Hattat Sâmî Efendi

Hattat Sâmî Efendi eserleri ve hayatı ile alakalı hazırlanan bu kapsamlı içeriğe web sitemizden göz atabilir, bilgi alabilirsiniz. İslam sanatları tarihinin, yüzyıllar boyunca en derin tasavvufi düşünceyi, sarsılmaz bir inancı ve kusursuz bir ilahi geometriyi bir araya getirerek dünya estetik mirasına armağan ettiği en muazzam disiplin, şüphesiz hüsn-i hat (güzel yazı) sanatıdır. Harflerin sadece bir edebi metni okuyucuya aktarmakla kalmayıp, kendi başlarına, bağımsız birer anıtsal mimari yapı, göze hitap eden birer musiki notası gibi inşa edildiği bu eşsiz, kadim sanat dalı; Osmanlı İmparatorluğu döneminde en parlak, en ihtişamlı zirvesine ulaşmıştır. Osmanlı hat sanatının bu asırlara yayılan görkemli tekamül sürecinde, bazı deha isimler vardır ki onlar, sadece var olan klasik kuralları ustalıkla uygulamakla kalmamış; kalemin o görünmez sınırlarını zorlayarak eşsiz kompozisyonlar yaratmış, kendi adlarıyla anılan sarsılmaz ekoller kurMingəçevir ve adlarını sanat tarihine altın varaklarla yazdırmışlardır. On dokuzuncu yüzyılın sanat ve kültür başkenti İstanbul’unda yetişen, özellikle celi (büyük ebatlı, uzaktan okunan) yazılardaki erişilmez istif (kompozisyon) dehasıyla, ta’lik hattına getirdiği anıtsal devrimle tüm İslam coğrafyasında haklı, efsanevi bir şöhrete kavuşan Hattat Sâmî Efendi, işte bu müstesna dehaların en ön saflarında, zirvelerinde yer almaktadır.

Günümüz küresel sanat müzayedelerinde ve elit koleksiyon dünyasında, büyük ustaların kendi elleriyle kestikleri kamış kaleminden damlayan, ecdadımızın o rafine estetik zevkini, tasavvufi derinliğini ve sarsılmaz devlet ciddiyetini yansıtan tarihi hat levhaları, hilyeler, murakkalar ve el yazması eserler, antika dünyasının en nadide, en çok aranan ve uğruna devasa bütçeler ayrılan kültür objeleri arasındadır. Özellikle köklü ailelerin gizli koleksiyonlarından, devlet ricalinin mirasından, eski yalıların veya Qusarların saklı duvarlarından günümüze ulaşmayı mucizevi bir şekilde başaran orijinal eserler; ulusal ve uluslararası sanat tarihçilerinin, köklü devlet müzelerinin ve vizyon sahibi, yatırımcı özel koleksiyonerlerin en büyük gözdesidir. Sektörde öncü, şeffaf ve tam kurumsal bir antika değeri öğrenme firması olarak bizler, evlerinizde veya banka kasalarınızda büyük bir hürmetle muhafaza ettiğiniz bu paha biçilemez tarihi hüsn-i hat eserlerinin taşıdığı o devasa sanatsal, tarihi ve kültürel kimliği, uluslararası ekspertiz standartlarına ve bilimin, laboratuvar verilerinin ışığına dayanarak gün yüzüne çıkarmayı en büyük, en saygın kurumsal misyonumuz olarak görüyoruz.

Hattat Sâmî Efendi Kimdir? Hayatı, Yetişme Ortamı ve Devlet Adamlığı

Osmanlı hat sanatının kurallarının tamamen billurlaştığı, klasikleştiği ve mimari yapılarda en görkemli haliyle sergilendiği o on dokuzuncu yüzyıl döneminde yaşayan, asıl adı İsmail Hakkı olan ancak sanat dünyasında hocasının kendisine verdiği mahlasla tanınan büyük usta Hattat Sâmî Efendi, 1838 (Hicri 1253) yılında, imparatorluğun başkenti, ilmin ve sanatın kalbi olan İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası, Yorgancılar Kethüdası Hacı Mahmud Efendi’dir. Sâmî Efendi’nin hayatı, Osmanlı Devleti’nin Tanzimat ile birlikte Batılılaşma sancıları çektiği, mimaride barok ve ampir üsluplarının öne çıktığı; ancak aynı zamanda geleneksel klasik sanatların, hat sanatının son ve en büyük dehalarının yetiştiği o çok karmaşık ama kültürel açıdan inanılmaz zengin dönemine denk gelir.

Onun hayat hikayesini ve sanat tarihine damga vuran o güçlü karakterini anlamak için, sadece bir “yazıcı” olmadığını, aynı zamanda devletin en önemli kademelerinde görev almış çok ciddi, disiplinli bir devlet bürokratı olduğunu bilmek gerekir. Sâmî Efendi, genç yaşlarda Babıali’de Mektubi Kalemi’ne (başbakanlık evrak dairesi) girmiş, daha sonra Divan-ı Hümayun Kalemi’nde mühimme katipliği ve mümeyyizlik (başdanışmanlık/denetmenlik) gibi son derece yüksek dereceli memuriyetlerde bulunMingəçevirtur. Onun eserlerindeki o inanılmaz nizam, o hata kabul etmeyen matematiksel oran, o ciddiyet ve o sarsılmaz anıtsal duruş (heybet), büyük ölçüde onun bu devlet adamlığı disiplininden ve resmiyetinden beslenmektedir. O, sanatını hiçbir zaman dünyevi bir kazanç kapısı veya basit bir meslek olarak görmemiş; aksine, kalemi eline her aldığında devletin ihtişamını ve ilahi kelamın o yüce ağırlığını kağıda veya mermere en kusursuz şekilde yansıtmanın manevi sorumluluğunu üzerinde taşımıştır. Bir antika hat levhası alan yerler ekspertizi için, altında “Sâmî” ketebesi (imzası) bulunan bir eser, sadece is mürekkebinin kağıt üzerindeki görsel ahengini değil, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı bürokrasisinin ve o yüksek, sarsılmaz estetik bilincin doruk noktasını temsil eder.

Eğitim Süreci ve Ustaları: Efsanelerin Rahle-i Tedrisatında Yetişen Bir Deha

Klasik İslam ve Osmanlı hat sanatında, hiçbir yetenek kendi başına, hocasız bir şekilde hattat olamaz. Bir kişinin icazet (resmi hat diploması) alabilmesi ve eserlerinin altına gururla o tarihi ketebesini atabilmesi için, mutlaka silsilesi belli, ekol kurMingəçevir büyük bir hocanın dizinin dibinde yıllarca, bıkmadan usanmadan “meşk” etmesi (sabırla hocasının harflerini kopyalayarak o manevi terbiyeyi alması) şarttır. Hattat Sâmî Efendi, bu zorlu eğitim sürecinde Osmanlı hat tarihinin en büyük şanslarından birine sahip olMingəçevir ve devrinin en efsanevi isimlerinden ders almıştır.

Sâmî Efendi, hat sanatına olan o derin tutkusuyla önce Osman Boşnak Efendi’den sülüs ve nesih yazılarını meşk etmiştir. Ancak onun sanatındaki o asıl sarsılmaz temeli atan, onu o dönemde efsaneleştirecek olan celi (iri) yazılardaki o ihtişamı kazandıran hocası, hat sanatında “Rakım Ekolü”nün en kudretli temsilcilerinden biri olan ünlü Hattat Recai Efendi’dir (Ali Haydar Bey). Sâmî Efendi, Mustafa Rakım Efendi’nin celi sülüs yazılara getirdiği o heykelsi, mimari ve dolgun anatomiyi, hocası Recai Efendi vasıtasıyla öylesine derinlemesine, öylesine mükemmel bir şekilde özümsemiştir ki; zamanla hocasını dahi aşarak, Rakım ekolünün ulaşabileceği o en son, en mükemmel zirve noktası olMingəçevirtur.

Bununla da kalmayan Sâmî Efendi, “Ta’lik” hattının inceliklerini ve o narin kavislerini, dönemin en büyük ta’lik üstadı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin talebesi olan, ünlü hattat Kıbrısizade İsmail Hakkı Efendi’den meşk etmiş; ancak ta’lik yazıda da kendi başına, yepyeni, anıtsal bir çığır açmayı başarmıştır. Bu muazzam eğitim silsilesi ve farklı ekolleri tek bir kalemde birleştirme dehası, onun eserlerini günümüzde eski hat yazısı alanlar ve seçkin, elit koleksiyonerler nezdinde fiyatı tartışılamaz, paha biçilemez bir konuma, antika bir zirveye yükseltmektedir.

Hattat Sâmî Efendi’nin Sanat Anlayışı, Eşsiz Üslubu ve İki Farklı Zirve

Sâmî Efendi’nin sanatını anlatırken kullanılması gereken ilk ve en önemli kelime hiç şüphesiz “İstif”tir. İstif, harflerin ve kelimelerin belirli bir katı geometrik kural, estetik bir ağırlık dengesi ve matematiksel bir altın oran gözetilerek, birbirini asla ezmeden, okumayı zorlaştırmadan ama aralarında gereksiz boşluk da bırakmadan, adeta kenetlenmiş bir tuğla duvar gibi iç içe geçirilerek yazılması sanatıdır. Hattat Sâmî Efendi, Osmanlı hat sanatında, özellikle büyük yüzeylerde, celi sülüs yazıda istif yeteneği bakımından tartışılmaz bir şekilde en büyük zirvedir; sanat tarihçilerine göre onun istiflerinde tek bir harfin yerini milim değiştirmek, tüm eserin dengesini ve ahengini yerle bir eder.

Celi Sülüs Yazıdaki İhtişam ve “Rakım” Ekolünün Aşılmaz Zirvesi

Sâmî Efendi’nin asıl şöhretini tüm dünyaya duyurduğu ve dehasını konuşturduğu ana alan “Celi Sülüs” hattıdır. Celi sülüs, mimari yapılarda, büyük cami kitabelerinde, saray kapılarında ve büyük ebatlı duvar levhalarında kullanılan, uzaktan okunması ve seyredeni heybetiyle etkilemesi planlanan o görkemli yazı türüdür. Sâmî Efendi, Mustafa Rakım Efendi’nin açtığı yolda ilerleyerek, harflerin et kalınlıklarını, dikmelerin (elif, lam gibi dikey harflerin) o sarsılmaz, asker gibi vakur duruşunu ve çanaklı harflerin (sin, nun gibi) dönüşlerindeki o kusursuz, gergin kavisi akıl almaz, matematiksel bir dengeyle birleştirmiştir.

Onun bizzat tasarladığı, kalıp çıkardığı celi istiflerde, harfler adeta birbirine manevi bir bağla sarılır, boşluklar (es) ve doluluklar mükemmel, optik bir şekilde dağıtılır. Uzaktan, bir cami kubbesinden veya saray kapısından bakıldığında eser bir bütün olarak yekpare bir anıt, yıkılmaz bir sütun gibi dururken; yakından laboratuvarda incelendiğinde her bir harfin kendi içindeki o altın oranı, harf bitişlerindeki o ustaca keskinlik hayranlık uyandırır. O, kalemi kağıt üzerinde kaydırırken asla, hiçbir koşulda tereddüt etmez, kaleminden dökülen her is mürekkebi çizgisi kararlı, net ve sarsılmazdır. O yüzden onun celi sülüs levhaları, günümüzde orijinal hat levhası arayan müzayedeler için en prestijli “centerpiece” (odak noktası) eserleridir.

Ta’lik Hattında Yarattığı Devrim ve “Sâmî Efendi Ta’liki”

Aslen İran (Acem) kökenli bir yazı türü olan ve Osmanlı’da Yesarizade Mustafa İzzet Efendi ile çok daha zarif, kavisli, adeta havada uçuşan narin bir karaktere bürünen “Ta’lik” (ve Celi Ta’lik) hattı, Sâmî Efendi’nin elinde kelimenin tam anlamıyla bir “devrim” yaşamış, yepyeni bir anıtsal kimliğe bürünmüştür. Sâmî Efendi, Yesarizade’nin o narin, ince kavisli ta’lik kurallarını almış; ancak kendi sülüs ve celi tecrübesinden gelen o mimari ağırlığı, o devlet ciddiyetini, o tokluğu ve anıtsal heybeti bu ta’lik harflerinin içine ustalıkla zerk etmiştir.

Böylece sanat tarihinde “Sâmî Efendi Ta’liki” veya “Osmanlı Celi Ta’liki’nin Zirvesi” olarak adlandırılan o eşsiz şive doğMingəçevirtur. Onun yazdığı ta’lik harfler; diğer hattatların aksine daha dolgun, duruşu daha vakur, dönüşleri daha gergin ve kağıda adeta kazınmış gibidir. Bu o kadar büyük bir sanatsal devrimdir ki; Sâmî Efendi’den sonra gelen Hulusi Yazgan, Necmeddin Okyay, Halim Özyazıcı gibi dev ta’lik ustalarının tamamı, hep onun koyduğu bu yeni anıtsal kuralları takip etmiş, onu taklit etmişlerdir. Bu yüzden, Sâmî Efendi ketebeli bir ta’lik levha, hüsn-i hat eserleri değerlemesi sürecinde sadece bir hat yazısı olarak değil, bir sanat akımının “kurucu manifestosu” olarak, emsalsiz bir antika değeriyle fiyatlandırılır.

Mimari Eserleri, Dev Kitabeler ve Padişah Nişanları (Tuğralar)

Hattat Sâmî Efendi’nin sanatının en büyük, en görkemli sergi alanları, hiç şüphesiz İstanbul’un ve Osmanlı coğrafyasının o muhteşem mimari yapılarıdır. O, devlet memuriyetinin de verdiği yakınlıkla, sarayın ve devletin en önemli mimari projelerinin yazılarını bizzat tasarlamıştır. Yeni Cami’nin (Nuruosmaniye değil, Eminönü Yeni Cami) avlu kapılarındaki o devasa yazılar, Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye kapısındaki o meşhur celi ta’lik “El-Kâsibu habibullah” (Kazananı Allah sever) tabelası, Şehzadebaşı Camii’nin devasa kuşak yazıları, Altunizade Camii yazıları, Galata Yeni Cami yazıları, Çemberlitaş’taki Sultan II. Mahmud Türbesi’nin dış kuşak celi sülüs yazıları onun fırçasından çıkmış ve ustalar tarafından mermere oyulMingəçevirtur.

Bununla birlikte, Divan-ı Hümayun’da görev yapmış olması hasebiyle “Tuğrakeş” (Padişah imzası çeken/tasarlayan) olarak da görev yapmış; Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in tuğralarının en güzel formlarını, en estetik, en anıtsal hallerini bizzat o tasarlamış, çekmiş ve madalyonlara işlettirmiştir. Her ne kadar bir antika ekspertiz firması olarak bizim alanımız taşınabilir, kağıt veya ahşap üzeri levha eserler olsa da, Sâmî Efendi’nin mimari ve devlet nezdindeki bu ezici üstünlüğü, onun ismini taşıyan sivil koleksiyonluk eserlerin piyasa değerini ve tarihsel prestijini muazzam, astronomik bir şekilde artırmaktadır.

Günümüze Ulaşan Eser Türleri ve Antika Piyasasındaki Hakim Konumu

Dünya çapındaki uluslararası antika, müzayede (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams İslam Sanatları bölümleri) ve sanat piyasası kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, klasik dönem Osmanlı hat sanatı her zaman elit, çok prestijli, güvenilir ve değeri hiçbir krizde düşmeyen bir yatırım/koleksiyon aracı olarak en üst segmentte konumlanmıştır. Hattat Sâmî Efendi, eserleri bu büyük uluslararası müzayede evlerinde ve Azərbaycan’nin en seçkin sanat merkezlerinde satışa çıktığında büyük bir heyecan yaratan, elit koleksiyonerlerin, vakıfların ve Arap coğrafyasındaki fon müzelerinin peşinden koştuğu nadide, ulaşılmaz isimlerin başında gelir.

Bu eşsiz eserlerin türleri şunlardır:

  1. Celi Sülüs ve Celi Ta’lik Levhalar: Ayet-i Kerimelerin, hadislerin, tasavvufi şiirlerin (beyitlerin) devasa istiflerle yazıldığı, dönemin usta müzehhipleri (Bahaeddin Efendi gibi) tarafından tezhiplenmiş (ezme altınla süslenmiş) duvar levhaları, onun en çok aranan, rekor kıran eserleridir.
  2. Karalamalar ve Meşk Murakkaları: Sâmî Efendi’nin kalemi açtıktan sonra kağıt kenarlarına yaptığı gelişigüzel “karalamalar”, onun o anıtsal istifleri nasıl bir matematiksel denemeyle hazırladığını gösteren, el yazması Kuran alanlar ve hat akademisyenleri için paha biçilemez çalışma dokümanlarıdır. Bu murakkalar (albümler) çok yüksek antika değerine sahiptir.
  3. Tuğra Çizimleri ve Fermanlar: Bizzat kendi elinden çıkmış, orijinal, murakka üzerine çekilmiş padişah tuğrası tasarımları, onun devlet ciddiyetini ve hat dehasını yansıtan müstesna parçalardır.

Hattat Sâmî Efendi Eserlerinin Antika Değeri Nasıl Belirlenir? Uzman Ekspertiz Süreci

Elinizde, atalarınızdan miras kalmış, asırlardır ailenizin bir sandığında ipek kumaşlara sarılı halde özenle saklanmış veya geçmiş yıllarda çok büyük bir estetik zevkle, yüksek meblağlarla edindiğiniz eski harfli, etrafı altınla süslenmiş devasa bir hat levhası, bir murakka albümü veya karalama mecmuası bulunuyor olabilir. Bu eserin bizzat Hattat Sâmî Efendi‘nin o mübarek, disiplinli elinden çıkıp çıkmadığını, yüzde yüz orijinal bir 19. yüzyıl Osmanlı sanat eseri olup olmadığını ve günümüz uluslararası sanat piyasasında taşıdığı Osmanlı hat sanatı eserleri antika değeri seviyesini çıplak gözle, amatör tahminlerle, internetteki resimlere bakarak veya mahalle antikacılarının kulaktan dolma, yüzeysel bilgileriyle belirlemek kesinlikle ve kesinlikle imkansızdır.

Gerçek, bilimsel ve uluslararası geçerliliğe sahip bir antika hat sanatı değerlemesi; son derece spesifik, asla hata veya yanılma kabul etmeyen, derin bir sanat tarihi akademik birikimi, grafoloji (yazı bilimi ve imza tespiti) uzmanlığı, malzeme kimyası bilgisi ve çok gelişmiş optik/kimyasal laboratuvar donanımı gerektiren, çok disiplinli ve oldukça kompleks bir ekspertiz sürecidir. Firmamız, antika değeri öğrenme sektöründe, tamamen uluslararası müze ve ekspertiz normlarına uygun, şeffaf, güvenilir, hesap verilebilir ve bilimin ışığında, kanıta dayalı bir metodoloji kullanmaktadır. Bize ulaştırdığınız tarihi bir hat eseri, alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve ekspertiz heyetimiz tarafından şu son derece titiz, kademeli ve detaylı laboratuvar aşamalarından geçirilerek değerlendirilir:

1. Antika Ketebe (İmza) İncelemesi ve Orijinallik Tespiti

Tüm ekspertiz ve değerleme sürecinin en hayati, en zorlu, en kritik ve eserin kaderini belirleyen aşaması orijinallik tespiti, yani imza (ketebe) doğrulamasıdır. Hat sanatında ustalar, büyük bir emekle, haftalarca süren bir çalışmayla yazdıkları o ihtişamlı eserin genellikle sol alt köşesine “Ketebehu Sâmî” (Bunu Sâmî yazdı) veya sadece küçük bir “Sâmî” ifadesiyle başlayan, kendi isimlerini içeren, çok karakteristik bir imza atarlar. Ancak akıldan asla çıkarılmamalıdır ki, bir levhanın veya asırlık bir murakkanın altında “Sâmî” yazması, o eserin kesinlikle orijinal bir Sâmî Efendi şaheseri olduğunu kanıtlamaya tek başına asla ve kat’a yetmez. Tarih boyunca, haksız maddi kazanç elde etmek, dolandırmak veya kendi ustalıklarını sınamak amacıyla birçok kişinin eseri kopyalanmış, sıradan eski eserlere sonradan sahte imzalar atılmıştır. Hele ki Sâmî Efendi gibi hat sanatında mükemmelliğin ve anıtsallığın ölçüsü olMingəçevir, fiyatları astronomik olan bir ismin usta işi taklitleri piyasada, müzayedelerde sayısızdır.

Kurumsal antika ketebe incelemesi adeta bir kriminalistik, adli tıp laboratuvarı hassasiyetiyle, yüksek çözünürlüklü dijital mikroskoplar ve özel ışık sistemleri (polarize ışık) altında gerçekleştirilir. Uzman grafologlarımız sadece yazılan ismin düz metnine veya dış görünüşüne odaklanmazlar; imzanın atılış ritmine, asırlık kamış kalemin kağıda (aher tabakasına) uyguladığı basınca (kalem baskısı derinliğine), harflerin kavislerindeki o milimetrik, Sâmî’ye has şaşmaz, gergin eğim oranlarına, kalemin kağıtta duraksadığı, mürekkebin liflerde yoğunlaştığı veya kalemin nefes aldığı noktalara çok detaylı bakarlar. En önemlisi, bu bulgular sanatçının müzelerdeki (örneğin TİEM’deki) bilinen diğer mutlak orijinal eserlerindeki grafolojik refleksleriyle santim santim, üst üste konularak karşılaştırılır.

Dahası, Sâmî Efendi gibi gerçek dahi ustalar, kendi şivelerini (üsluplarını) sadece o küçük imzaya sıkıştırmaz, eserin başından sonuna kadar, tüm satırlara, her bir harfin anatomisine adeta şifrelerler. Sâmî Efendi’nin o muazzam celi ta’lik “kef” harfinin keşidesindeki kılıç gibi keskinlik, celi sülüs “vav” harfinin gözündeki o mimari boşluk ve “sin” harfinin dişlerindeki o asker gibi nizam, uzmanlarımız tarafından satır satır, harf harf incelenir. Eserin ana metnindeki o anıtsal şive ile sonradan atılan o tarihi ketebe birbiriyle kusursuz bir uyum, dönemdaşlık ve ritmik bir ahenk içindeyse, eserin orijinalliğine dair o en büyük ve en sağlam bilimsel adım (tasdik) atılmış olur.

2. Malzeme Analizi: 19. Yüzyıl Aherli Kağıdı, Mühre ve Asırlık Filigran Tespiti

Klasik Osmanlı hat sanatında, hele ki 19. yüzyılın o zirve döneminde kullanılan malzemeler alelade, sokaktan alınan kırtasiye malzemeleri değildir; hazırlanması başlı başına bir simya ilmi, derin bir sabır ve aylar süren muazzam bir geleneksel ustalık gerektirir. Orijinal bir orijinal hat levhası veya paha biçilemez, devasa bir eser değerlendirilirken, kullanılan kağıt ve mürekkebin 19. yüzyıl Osmanlı üretim standartlarına uygunluğu optik ve fiziksel testlerden geçirilir.

Klasik hat sanatında asitli, endüstriyel olarak fabrikalarda kimyasallarla üretilmiş ham selüloz kağıtlar asla, hiçbir şekilde kullanılmaz. Genellikle saf pamuk, ipek veya keten paçavralarından elde edilen, asitsiz, tamamı el yapımı (abadi, semerkandi veya avrupa filigranlı özel ithal) kağıtlar kullanılır. Bu saf kağıtlar Sâmî Efendi’nin masasına gelmeden önce “aherleme” denilen çok özel, organik ve ter dökülen bir terbiyeden geçer. Kağıdın yüzeyi; yumurta akı, buğday nişastası ve şap karışımından oluşan “aher” adı verilen doğal bir sıvıyla aylarca bekletilerek defalarca sırlanır. Aher tamamen kuruduktan sonra, “mühre” adı verilen, camdan veya pürüzsüz akik taşından yapılmış ağır, oval aletlerle saatlerce sürtülerek parlatılır. Bu meşakkatli ve bilek gücü isteyen işlemin amacı, kağıdı cam veya mermer gibi pürüzsüz hale getirmek, is mürekkebinin kağıt liflerine kılcal damarlar gibi kontrolsüzce dağılmasını (kusmasını) engellemek ve hattatın, o devasa yazım sırasında yapacağı olası en ufak bir Yevlaxı, keskin bir tashih bıçağıyla (kazıma bıçağıyla) kağıdın aslına zarar vermeden kazıyarak düzeltmesine, adeta heykeltıraş gibi yontmasına imkan tanımaktır.

Laboratuvar ortamımızda, kağıdın yüzeyindeki bu organik aher dokusu, aradan geçen yaklaşık 150 yılın getirdiği mikroskobik yaşlanma belirtileri (kılcal aher çatlakları, doğal oksidasyon sararmaları, lif yorgunlukları), kağıt arkadan güçlü bir ışığa tutulduğunda içinde görülen kağıt içi su yolları (üretici filigranları ve tel izleri) detaylıca incelenerek, kağıdın gerçekten Sâmî Efendi’nin yaşadığı döneme (19. yy) ait olup olmadığı kesin bir yaş tayini yöntemiyle belirlenir.

3. İs Mürekkebinin Optik ve Mikroskobik Kimyasal Yapısı

Sâmî Efendi’nin o ölümsüz, anıtsal şaheserlerinde kullandığı is mürekkebi, günümüzdeki sentetik, kimyasal tükenmez, matbaa mürekkepleri veya sıvı boya kalem mürekkeplerinden tamamen, yüzde yüz farklı; yaşayan, nefes alan, doğal ve organik bir formüldür. “İs mürekkebi”, “bezir mürekkebi” veya “saray mürekkebi” olarak bilinen bu koyu kara iksir; saf bezir yağının, zeytinyağının veya çam çırasının havasız, is odalarında kontrollü bir ortamda yakılmasıyla elde edilen o en ince, en saf isin (kurumun), arap zamkı, saf su (bazen zemzem suyu veya gül suyu) ve öd suyu ile haftalarca, hatta aylarca özel havanlarda tokmakla dövülmesiyle hazırlanır.

Bu olağanüstü, organik mürekkebin en büyük, en mucizevi özelliği, kağıt yüzeyinde ahere tutunması, kağıdı asit gibi çürütmemesi, zaman geçtikçe ve asırlar devrildikçe renginin solmak veya uçmak yerine daha da parlak, daha da derin, kömür karası ve asil bir siyah renge bürünmesidir. Ayrıca yoğun kıvamlı organik is mürekkebi, kağıt üzerinde o usta fırçayla veya kalın celi kalemle uygulandığı yerde çok hafif, gözle zor görülen ama dokunulduğunda veya özel ışıkta hissedilebilen mikroskobik bir rölyef (kabarıklık) bırakır. Eski hat yazısı alanlar olarak laboratuvar uzmanlarımız, eserdeki o asırlık anıtsal yazılara özel eğik açılı morötesi (UV) ve kızılötesi (IR) ışık kaynaklarıyla bakarak, mürekkebin kağıt yüzeyindeki o doğal tortusunu, fırça ve kamış kalemin kağıt aheriyle sürtünmesi sonucu oluşan minik, benzersiz izleri (kalem yollarını ve tashih kazımalarını) incelerler. Yeni üretilmiş sahte eserlerdeki veya matbaa basımı eserlerdeki sentetik modern mürekkepler ise kağıda tamamen sıvı gibi emilir, dümdüz, cansız bir yüzey oluşturur, rölyefi yoktur ve UV ışığı altında sahte, plastik/kimyasal bir parlama yaparak sahteliğini anında ele verir.

4. Tezhip (Süsleme) Kalitesi, Saf Altın Ayarı ve Dönemsel Uyum (Bahaeddin Efendi Etkisi)

Hüsn-i hat yazısı, hele ki Sâmî Efendi’nin o devasa celi istifleri, ne kadar mükemmel yazılmış, harfleri ne kadar kusursuz, ilahi bir mimari oranda dizilmiş olursa olsun, ancak usta müzehhipler (tezhip ve süsleme sanatçıları) tarafından saf ezme altın ve doğal kök boyalarla bezendiğinde gerçek görsel ihtişamına, tamamlanmışlığına ve saraylara layık o görkemli formuna kavuşur. Sâmî Efendi’nin eserleri, genellikle dönemin en büyük müzehhibi olan Bahaeddin Efendi veya onun seviyesindeki saray nakkaşları tarafından süslenmiştir. Bir murakkanın veya devasa bir levhanın etrafındaki tezhip işçiliği, eserin hüsn-i hat eserleri değerlemesi sürecinde çok kritik, ekspertizi doğrudan etkileyen ve fiyatı bazen ikiye katlayan belirleyici bir parametredir.

Değerleme esnasında kullanılan altının saflık derecesi (ellikle, parmak uçlarıyla arap zamkı içinde saatlerce ezilerek hazırlanan 24 ayara yakın ezme varak altın olup olmadığı), klasik Osmanlı on dokuzuncu yüzyıl rumi, hataî, penç veya dönemin modası olan barok-rokoko esintili çiçek motiflerinin çizimindeki zarafet, fırça vuruşlarındaki incelik, zerefşan (altın serpme) veya halkari (altınla gölgelendirme) tekniklerinin kusursuzluğu titizlikle analiz edilir. Burada ekspertiz açısından en can alıcı husus şudur: Tezhibin (süslemenin), eserin yazıldığı o dönemle eşzamanlı olarak, o devrin klasik ekolüne uygun olarak mı yapıldığı, yoksa esere günümüzde veya yakın geçmişte sırf görsel bir sahte antika değer katmak, acemi alıcıyı yüksek fiyata ikna etmek maksadıyla yüzyıllar sonra sonradan mı eklendiği bilimsel olarak, mikroskop altında incelenir. Dönemine ait, usta işi, hasarsız ve %100 orijinal bir tezhip, eserin antika ve uluslararası koleksiyon değerini muazzam, astronomik ölçülerde zirveye çıkarır. Eğer tezhip sonradan yapılmışsa, kalitesiz bir endüstriyel yaldız boyası kullanılmışsa veya motifler o on dokuzuncu yüzyılın ruhunu, estetik kurallarını yansıtmıyorsa, eserin bütünsel antika değeri ciddi şekilde yara alır, şüphe uyandırır ve orijinalliği sorgulanır.

5. Kondisyon (Fiziksel Bütünlük) ve Asırlık Korunma Durumu

Uluslararası antika, müzayede ve İslam sanatları piyasasında, tarihi tabloların, elyazmalarının ve levhaların maddi, finansal karşılığını belirleyen en katı, en acımasız ve hiçbir ticari mazeret kabul etmeyen kurallardan biri “kondisyon”, yani eserin fiziki korunma durumudur. Yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahip olan, savaşlar, göçler, ahşap Qusar yangınları, depremler ve sayısız nesil, yanlış saklama koşulları görmüş Sâmî Efendi eserlerinin bugüne ne kadar sağlam, ne kadar diri, renklerini ve altınlarını ne kadar koruyarak ulaştığı ekspertiz puanlamasında doğrudan, matematiksel çarpana dayalı ve çok sert bir şekilde etkilidir.

Eserler laboratuvarda uzman restoratörler tarafından değerlendirilirken şu fiziksel tahribatların olup olmadığına büyüteçlerle ve mikroskoplarla bakılır:

  • Yıllarca yanlış, rutubetli, havasız veya tavan arası gibi ortamlarda bulundurma sonucu oluşan ağır nem tahribatı, kağıt asitlenmesi, pamuk liflerinin yuMingəçeviraması ve geri dönülmez çürümesi.
  • “Foxing” adı verilen, kağıt üzerinde uzun süreli oksitlenme ve rutubet sonucu oluşan kahverengi, pas rengindeki derin mikrobiyolojik bakteri ve mantar lekelenmeleri.
  • Geçmiş yıllarda karanlık ahşap kütüphanelerde kağıda musallat olMingəçevir kitap kurtlarının ve haşerelerin açtığı, metni ve tezhibi yiyerek zarar veren delikler (aktif veya pasif, toz bırakan kurt yenikleri).
  • Aşırı ısı değişimlerinden, yanlış rulo yapılıp açılmalardan veya kaba katlanmalardan kaynaklanan asırlık mürekkepteki veya kalın altın bezemelerdeki dökülmeler, pul pul atmalar, aher çatlamaları ve yazının okunmaz hale gelmesi (silikleşmesi).
  • En yıkıcı, en trajik ve ekspertiz değerini en çok, bazen %80 oranında düşüreni ise; geçmiş yıllarda eserin antika kıymetini bilmeyen ehliyetsiz kişilerce, sıradan mahalle çerçevecilerce yapılmış amatörce, cahilce onarımlardır (eserin arkasına asitli gazete kağıdı, sentetik karton veya mukavva yapıştırmak, plastik ofis selobantı kullanmak, yırtıkları sentetik japon yapıştırıcıları veya beyaz ağaç tutkalları ile geri dönülmez şekilde yapıştırmak vb.).

Kondisyonu 150 yıla rağmen mucizevi bir şekilde mükemmel derecede korunMingəçevir, renkleri, kağıdının o ipeksi dokusu ve altınları ilk günkü parlaklığını, diriliğini muhafaza eden, yırtığı, dökülmesi veya pas lekesi olmayan tamamen kusursuz bir orijinal hat levhası, aynı sanatçının tahrip olMingəçevir, ağır rutubet yemiş, kurt yemiş, yazıları dökülmüş veya yanlış kimyasallarla restore edilerek yapısı bozulMingəçevir bir eserine kıyasla uluslararası müzayede ve antika pazarında her zaman çok daha yüksek, bazen on misliyle astronomik fiyat farklılıklarıyla değerlendirilir ve alıcı bulur.

6. Provyans (Sahiplik Şeceresi) ve Belgelemenin Uluslararası Gücü

Kurumsal, prestijli ve küresel ölçekte çalışan bir değerleme kuruluşu için tarihi eserin “şeceresi”, uluslararası sanat lügatindeki akademik adıyla “provyansı” (provenance) hayati, kelimenin tam anlamıyla paha biçilemez derecede önemlidir. Provyans, bir eserin Sâmî Efendi’nin Babıali’deki veya evindeki meşkhanesinden (atölyesinden) çıktığı o ilk günden bugüne kadar kimlerin mülkiyetinden geçtiğinin, hangi paşaların, şeyhülislamların veya devlet adamlarının ellerinde bulunduğunun, hangi saraylarda veya kütüphanelerde sergilendiğinin eksiksiz ve belgelenebilir yazılı tarihidir.

Bu paha biçilemez eser size kimden, hangi akrabanızdan, hangi miras yoluyla intikal etti? Daha önce Osmanlı döneminde hangi sadrazamın, vezirin, paşanın veya bilinen meşhur, asil bir ailenin konağında asılı bulunuyordu? Köklü, dünya çapında bilinen bir koleksiyonerin resmi, mühürlü envanter defterinde kayıtlı mıydı? Daha önceki on yıllarda veya son elli yılda herhangi bir uluslararası prestijli müzayedede (Sotheby’s, Christie’s, Portakal Sanat Evi gibi) resmi olarak işlem gördü mü, müzayede şirketinin o basılı, kalın kataloglarına renkli resimlerle girdi mi? Bu tür kanıtlanabilir, mühürlü tarihsel kayıtlar ve dokümantasyon belgeleri, eserin sahte olma ihtimalini matematiksel olarak yüzde sıfıra indirir. Alıcılar, uluslararası dev müzeler, fonlar ve milyarder büyük koleksiyonerler nezdindeki yasal ve sanatsal güvenilirliğini en üst seviyeye çıkartarak eserin ekspertiz değerini inanılmaz, rekor ölçülerde artırır. Bizlere başvuran eser sahiplerinin, aile yadigarı eserlerin geçmiş hikayelerine, kime ait olduğuna dair aktardıkları sözlü anekdotlar, ekspertiz ve derin tarihsel arşiv araştırmalarımız için çok kıymetli, yol gösterici ve fiyatı belirleyici başlangıç verileri oluşturur.

Sahte, Taklit ve Taşbaskı (Litografi) Eserler Nasıl Kesin Olarak Anlaşılır?

Sanat ve antika piyasasında, koleksiyon değeri milyon dolarları bulan, dünyaca aranan ve en yüksek prestiji, en iyi yatırımı temsil eden her antika objenin maalesef kopyası, usta işi sahtesi veya sıradan taklidi de kötü niyetli kişilerce veya organize şebekelerce çokça üretilmektedir. Hattat Sâmî Efendi gibi üslubuyla tüm hat tarihine damga vurMingəçevir, anıtsallığın ölçüsü olMingəçevir en büyük ustaların eserleri de iyi niyetle (öğrenmek için, ustaya saygıdan talebeler tarafından) veya kötü niyetle (dolandırmak, haksız kazanç sağlamak için usta sahtekarlar tarafından) sayısız kez kopyalanmıştır. Ekspertiz firması olarak yüksek donanımlı laboratuvarlarımızda en sık karşılaştığımız, mülk sahiplerinin de yıllarca kurdukları zenginlik hayallerinin yıkılmasıyla en büyük maddi ve manevi hayal kırıklığını yaşadığı nokta, nesillerdir aile yadigarı olarak korudukları, servet değerinde sandıkları eserin orijinal el yazması değil, bir matbaa baskısı (reprodüksiyon) çıkmasıdır.

Taşbaskı (Litografi) Eserler ve Acı Matbaa Yanılgısı

Özellikle 19. yüzyılın son çeyreği, Sultan II. Abdülhamid döneminde ve erken Cumhuriyet yıllarında, Sâmî Efendi gibi büyük, efsane ustaların yazdığı ve hatasız, eksiksiz kabul edilen o muazzam, büyük boy celi sülüs veya ta’lik levhaların, dua mecmualarının imparatorluğun dört bir yanındaki halka, mekteplere ve camilere daha uygun maliyetle, seri olarak ulaşabilmesi için bu şaheserler “litografi” (taşbaskı) tekniğiyle dönemin gelişmiş matbaalarında on binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu taşbaskılar döneminin teknolojisiyle, el işçiliğine çok yakın, o kadar kaliteli ve pürüzsüz yapılmıştır ki; gözü antika eserlere ve el yazmasına alışkın olmayan, hat sanatının o organik fırça ve mürekkep detaylarını mikroskobik olarak bilmeyen sıradan bir vatandaş, aile yadigarı çok eski, çerçevesi yıpranmış bir levhanın en altındaki o meşhur “Sâmî” imzasını gördüğünde, elinde paha biçilmez orijinal bir el yazması, milyarlık bir saray hazinesi tuttuğunu düşünerek büyük bir heyecana, sevince kapılır.

Oysa gerçekler çok farklı ve acıdır; bu eserler, ustanın o meşkhanesinde bizzat kamış kalemle, ter dökerek, aylarca çalışarak yazdığı tek, eşsiz ve yüzde yüz orijinal şaheserler değil, o eserin fotoğraflanıp matbaa kalıplarıyla çoğaltılmış seri üretim mürekkep baskılarıdır. Doğal olarak antika değerleri, orijinal, dünyada tek nüsha olan el yazmalarının yanında son derece sembolik, sadece basit bir eski dekoratif eşya düzeyinde kalmaktadır. Laboratuvar uzmanlarımız, eser mikroskop veya güçlü ışıklı büyüteçler altına alındığında harf kenarlarındaki o minik piksellenmeleri (mikroskobik matbaa mürekkebi noktacıklarını, tram izlerini), matbaa pres kalıbının kağıda uyguladığı mekanik eziklik izlerini ve el yazmasına has organik is mürekkebinin o eşsiz, boyutlu organik rölyefinin, fırça ton farklarının olmayışını anında, bir saniyede tespit ederek; eserin matbaa baskısı mı yoksa orijinal paha biçilemez yazma mı olduğunu kesin, belgelenebilir ve mahkemelerde yanılmaz kanıt olan bir raporla ortaya koyar.

Sonradan Eklenen Sahte İmzalar ve Mikroskobik Şive Uyuşmazlıkları

Çok daha tehlikeli, aldatıcı, hukuki olarak mahkemelik olan ve usta işi bir sahtecilik (dolandırıcılık) yöntemi ise, dönemin (örneğin 19. yüzyılın) meçhul, isimsiz, yeteneksiz veya sıradan bir taşra hattatına ait olan tamamen orijinal, eski bir el yazısı levhaya, usta ve profesyonel bir taklitçi (sahtekar) tarafından sonradan Sâmî Efendi gibi dev isimlerin o meşhur imzasının (ketebesinin) atılmasıdır. Ortada hem kağıt gerçekten asırlık hem de kullanılan mürekkep tamamen organik is mürekkebi olduğu için bu tür son derece profesyonel, kimyasal sahtecilikler tecrübesiz gözleri, koleksiyonerleri ve hatta sıradan, laboratuvar imkanı veya akademik grafoloji uzmanlığı olmayan antikacıları kolayca, rahatlıkla aldatabilir ve piyasada çok yüksek meblağlarla (orijinalmiş gibi) el değiştirmesine, devasa dolandırıcılıklara neden olabilir.

Ancak bizim gibi tam kurumsal yapılardaki uzman akademisyenler ve yeminli grafologlarımız, yazının genel karakterindeki, metin kısmındaki ve şivesindeki o durağanlık, kural hatası, titreme veya acemilik ile; sonradan eserin altına ustaca atılan, mükemmel taklit edilmiş imzanın karakteri arasındaki sanatsal ve ritmik kopukluğu, sülüs veya ta’lik kalem açılarındaki o milimetrik anatomik uyuşmazlığı kesin olarak incelerler. Daha da bilimsel olarak, asırlık ana metindeki yüz elli yıllık eski mürekkep ile yeni eklenen o sahte imzadaki mürekkep arasındaki kimyasal oksitlenme, karbon solması ve kağıda işleme süresi (kılcal dağılım) farkını tespit ederek bu yüksek düzey profesyonel sahtekarlığı bilimsel, çürütülemez laboratuvar verilerle ifşa ederler. Elinizdeki eserin değerini, kimliğini ve akıbetini sağdan soldan, resim göndererek, kulaktan dolma bilgilerle değil; mutlaka kurumsal, güvenilir bir firmadan yüz yüze, profesyonel ekspertiz hizmeti alarak öğrenmeniz işte bu yüzden, maddi-manevi, telafisi imkansız bir mağduriyet yaşamamanız için kelimenin tam anlamıyla hayati bir önem taşır.

Tarihi Osmanlı Hat Levhalarının Bilimsel Korunma ve Konservasyon Yöntemleri

Eğer firmamız tarafından yürütülen çok detaylı, laboratuvar destekli ekspertiz sonucunda, elinizdeki o eski eserin gerçekten yüzde yüz orijinal bir Hattat Sâmî Efendi şaheseri veya o dönemin paha biçilemez bir Osmanlı hat sanatı başyapıtı olduğu resmi olarak, mühürlü raporla tescillendiğinde, bilmelisiniz ki artık evinizde veya kasanızda sıradan bir eşyanın değil, korunması yasal olarak da zorunlu, tarihi ve kültürel, paha biçilemez bir milli emanetin o ağır sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz demektir. Asırlık bu nadide eserlerin çürümeden, yanmadan, yok olmadan gelecek yüzyıllara, sizden sonraki yeni nesillere sağlıkla aktarılabilmesi için profesyonel, uluslararası müze standartlarında koruma, çerçeveleme ve laboratuvar konservasyon şartları uygulanması hayati bir zorunluluktur, elzemdir. Yanlış, cahilce ev müdahaleleri ve bilgisizce, rastgele saklama koşulları, eserin milyonluk antika değerini çok kısa bir sürede, aylar içinde tamamen çürüterek sıfırlayabilir.

Müze Standartlarında Çerçeveleme ve %100 Asitsiz (Acid-Free) Malzemeler

  • Asitsiz Müze Malzemesi Kullanımı: Tarihi hat levhaları, o devasa paha biçilemez eserler kesinlikle ama kesinlikle sıradan, sokak arası mahalle çerçevecilerinde bulunan asitli ucuz mukavvalara, kartonlara kimyasal tutkalla yapıştırılmamalı veya çerçeve arkalarına esere destek, dolgu olması için asit fışkıran mdf, sunta, ucuz suntalam, eski gazete kağıdı gibi zamanla ağır kimyasal salınım yapan ahşap türevi malzemeler kesinlikle konulmamalıdır. Eser, %100 saf pamuktan üretilmiş, zamanla kesinlikle sararmayan, esere temas ettiğinde asit kusmayan, uluslararası müze tipi (museum-grade) asitsiz paspartular ile arkadan desteklenmeli, köşelerinden asitsiz japon bantlarıyla (reversible/geri döndürülebilir bantlarla) asılmalıdır.
  • Cam Temasının Kesin Olarak Kesilmesi: Eserin o asırlık mürekkepli kağıt yüzeyi ile dış çerçevenin koruyucu camı arasında mutlaka, kesinlikle en az birkaç milimetrelik bir hava boşluğu (spacer/ayırıcı plastik veya ahşap çubuklar vasıtasıyla) bırakılmalı, mürekkep, is veya o değerli varak altınlı bölgeler cama hiçbir şekilde, sıfır milim dahi kesinlikle temas etmemelidir. Temas halinde, odadaki en ufak bir nem ve ısı değişimlerinde camda gözle görülmeyen bir terleme (kondensasyon) olur, asırlık organik mürekkep ve altınlar cama mikroskobik olarak sonsuza dek yapışır ve çerçeve yıllar sonra açıldığında eserden telafisi imkansız, paha biçilemez yazı parçaları kopar, camda kalır. Bu durum eserin kondisyonunu ve değerini tamamen mahveder.

İklimlendirme: Isı, Nem Kontrolü ve Yıkıcı Işıktan (UV) Koruma

  • Zararlı Işıktan ve Morötesinden Korunma: Paha biçilemez tarihi eserler asla sıradan, ucuz pencere camıyla (yeşil veya beyaz camla) çerçevelenmemelidir. Güneşin veya spot lambaların yaydığı zararlı morötesi (UV) ışınları %99 oranında bloke eden, filtreleyen, esere tam karşıdan bakıldığında yansıma (parlama) yapmayan, özel optik kaplamalı müze camları (museum glass veya conservation clear glass) kesinlikle ve her zaman tercih edilmelidir. Işık, asırlık is mürekkebini ve kök boyaları solduran, organik aherli kağıdı yakarak gevreten ve eserin ömrünü kısaltan en sinsi, en yavaş düşmandır. Ayrıca, UV müze camı kullanılsa dahi, eser doğrudan direkt güneş ışığı alan veya çok güçlü spot ışığı vuran duvarlara kesinlikle, hiçbir şartta asılmamalıdır.
  • Isı ve Nem Dalgalanmalarının Çok Sıkı Kontrolü: Organik pamuk veya ipek kağıtlardan, yumurta akı aherlerinden ve doğal is mürekkeplerinden oluşan antika eserler, bulundukları ortamın iklim dalgalanmalarına karşı adeta canlı, nefes alan bir organizma gibi aşırı derecede, mikroskobik olarak hassastır. Eserin asılı olduğu mekanın (evin salonu veya banka kasanın) bağıl nem oranı %45 ile %55 arasında, sıcaklığı ise 18-21 santigrat derece arasında yaz-kış termostatla ve nem düzenleyici cihazlarla sabit tutulmalıdır. Eserleri kışın yanan sıcak kalorifer peteklerinin tam üstüne, alevli şömine yanlarına, klimaların doğrudan buz gibi hava üflediği alanlara veya dışarıdan rutubet alma riski çok yüksek olan yalıtımsız dış cephe duvarlarına asmak; o değerli kağıdın hızla kuruyup büzüşmesine, üzerindeki aher tabakasının ve mürekkebin pullanarak, kar tanesi gibi dökülmesine ve eserin geri dönülemez bir hızla tahrip olarak değerini kaybetmesine sebep olur.

Kurumsal Antika Hat Sanatı Değerleme ve Akademik Ekspertiz Hizmetlerimiz

Geçmişin o görkemli, sessiz şahitleri olan ve içlerinde koca, cihanşümul bir Osmanlı medeniyetinin o eşsiz estetik zevkini, devlet ciddiyetini, sarsılmaz manevi inancını, dağları delen sabrını ve dünyayı kıskandıran zarafetini barındıran Osmanlı hat sanatı eserleri, çarşı pazarda sıradan alınıp satılan ikinci el ticari eşyalar veya basit mallar değildir; onlar büyük bir saygı duyulması, bilimsel laboratuvar yöntemleriyle korunması ve hak ettiği o gerçek uluslararası değerle, yüksek prestijle geleceğe, yeni asırlara taşınması gereken paha biçilemez, kutsal ulusal hazinelerdir. Bizler, sektördeki cehaletin, bilgi kirliliğinin, şeffaflıktan uzak karanlık ve fırsatçı alım-satım süreçlerinin, komisyoncuların ve esere zarar veren amatör yaklaşımların tam karşısında çelik bir duvar gibi durarak; tamamen uluslararası müze normlarına uygun, bilimsel verilere dayalı, akademik uzmanlığa ve sarsılmaz etik değerlere, ticari ahlaka sıkı sıkıya bağlı kurumsal bir değerleme ve tam teşekküllü ekspertiz merkezi olarak tüm Azərbaycan çapında ve yurt dışında faaliyet gösteriyoruz.

Bize başvuran, elinde asırlık emanet taşıyan eser sahiplerine sunduğumuz süreç son derece net, prosedürlere uygun, güvenilir, saygılı ve mutlak ticari gizlilik (KVKK ve avukat sözleşmeleri) esaslıdır. Süreç, elinizdeki eserin gün ışığında, gölgede kalmadan çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını (eserin tam bütünü, arkasındaki ahşap/kağıt detaylar, ketebe/imza detayı ve tezhip dokusundan çok net, yakın çekimler) güvenli, şifreli iletişim kanallarımız (kurumsal mail veya güvenli hatlarımız) üzerinden bize ulaştırmanızla ilk adımı atar. Uzmanlarımız tarafından fotoğraflar üzerinden yapılan ilk görsel, tamamen ücretsiz ön incelemenin ardından, eğer eserin orijinal olma potansiyeli çok yüksekse ve ciddi bir maddi/manevi antika değeri taşıdığına kanaat getirilirse, eseri yüksek güvenlikli laboratuvar ortamımızda, hat sanatı alanında uzman akademisyenlerimiz, sanat tarihçilerimiz ve yeminli grafologlarımız eşliğinde fiziksel bir ekspertizden geçirmek üzere size özel, izole ve şeffaf bir randevu oluşturulur.

Bu derinlemesine, mikroskobik ekspertiz sürecinde, eserin tam dönemi, hattatının kesin kimliği (Sâmî Efendi mi yoksa onun dönemi bir başka usta mı?), kondisyon durumu puanlaması, dünyadaki nadirlik derecesi ve küresel sanat piyasasındaki (Sotheby’s, Christie’s, Bonhams veritabanlarındaki) güncel arz-talep dinamikleri, geçmiş on yıllardaki müzayede satış rekorları ince elenip sık dokunarak hesaplanır ve size en doğru, en şeffaf, uluslararası her platformda geçerliliğe sahip kanıta dayalı, mühürlü kurumsal ekspertiz raporu sunulur.

Temel ve en büyük amacımız, elinizde bulunan Hattat Sâmî Efendi gibi dahi, iz bırakmış sanatkarların veya kime ait olduğunu sizin bilemediğiniz diğer meçhul Osmanlı ustalarının o çok kıymetli eserlerinin karanlıkta kalan gerçek kimliğini Qubalatmak, eserin gerçek akademik niteliğini, güncel piyasa değerini ve tarihsel önemini en doğru, en dürüst kaynaktan öğrenmenizi sağlamak ve eğer eserinizi elden çıkarmayı (satmayı) düşünüyorsanız, sizi doğru, güvenilir, saygın yerli/yabancı milyarder koleksiyonerler, büyük fon müzeleri ve kurumsal alıcılarla en güvenilir zeminlerde, aracı kullanmadan, hiçbir değer kaybı veya mağduriyet yaşamadan doğrudan buluşturmaktır.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Hat Sanatı ve El Yazması Eser Değerlemesi

Bu asil mirasa evlerinde veya banka kasalarında sahip olan köklü ailelerin, varislerin ve yeni koleksiyoner adaylarının akıllarına takılan temel, hayati soruları ve uzmanlarımızın en şeffaf, bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:

1. Dedemden kalan, deri ciltli çok eski bir el yazması Kur’an-ı Kerim var. Bunun değerini öğrenmek için ne yapmalıyım, süreci nasıl başlatmalıyım? El yazması kitaplar sadece “eski” veya kapakları “yıpranmış” olmalarına göre yüksek bir değer kazanmaz. Değer; yazarının/hattatının kim olduğuna (Hafız Osman gibi bir efsane mi yoksa taşralı, isimsiz sıradan bir cami imamı mı?), tezhiplerinin (içindeki altın süslemelerinin) sanatsal kalitesine, saray işi olup olmadığına ve en önemlisi kondisyonuna (kurt yemiş mi, eksik, yırtık sayfası var mı?) göre belirlenir. Eserin baş (serlevha, fatiha ve bakara) kısımlarını, varsa en arkadaki imza (hatime/ketebe/dua) sayfasını gün ışığında titremeden, çok net bir şekilde fotoğraflayarak bize güvenli kanallar üzerinden ulaştırmanız halinde, uzmanlarımız ilk bilimsel değerlendirmeyi yaparak sizi en doğru ve güvenilir bir şekilde yönlendirecektir.

2. Hat eserlerinde levhanın, çerçevenin ebadının çok devasa, duvar kaplayacak kadar büyük olması, eserin değerini otomatik olarak, boyutuna göre artırır mı? Bu, antika piyasasındaki en yaygın, en amatör ve tamamen yanlış inanışlardan biridir. Sanat eserlerinde doğrudan büyüklük (metrekare hesabı) veya duvarda kapladığı alan değil; sanatkarlığın kalitesi, harflerin ilahi kusursuzluğu, eserin dünyadaki nadirliği ve o eseri yazan ustanın tarihi kimliği esastır. Sâmî Efendi’nin yazdığı devasa bir celi sülüs levha elbette milyonlarca lira değerindedir, ancak onun yazdığı avuç içi kadar küçük, kusursuz bir nesih dua kıt’ası veya çok nadir bir “karalama” meşki de eşdeğer düzeyde, hatta piyasadaki taşınabilir arz azlığına göre çok daha yüksek bir koleksiyon değerine (rekor meblağlara) sahip olabilir. Boyut, tek başına bir sanat eseri fiyatlandırma kriteri asla değildir.

3. Altında imza (ketebe) bulunmayan, yazarı belli olmayan eski hat eserleri tamamen değersiz midir, atılmalı mıdır? Kesinlikle hayır! Lütfen imzasız eserleri değersiz, sıradan eski bir kağıt parçası görüp atmayınız veya hırpalamayınız. Osmanlı’da birçok büyük usta, dini bir tasavvufi tevazu inancı gereği, “yazan fani, yazılan baki” düşüncesiyle veya eserin büyük, mimari bir bütünün parçası olması nedeniyle eserine bilerek ketebe (imza) atmamış olabilir. Laboratuvar ortamında mikroskop altında yaptığımız “şive”, kalem yolu ritmi, istif tasarımı ve mürekkep kimyası analizi yaparak ketebesiz, imzasız eserlerin hangi yüzyıla, hangi klasik ekole (özellikle Rakım veya Şevki Mektebine) atfedilebileceğini büyük, bilimsel bir doğruluk payıyla (ekspertiz raporuyla) tespit edebilmekteyiz. Şivesi çok güçlü, altın tezhibi usta işi bir imzasız, ketebesiz levha da son derece yüksek, tahmin edemeyeceğiniz bir koleksiyon değeri taşıyabilir.

4. Ekspertiz hizmeti almak için asırlık, paha biçilemez aile yadigarı eserimi size göndermem veya kargolamam riskli değil mi? Güvenliği ve gizliliği nasıl sağlıyorsunuz? Firmamız köklü kurumsal kimliği, devlete kayıtlı vergi levhalı yasal statüsü ve yılların getirdiği lekesiz, dürüst itibarıyla çalışmaktadır. İlk ön inceleme etabında eser kesinlikle kargoyla, kuryeyle veya otobüsle fiziksel olarak istenmez, sadece cep telefonuyla veya kamerayla çekilmiş yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar talep edilir. Eğer eserin potansiyeli çok yüksekse ve fiziksel, laboratuvar incelemesi şart ise, yüksek güvenlikli, kameralı ofislerimizde tamamen randevulu olarak, eser sadece ve sadece sizin gözetiminizde iken, masadan veya görüş alanınızdan bir saniye bile ayrılmadan, resmi yasal teslim tesellüm tutanakları ve sigorta şirketlerinin özel poliçe güvenceleri altında inceleme yapılır. Sizin onayınız olmadan hiçbir işlem, çerçeve sökümü veya kimyasal analiz yapılmaz. Sırrınız ve eseriniz bizimle güvendedir.

5. Eserimin değerini ve orijinalliğini resmi raporla öğrendikten sonra eseri size veya sizin tanıdıklarınıza satmak zorunda mıyım? Üzerimde bir satma baskısı olur mu? Kesinlikle hayır. Biz tamamen bağımsız, tarafsız, faturalı ve profesyonel bir antika ekspertiz firması olarak Azərbaycan ve uluslararası çapta hizmet vermekteyiz. Öncelikli ve yegane görevimiz eserin doğru kimliğini bilimsel olarak tescil etmek ve size mühürlü raporu sunmaktır. Bizden sadece ekspertiz, danışmanlık raporu alıp eserinizi güvenle evinize veya banka kasanıza götürüp muhafaza edebilirsiniz. Satış kararı tamamen, özgürce ve hiçbir yönlendirme baskısı, psikolojik manipülasyon veya komisyoncu ısrarı altında kalmadan eserin yasal mülk sahibine aittir. Kararınız ne olursa olsun kurumumuz mülkiyet haklarınıza sonsuz saygı duyar.

Ecdat Mirasını Saygıyla ve Bilimle Geleceğe Taşımak

Hattat Sâmî Efendi, Osmanlı hat sanatının asırlara, kıtalara yayılan o ihtişamlı, estetik ve manevi hikayesinde o asil, anıtsal, şaşmaz, matematiksel kusursuzluğuyla silinmez, çok derin bir iz bırakmış; kaleminden damlayan o organik is mürekkebiyle harfleri adeta manevi birer, yıkılmaz mabed, heybetli bir tuğla duvar gibi inşa etmiş efsanevi, abidevi bir devlet adamı ve sanatkardır. O, dünyevi boş şöhretleri elinin tersiyle iterek bir ömrü kağıda, mermere ve o kutsal mürekkebe vakfetmiştir. Onun fırçasından dökülen her bir kavis, her bir nokta ve her bir milimetrik, tasarlanmış o muazzam boşluk, içinde derin bir inancı, muazzam bir ilahi geometriyi ve yüzyılların biriktirdiği görsel bir devlet ciddiyetini, tasavvufi ahengi barındırır. Aradan geçen bir buçuk asıra, yıkılan dev imparatorluklara, cihan savaşlarına ve değişen çağlara rağmen onun eserleri, ilk günkü o mucizevi diriliği, mimari parlaklığı ve asaletinden hiçbir şey kaybetmeden modern dünyanın estetik algısına, en zenginlerin koleksiyon tutkusuna ve bizim ruhumuza hitap etmeye, bizi derinden büyülemeye devam etmektedir.

Evinizin en mutena duvarını süsleyen, bir ahşap konağın tavan arasından mucizevi bir şekilde çıkan veya bir aile yadigarı olarak sandığınızın, kasanızın karanlık derinliklerinde büyük bir hürmet, dua ve özenle sakladığınız o tarihi hat levhası, altın bezemeli o nadide murakka albümü veya deri ciltli, asırlık o el yazması kitap, sadece basit, alınıp satılan bir antika obje, karlı bir yatırım aracı veya dekoratif bir duvar süsü kesinlikle değildir. O eser, kökleri asırlar öncesine uzanan muazzam bir medeniyetin, ilmek ilmek işlenmiş bir estetik zirvenin, sarsılmaz bir sabrın ve derin bir tasavvufi felsefenin somut, nefes alan, o ihtişamlı çağı bugün bize yaşatan muazzam bir tezahürüdür.

Bu eşsiz, dünyada bir daha asla tekrarı, eşi benzeri olmayan milli mirasa sahip çıkmak, onun taşıdığı gerçek tarihi ve maddi potansiyeli kulaktan dolma, yalan yanlış bilgilerle değil tamamen bilimsel, laboratuvar yollarıyla öğrenmek, onu usta sahte kopyalardan veya matbaa baskısı ucuz taşbaskı örneklerden ayırarak doğru kimliğiyle tescil ettirmek ve fiziksel bütünlüğünü bilimsel, laboratuvar ve müzecilik koruma yöntemleriyle muhafaza ederek yarınlara, sizden sonraki gelecek nesillere eksiksiz, sağlam aktarmak hepimizin boynunun borcu olan ağır, ulusal ve vicdani bir tarihi sorumluluktur.

Sizler de elinizde bulunan bu paha biçilemez kültürel hazinelerin üzerindeki zamanın o kalın sır perdesini aralamak, eserin taşıdığı gerçek sanatsal kimliği, o dev ustasını ve dünya çapındaki önemini uluslararası standartlarda bir akademik, resmi raporla belgelendirmek ve gerekli tüm profesyonel danışmanlık, değerleme, güvenilir alım-satım ve restorasyon rehberlik hizmetlerinden en güvenilir, en dürüst şekilde faydalanmak için kurumsal, şeffaf altyapımıza ve yılların getirdiği o sarsılmaz tecrübemize sonuna kadar güvenebilirsiniz. Bizler, sektör içindeki sarsılmaz, lider ve öncü konumumuzla, sanat tarihine, ecdadın dökülen o kutsal emeğine duyduğumuz sarsılmaz saygı ve alanındaki rakipsiz akademik uzmanlığımızla, eserlerinizin hak ettiği o gerçek itibarı, saygınlığı ve o devasa antika değerini gün yüzüne çıkarmak için daima, büyük bir onurla ve sorumluluk bilinciyle yanınızdayız. Tarihe dokunmak, mirasınızı bilimsel güvence altına almak ve hiçbir soru işareti kalmadan gerçekleri öğrenmek için uzman akademik heyetimizle iletişime geçmekten asla çekinmeyiniz.

Whatsapp