Bu durum eseri mahveder.

İklimlendirme: Isı, Nem Kontrolü ve Yıkıcı Işıktan Koruma

  • Zararlı Işıktan ve Morötesinden Korunma: Paha biçilemez tarihi eserler asla sıradan, ucuz pencere camıyla çerçevelenmemelidir. Zararlı morötesi (UV) ışınları %99 oranında bloke eden, filtreleyen, esere bakıldığında yansıma (parlama) yapmayan, özel optik kaplamalı müze camları (museum glass veya conservation clear glass) kesinlikle tercih edilmelidir. Işık, asırlık is mürekkebini ve kök boyaları solduran, aherli kağıdı yakarak gevreten ve eserin ömrünü kısaltan en sinsi, en yavaş düşmandır. Ayrıca, UV cam kullanılsa dahi, eser doğrudan direkt güneş ışığı (spot ışığı) alan duvarlara kesinlikle, hiçbir şartta asılmamalıdır.
  • Isı ve Nem Dalgalanmalarının Kontrolü: Organik pamuk veya ipek kağıtlardan, yumurta akı aherlerinden ve doğal is mürekkeplerinden oluşan antika eserler, bulundukları ortamın iklim dalgalanmalarına karşı adeta canlı, nefes alan bir organizma gibi aşırı derecede, mikroskobik olarak hassastır. Eserin asılı olduğu mekanın (salonu veya kasanın) bağıl nem oranı %45 ile %55 arasında, sıcaklığı ise 18-21 santigrat derece arasında yaz-kış termostatla sabit tutulmalıdır. Eserleri kışın yanan sıcak kalorifer peteklerinin tam üstüne, alevli şömine yanlarına, klimaların doğrudan buz gibi üflediği alanlara veya dışarıdan rutubet alma riski çok yüksek olan yalıtımsız dış cephe duvarlarına asmak; kağıdın hızla kuruyup büzüşmesine, üzerindeki aher tabakasının pullanarak, kar tanesi gibi dökülmesine ve eserin geri dönülemez bir hızla tahrip olmasına sebep olur.

Kurumsal Antika Hat Sanatı Değerleme ve Akademik Ekspertiz Hizmetlerimiz

Geçmişin o görkemli, sessiz şahitleri olan ve içlerinde koca, cihanşümul bir Osmanlı medeniyetinin o eşsiz estetik zevkini, sarsılmaz manevi inancını, dağları delen sabrını ve dünyayı kıskandıran zarafetini barındıran Osmanlı hat sanatı eserleri, çarşı pazarda sıradan alınıp satılan ikinci el ticari eşyalar veya basit mallar değildir; onlar büyük bir saygı duyulması, bilimsel laboratuvar yöntemleriyle korunması ve hak ettiği o gerçek uluslararası değerle, yüksek prestijle geleceğe, yeni asırlara taşınması gereken paha biçilemez, kutsal ulusal hazinelerdir. Bizler, sektördeki cehaletin, bilgi kirliliğinin, şeffaflıktan uzak karanlık alım-satım süreçlerinin, fırsatçıların ve esere zarar veren amatör yaklaşımların tam karşısında durarak; tamamen uluslararası müze normlarına uygun, bilimsel verilere dayalı, akademik uzmanlığa ve sarsılmaz etik değerlere, ticari ahlaka sıkı sıkıya bağlı kurumsal bir değerleme ve tam teşekküllü ekspertiz merkezi olarak Azərbaycan çapında faaliyet gösteriyoruz.

Bize başvuran, elinde asırlık emanet taşıyan eser sahiplerine sunduğumuz süreç son derece net, prosedürlere uygun, güvenilir, saygılı ve mutlak ticari gizlilik (KVKK) esaslıdır. Süreç, elinizdeki eserin gün ışığında, gölgede kalmadan çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını (eserin tam bütünü, arkasındaki detaylar, ketebe/imza detayı ve tezhip dokusundan çok net çekimler) güvenli, şifreli iletişim kanallarımız üzerinden bize ulaştırmanızla ilk adımı atar. Uzmanlarımız tarafından yapılan ilk görsel, tamamen ücretsiz ön incelemenin ardından, eğer eserin orijinal olma potansiyeli çok yüksekse ve ciddi bir antika değeri taşıdığına kanaat getirilirse, eseri yüksek güvenlikli laboratuvar ortamımızda, hat sanatı alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve yeminli grafologlarımız eşliğinde fiziksel bir ekspertizden geçirmek üzere size özel, izole bir randevu oluşturulur.

Bu derinlemesine, mikroskobik ekspertiz sürecinde, eserin tam dönemi, hattatının kesin kimliği, kondisyon durumu puanlaması, dünyadaki nadirlik derecesi ve küresel sanat piyasasındaki (Sotheby’s, Christie’s veritabanlarındaki) güncel arz-talep dinamikleri, geçmiş müzayede satış rekorları ince elenip sık dokunarak hesaplanır ve size en doğru, en şeffaf, uluslararası her platformda geçerliliğe sahip kanıta dayalı, mühürlü kurumsal ekspertiz raporu sunulur.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Hat Sanatı ve El Yazması Eser Değerlemesi

Bu asil mirasa evlerinde veya kasalarında sahip olan köklü ailelerin, varislerin ve yeni koleksiyoner adaylarının akıllarına takılan temel, hayati soruları ve uzmanlarımızın bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:

1. Dedemden kalan, deri ciltli çok eski bir el yazması Kur’an-ı Kerim var. Bunun değerini öğrenmek için ne yapmalıyım, sizi mi aramalıyım? El yazması kitaplar sadece “eski” veya “yıpranmış” olmalarına göre yüksek bir değer kazanmaz. Değer; yazarının/hattatının kim olduğuna (Mehmed Şevki Efendi gibi bir efsane mi yoksa taşralı, isimsiz sıradan bir öğrenci mi?), tezhiplerinin (içindeki altın süslemelerinin) sanatsal kalitesine, saray işi olup olmadığına ve en önemlisi kondisyonuna (kurt yemiş mi, eksik sayfası var mı?) göre belirlenir. Eserin baş (serlevha, fatiha ve bakara) kısımlarını, varsa en arkadaki imza (hatime/ketebe/dua) sayfasını gün ışığında titremeden, net bir şekilde fotoğraflayarak bize güvenli kanallar üzerinden ulaştırmanız halinde, uzmanlarımız ilk bilimsel değerlendirmeyi yaparak sizi en doğru ve güvenilir bir şekilde yönlendirecektir.

2. Hat eserlerinde levhanın, çerçevenin ebadının çok devasa büyük olması, eserin değerini otomatik olarak, boyutuna göre artırır mı? Bu, antika piyasasındaki en yaygın, en amatör ve tamamen yanlış inanışlardan biridir. Sanat eserlerinde doğrudan büyüklük (metrekare hesabı) veya kapladığı alan değil; sanatkarlığın kalitesi, harflerin ilahi kusursuzluğu, eserin nadirliği ve o eseri yazan ustanın tarihi kimliği esastır. Mehmed Şevki Efendi’nin yazdığı devasa bir celi sülüs levha elbette çok değerli olduğu gibi, onun yazdığı avuç içi kadar küçük, kusursuz bir nesih dua kıt’ası veya nadir bir “elifba” meşki de eşdeğer düzeyde, hatta piyasadaki taşınabilir arz azlığına göre çok daha yüksek bir koleksiyon değerine (milyonluk rakamlara) sahip olabilir. Boyut, tek başına bir sanat eseri fiyatlandırma kriteri asla değildir.

3. Altında imza (ketebe) bulunmayan, yazarı belli olmayan eski hat eserleri tamamen değersiz midir, çöpe mi atılmalıdır? Kesinlikle hayır! Lütfen imzasız eserleri değersiz, sıradan eski kağıt parçası görüp atmayınız veya hırpalamayınız. Osmanlı’da birçok büyük usta, dini bir tasavvufi tevazu inancı gereği, “yazan fani, yazılan baki” düşüncesiyle veya eserin büyük, çok ciltli bir kitabın sadece bir sayfası olması nedeniyle eserine bilerek ketebe (imza) atmamış olabilir. Laboratuvar ortamında mikroskop altında yaptığımız “şive”, kalem yolu ritmi, istif tasarımı ve mürekkep kimyası analizi yaparak ketebesiz, imzasız eserlerin hangi yüzyıla, hangi klasik ekole (özellikle Şevki Mektebine) atfedilebileceğini büyük, bilimsel bir doğruluk payıyla tespit edebilmekteyiz. Şivesi çok güçlü, altın tezhibi usta işi bir imzasız, ketebesiz levha da son derece yüksek, tahmin edemeyeceğiniz bir koleksiyon değeri taşıyabilir.

4. Ekspertiz hizmeti almak için asırlık, paha biçilemez aile yadigarı eserimi size göndermem veya kargolamam riskli değil mi? Güvenliği ve gizliliği nasıl sağlıyorsunuz? Firmamız köklü kurumsal kimliği, devlete kayıtlı vergi levhalı yasal statüsü ve yılların getirdiği lekesiz, dürüst itibarıyla çalışmaktadır. İlk ön inceleme etabında eser kesinlikle kargoyla, kuryeyle veya otobüsle fiziksel olarak istenmez, sadece cep telefonuyla veya kamerayla çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar talep edilir. Eğer eserin potansiyeli çok yüksekse ve fiziksel, laboratuvar incelemesi şart ise, yüksek güvenlikli, kameralı ofislerimizde tamamen randevulu olarak, eser sadece ve sadece sizin gözetiminizde iken, masadan veya görüş alanınızdan asla ayrılmadan, resmi yasal teslim tesellüm tutanakları ve sigorta şirketlerinin özel poliçe güvenceleri altında inceleme yapılır. Sizin onayınız olmadan hiçbir işlem, söküm veya kimyasal analiz yapılmaz.

5. Eserimin değerini ve orijinalliğini resmi raporla öğrendikten sonra eseri size satmak zorunda mıyım? Üzerimde bir satma baskısı olur mu? Kesinlikle hayır. Biz tamamen bağımsız, tarafsız, faturalı ve profesyonel bir antika ekspertiz firması olarak Azərbaycan ve uluslararası çapta hizmet vermekteyiz. Öncelikli ve yegane görevimiz eserin doğru kimliğini bilimsel olarak tescil etmek ve size mühürlü raporu sunmaktır. Bizden sadece ekspertiz, danışmanlık raporu alıp eserinizi güvenle evinize veya banka kasanıza götürüp muhafaza edebilirsiniz. Satış kararı tamamen, özgürce ve hiçbir yönlendirme baskısı veya komisyoncu ısrarı altında kalmadan eserin yasal mülk sahibine aittir. Kararınız ne olursa olsun kurumumuz mülkiyet haklarınıza sonsuz saygı duyar.

Ecdat Mirasını Saygıyla Geleceğe Taşımak

Hattat Mehmed Şevki Efendi, Osmanlı hat sanatının asırlara, kıtalara yayılan ihtişamlı, estetik ve manevi hikayesinde o asil, zarif, şaşmaz, matematiksel kusursuzluğuyla silinmez, çok derin bir iz bırakmış, kaleminden damlayan organik is mürekkebiyle harfleri adeta manevi birer, yıkılmaz mabed gibi inşa etmiş efsanevi, abidevi bir sanatkardır. O, dünyevi makamları elinin tersiyle iterek bir ömrü kağıda ve mürekkebe vakfetmiştir. Onun fırçasından dökülen her bir kavis, her bir nokta ve her bir milimetrik, tasarlanmış boşluk, içinde derin bir inancı, muazzam bir ilahi geometriyi ve yüzyılların biriktirdiği görsel bir tasavvufi ahengi barındırır. Aradan geçen bir buçuk asıra, yıkılan dev imparatorluklara, savaşlara ve değişen çağlara rağmen onun eserleri, ilk günkü o mucizevi diriliği, parlaklığı ve asaletinden hiçbir şey kaybetmeden modern dünyanın estetik algısına, en zenginlerin koleksiyon tutkusuna ve ruhumuza hitap etmeye, bizi derinden büyülemeye devam etmektedir.

Evinizin en mutena duvarını süsleyen, bir ahşap konağın tavan arasından mucizevi bir şekilde çıkan veya bir aile yadigarı olarak sandığınızın, kasanızın derinliklerinde büyük bir hürmet, dua ve özenle sakladığınız o tarihi hat levhası, altın bezemeli o nadide murakka albümü veya deri ciltli, asırlık o el yazması kitap, sadece basit, alınıp satılan bir antika obje, karlı bir yatırım aracı veya dekoratif bir duvar süsü kesinlikle değildir. O eser, kökleri asırlar öncesine uzanan muazzam bir medeniyetin, ilmek ilmek işlenmiş bir estetik zirvenin, sarsılmaz bir sabrın ve derin bir tasavvufi felsefenin somut, nefes alan, o çağı bugün bize yaşatan muazzam bir tezahürüdür.

Bu eşsiz, dünyada bir daha asla tekrarı, eşi benzeri olmayan milli mirasa sahip çıkmak, onun taşıdığı gerçek tarihi ve maddi potansiyeli kulaktan dolma bilgilerle değil tamamen bilimsel yollarla öğrenmek, onu usta sahte kopyalardan veya matbaa baskısı ucuz taşbaskı örneklerden ayırarak doğru kimliğiyle tescil ettirmek ve fiziksel bütünlüğünü bilimsel, laboratuvar ve müzecilik koruma yöntemleriyle muhafaza ederek yarınlara, sizden sonraki gelecek nesillere eksiksiz aktarmak hepimizin boynunun borcu olan ağır, ulusal ve vicdani bir tarihi sorumluluktur.

Sizler de elinizde bulunan bu paha biçilemez kültürel hazinelerin üzerindeki zamanın sır perdesini aralamak, eserin taşıdığı gerçek sanatsal kimliği, ustasını ve dünya çapındaki önemini uluslararası standartlarda bir akademik, resmi raporla belgelendirmek ve gerekli tüm profesyonel danışmanlık, değerleme, alım-satım ve restorasyon rehberlik hizmetlerinden en güvenilir, en dürüst şekilde faydalanmak için kurumsal, şeffaf altyapımıza ve yılların getirdiği tecrübemize sonuna kadar güvenebilirsiniz. Bizler, sektör içindeki sarsılmaz, lider ve öncü konumumuzla, sanat tarihine, ecdadın dökülen o kutsal emeğine duyduğumuz sarsılmaz saygı ve alanındaki rakipsiz akademik uzmanlığımızla, eserlerinizin hak ettiği o gerçek itibarı, saygınlığı ve devasa antika değerini gün yüzüne çıkarmak için daima, büyük bir onurla ve sorumluluk bilinciyle yanınızdayız. Tarihe dokunmak, mirasınızı bilimsel güvence altına almak ve hiçbir soru işareti kalmadan gerçekleri öğrenmek için uzman akademik heyetimizle iletişime geçmekten asla çekinmeyiniz.

Whatsapp